Ziya Paşa Terkib-i Bend - 9. Bend - İncelemesi

 
Terkib-i Bend - 9. Bend - 

Pek rengine aldanma felek eski felektir

Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönekdir

Yâ bister-i kemhâda yâ vîrânede cân ver

Çün bây ü gedâ hâke berâber girecekdir

Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından

Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pekdir

Yakdı nice cânlar o nezâketle tebessüm

Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerekdir

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma

Zer-dûz pâlân ursan eşek yine eşekdir

Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde

İşret Güher-i âdemi temyîze mihekdir

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr

Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötekdir

Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz

Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerekdîr

Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib

Kânûn-ı cezâ âcize mi hâs demekdir

Milyonla çalan mesned-i izzetde ser-efrâz

Birkaç guruşu mürtekibin câyı kürekdir

Îmân ile dîn akçedir erbâb-ı gınâda

Nâmûs u hamiyet sözü kaldı fukarâda

                                      Ziya Paşa

Günümüz Türkçesiyle

Dünyanın rengine pek aldanma, dünya yine eski dünyadır, zira dünyanın uygunsuz yaradılışı dönektir.

İster ipekle döşenmiş yatakta, ister harap bir evde can ver, çünkü zengin ve fakir toprağa beraber girecektir.

Allah’a sığın uysal kişinin öfkesinden, zira yumuşak huylu atın çiftesi serttir.

O incelikle gülümseme nice canlar yaktı, aslanın cana kıyması da gülerek olur.

Aslı kötü olana soyluluk verir mi üniforma? Altından yapılmış semer vursan eşek yine eşektir.

Mayası kötü olan içki meclisinde anlaşılır, (içki) insanın özünü ortaya çıkaran bir ölçüdür.

Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azarlamayla uslanmayanın hakkı dayaktır.

Cahiller, cahillerin sohbetinden zevk alır, delilerin yakın arkadaşı da deliler olur.

Bağışlanmayla mı müjdelenmiş makam ve mevki sahipleri, ceza kanunu sadece güçsüz olanlara mı özeldir.

Milyonla çalan yüksek makamda başı dik dolaşır, birkaç kuruş çalanın (rüşvet alan) yeri kürek cezasıdır.

İnanç ile din paradır zenginlerde, namus ve hamiyet (kutsal değerleri koruma gayreti) sözü kaldı fakirlerde.

Eser Hakkında

Ziya Paşa’nın Terkib-i Bend’i her biri 10 beyit ve 1 vasıta beyitten oluşan 12 bentlik bir manzumedir. Bağdatlı Ruhi’nin Terkib-i Bend’ine nazire olarak yazılan eserin geneline bakıldığında biçim ve içerik olarak geleneksel anlayışı sürdürdüğü görülür. Tahlil edilen bent “9. Bent”tir.

Şiirin Biçim Yönünden İncelemesi

Nazım biçimi: Terkib-i Bend’tir.

Nazım birimi: Şiir, beyitlerden ve onların birleşimi bentlerden oluşmaktadır. Son beyitler vasıta beyittir.

Ölçüsü: Aruz ölçüsünün “mef û lü / me fâ î lü / me fâ î lü fe û lün” kalıbıyla yazılmıştır.

Uyak düzeni: “aa / xa / xa / xa / xa / xa / xa / xa / xa / xa / bb” biçimindedir.

Şiirin Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)

---felektir

---dönekdir
---girecekdir
---pekdir
---gülerekdir
---eşekdir
---mihekdir
---kötekdir
---gerekdîr
---demekdir
---kürekdir     “-ek” tam uyak; “-dir” redif

---gınâda

---fukarâda     “-â” tam uyak; “-da” redif

Şiirdeki Diğer Ahenk Unsurları: Şair, uyak ve rediflerin dışında ses tekrarı olan aliterasyonlardan (ünsüz seslerin tekrarı) ve asonanslardan (ünlü seslerin tekrarı) yararlanmıştır. Ayrıca bazı kelimelerin tekrarıyla da (felek-felektir, eşek-eşektir, nadanlar-nadanla gibi) hem ahengi arttırmış, hem de anlamı pekiştirmiştir.

Şiirin teması: Dünyanın geçiciliğidir.

Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi (Açıklama – Yorum)

1. beyit

Pek rengine aldanma felek eski felektir

Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönekdir

(Dünyanın rengine pek aldanma, dünya yine eski dünyadır, zira dünyanın uygunsuz yaradılışı dönektir.)

Dünya hem güneşin, hem de kendi etrafında dönmektedir. Mevsimler ve gece gündüz bu şekilde oluşmaktadır. Şair, bundan esinlenerek dünyanın yaradılışında dönmek olduğunu vurguluyor. Felek hem gökyüzü hem de baht, talih anlamlarında kullanılmaktadır.

Şairin asıl anlatmak istediği; insanın talihi bazen gülebilir, bazense tersine dönebilir. Her şey, her zaman yolunda gitmez. Çünkü dünyanın varoluşundan beri bu böyle devam etmektedir. İnsan, bunun bilincine varıp her tür tersliğe ve belaya hazır olmalıdır.

“Felek” iki anlamda (gökyüzü – talih) kullanılmıştır. “Tevriye” sanatı vardır.

“Dönek” kelimesi de iki anlamda (dönmek – döneklik) kullanılmıştır. Ayrıca “kişileştirme” yapılmıştır. “Döneklik” insanlara has bir özelliktir.

2. beyit

Yâ bister-i kemhâda yâ vîrânede cân ver

Çün bây ü gedâ hâke berâber girecekdir

(İster ipekle döşenmiş yatakta, ister harap bir evde can ver, çünkü zengin ve fakir toprağa beraber girecektir.)

Bu beyitte “dünyanın geçiciliği” vurgulanıyor. İnsan ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar malı mülkü olursa olsun bir gün ölecek ve tüm bu varlığını dünyada bırakacaktır. İster ipek döşekte, isterse yoksulluk içinde ölsün ikisinin de gideceği yer kara topraktır. İnsan, hiçbir zaman öleceğini unutmamalı ve aç gözlülüğe kapılmamalıdır. Zira dünya malı dünyada kalır.

3. beyit

Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından

Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pekdir

(Allah’a sığın uysal kişinin öfkesinden, zira yumuşak huylu atın çiftesi serttir.)

Şair bu beyitte, bulunduğu mevki ve güce dayanarak adaletsiz davranan kişilerin, zalimce davrandığı kişilerin uysallığına aldanmamasını, çünