Karanfilsiz Hikâye İncelemesi


Adalet Ağaoğlu’nun “Karanfilsiz” adlı öyküsünde; modern yaşamla birlikte yavaş yavaş önemini yitiren, kaybolmaya yüz tutan kamyon ve araba kasaları süsleme işini yapan bir ustanın yaşamından yola çıkılarak toplumsal bir sorunun işlendiği görülür.

Öykü kahramanı, atlı araba ve kamyon kasaları süsleme işiyle uğraşmaktadır. Yaptığı işi seven, titiz biridir. Kamyon kasalarını gönlünce çeşitli renk ve desenlerle süslemektedir. Babası ve dedesi kendisiyle övünmektedir.

“Atlı araba, kamyon kasaları süslüyordu. Yeşiller, sarılar, maviler, kırmızılar, akarsular, göller, dağlar ve karanfiller onun da içini süsler, günlerini güzelleştirirdi. Bu arabaları, kamyonları sürenleri de sevindiriyor olmalıydı. Yoksa önünde neden sıraya girsinler, neden, gölün içinde bir kuğusu da mutlaka olsun, desinler?”

Süsleme ustası, bir kaportacı arkadaşı söyleyene kadar yaptığı işin önemsiz olduğunu hiç düşünmemiştir. Arkadaşıyla konuşmalar onu, yaptığı iş konusunda şüpheye düşürür ve iç çatışmalar yaşamaya başlar.

“Kasa yapımında çalışan kaportacı arkadaşı, sabah akşam karşısına geçip de inatla, sabırla, ona bunu öğretmeye kalkana dek, önemsiz bir iş yapmakta olduğunu bilmezdi. Kendisi için önemliydi, güzeldi, iyiydi. En iyi bildiği işti.”

Öykünün önemli bir özelliği de yazarın öykü kahramanlarına isim vermemesidir. Öyküde sadece iki kişi vardır. İsimleri yoktur. Biri süsleme ustası, diğeri kaportacıdır. Süsleme ustası zanaatı ve gelenekseli, kaportacı ise teknolojiyi ve modernleşmeyi temsil etmektedir.

Yazar, öyküyü “İşim mi eh işte… Caddeler, sokaklar, ne kadar kalabalık. Dükkân, vitrin önleri omuz omuza insan. Yüzler pek renksiz, ışıksız, gözler pek pırıltısız” cümlesiyle bitirir. Bu cümlede teknolojinin gelişmesiyle birlikte emek ve özen isteyen zanaatların da yavaş yavaş kaybolduğu, insanlarda da bunun yansımalarının görüldüğü vurgulanır.

Yazarın öykü içersinde “kendi olamama kavramı”, “kimlik sorunları”, “teknolojinin toplum ve bireyler üzerindeki etkileri”, “düş ve gerçek ilişkisi” gibi konuları da işlediği görülmektedir.

Öyküde ana metinden ayrı, hikâyenin başında ve sonunda ortaya çıkan, bir çerçeve izlenimi veren küçük birer metin kullanan yazar, hikâyeyi ilgi çekici, akıcı ve etkili hale getirebilmek için benzetme, kişileştirme ve mecaz söz sanatlarını kullanmıştır. Bunun yanında renkleri ve çiçekleri sembol olarak kullanmakta, boya ustasının çizdiği karanfil, gül, nilüfer ve papatya gibi çiçeklere anlamlar yüklemektedir. Bu çiçekler arasında en dikkat çeken ve öykü içersinde sıklıkla geçen karanfildir.

Hikâyenin başından itibaren aşama aşama boya ustasını “karanfilsiz” kalmaya götüren süreci, yani kamyon kasası süsleme zanaatının modernleşme ve makineleşmeyle birlikte önemini nasıl yitirdiğini görebilmekteyiz.

Öyküde süsleme işi yapan kişinin iş yaparken aklına babası ve dedesinin sözlerinin gelmesi bize bu işin aile mesleği olduğunu ve bir gelenek haline geldiğini gösterir. Bu tür meslekler eskiden babadan oğla geçerdi.

Öyküde karşılıklı konuşma, iç konuşma, betimleme gibi anlatım tekniklerinden yararlanıldığı görülür. Öykünün tamamında “bilinç akışı” tekniği kullanılmıştır.

Öykü, durum (kesit) öyküsüdür. Bu tür öykülere “Çehov tarzı öykü” de denir. Öyküde giriş, gelişme, sonuç bölümleri yoktur. Bunun yerine kahramanların iç dünyası ve yaşamlarından kesitler anlatılmıştır.

Öyküde belirgin bir zaman yok. Ancak öyküde anlatılanlardan yola çıkarak teknolojinin hızla gelişip el zanaatlarının kaybolmaya yüz tuttuğu bir zaman diliminden söz edilebilir.

Öykünün geçtiği mekân, atlı araba ve kamyon kasası süslemelerinin yapıldığı dükkândır. Bunun yanında sokak, cadde, atölye gibi mekân isimleri de vardır.

Öyküde gelenekselle modern yaşamın, teknolojiyle el emeğinin, eskiyle yeninin, süsleme ustasıyla kaportacının çatışması ve süsleme ustasının kendi iç çatışması görülür.

Öykü birinci tekil kişi ağzından, ilahi bakış açısıyla anlatılmış olmakla birlikte iç konuşma tekniğinden de yararlanılmıştır.

Yazar Hakkında - Adalet Ağaoğlu

Hayatı

Adalet Ağaoğlu,13 Ekim 1929’da Ankara’nın Nallıhan ilçesinde dünyaya geldi. Yazar dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu ve tek kızıdır. Kardeşleri; Doktor Cazip Sümer, oyun yazarı Güner Sümer ve işadamı Ayhan Sümer’dir

İlköğrenimini Nallıhan’da tamamladıktan sonra on yaşına kadar Nallıhan’da yaşadı. 1938’de ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşti. Ortaokuldan sonra liseye devam edebilmek için ailesiyle tartışmak zorunda kaldı. Ailesi kız çocuklarının okumasına karşıydı. Her şeye rağmen liseyi Ankara Kız Lisesinde tamamlamayı başardı. Bu yıllarda bir yandan da Fransızcadan çeviriler yapmaktaydı. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümüne gizlice kayıt yaptırdı. Fakülteden 1950 yılında mezun oldu.

Edebiyata ilgisi lise yıllarında başladı. Yazmaya şiirle başladı. Kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. Edebiyat alanındaki ilk yazıları 1946’da “Ulus” gazetesinde yayınlandı. 1948-1950 yılları arasında “Kaynak” dergisinde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı.

1951 yılında kütüphane memurluğu için açılan sınavı kazanarak TRT’de çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra dramaturg görevine geldi. Bu görevi süresince yerli ve yabancı oyunlardan birçoğunu radyo tiyatrosu haline getirdi. Ankara radyosunda göreve başladığı yıl ilk radyo oyunu olan “Aşk Şarkısı”nı yazdı. Radyoda görev yaparken tiyatro oyuncusu ve yönetmen dört arkadaşıyla birlikte Ankara’nın ilk özel tiyatrosu olan “Meydan Sahnesi”ni kurdu.

1953 yılında tiyatro konusunda bilgi ve görgüsünü arttırmak üzere Paris’e gitti. Sevim Uzungören’le birlikte yazdığı “Bir Piyes Yazalım” tiyatro oyunu aynı yıl Ankara’da sahnelendi.

1954 yılında mühendis Halim Ağaoğlu ile evlenen sanatçı, ilk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. 1970’te TRT’ den istifa eden sanatçı o tarihten itibaren yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı.

İlk romanı “Ölmeye Yatmak” 1973’te yayınlandı. İlk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Daha sonra “Bir Düğün Gecesi” ve “Hayır” adlı romanlarıyla bir üçleme oluşturdu. Bu romanlarıyla birçok ödül kazandı. Bu yıllarda yazdığı “Yüksek Gerilim” kitabı “Sait Faik Hikâye Ödülü”ne layık görüldü.

1988 yılında kendisine Anadolu Üniversitesi tarafından “Fahri Doktora” unvanı verildi. Aynı yıl Ankara Edebiyatçılar Derneği tarafından kendisine verilen “Onur Ödülü”nü reddetti. Öykü, roman, deneme, anı, günce türünde eserleri yayınlanan Ağaoğlu, 1991 yılında yeniden oyun yazarlığına döndü. 1983 yılından beri İstanbul’da yaşayan Ağaoğlu, halen yazma çalışmalarına burada devam etti.

Edebi Kişiliği

Adalet Ağaoğlu, ilk romanı “Ölmeye Yatmak” romanıyla birlikte bilinç akışı ve iç konuşma (monolog) ustası olduğunu belli etti. “Bir Düğün Gecesi” adlı romanı ise “bağımsız iç konuşma” tekniğiyle yazdığı ilk eseridir.

Romanlarında işlediği ana temalar; aydın kimliği, aydın sorumluluğu, aydın bunalımı, özümsenmemiş modern yaşam tarzı, soysal ve siyasal alanda yaşanan değişim süreçleri, kadın erkek ilişkileri, kadın kimliği ve toplumsal baskı unsurlarıdır.

Yazar, “Fikrimin İnce Gülü” dışındaki bütün romanlarını aydınlarla ilişkili olarak işledi. “Bir Düğün Gecesi” ve “Ruh Üşümesi” adlı romanlarında 12 Mart dönemini işleyen sanatçı, bu romanlarında siyasal bir çözümlemeden çok siyasi atmosferin bireyler üzerindeki etkisini sorguladı. Romanlarında bireyin iç dünyasındaki çatışmalarla, dış dünyadaki çatışmalarına yansıyan yönlerini dile getirmeye çalıştı.

Adalet Ağaoğlu, eserlerinde çok boyutlu konulara yönelmiş, toplumsal sorunları işlemeye özen göstermiştir. Romanları ele aldığı dönemler bakımından birbirlerinin devamı niteliğindedir.

Toplum ve birey ilişkisini gündemde tutan konuları ve iç konuşmaları işlemeyi seven yazar, her eserinde farklı bir dönemi ve süreci işlemiş, her eserinde farklı bir anlatım tarzını denemiştir. Olayları sorgulayıcı bir bakış açısıyla inceleyen yazarın eserlerinde Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülkemizde yaşanan toplumsal değişimlerin izlerini görmek mümkündür. Siyasi yöneticiler tarafından çeşitli baskılara maruz kalmışsa da sosyalist görüşteki çizgisinden ayrılmamıştır. Eserlerinde toplumsal konuların yanında “kadın” konusuna da geniş yer vermiştir

Eserleri

Öykü
Yüksek Gerilim, 1974
Sessizliğin İlk Sesi, 1978
Hadi Gidelim, 1982
Hayatı Savunma Biçimleri, 1997
Roman
Ölmeye Yatmak, 1973
Fikrimin İnce Gülü, 1976
Bir Düğün Gecesi, 1979
Yazsonu, 1980
Üç Beş Kişi, 1984
Hayır, 1987
Ruh Üşümesi, 1991
Romantik Bir Viyana Yazı, 1993
Dert Dinleme Uzmanı, 2014
Oyun (Tiyatro)
Evcilik Oyunu, 1964
Çatıdaki Çatlak, 1965
Tombala, 1967
Sınırlarda, 1970
Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar, 1973
Kendini Yazan Şarkı, 1976
Çok Uzak – Fazla Yakın, 1991
Duvar Öyküsü, 1992
Fikrimin İnce Gülü (uyarlama), 1995
Çağımızın Tellalı, 2011
Anı
Göç Temizliği, 1985
Gece Hayatım (rüya anlatısı), 1881
Deneme – İnceleme
Güner Sümer Toplu Eserleri, 1983
Adalet Ağaoğlu Seçmeler, 1993
Karşılaşmalar, 1993
Geçerken, 1996
Başka Karşılaşmalar 1996
Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar, 2002
Yeni Karşılaşmalar, 2011
Günce- Mektup
Damla Damla Günler, 2004
Damla Damla Günler (I-II-III), 2007
Mektuplaşmalar (Mehmet Baydur’la birlikte)

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiiri İncelemesi

Sanat Şiiri İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiiri İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiiri İncelemesi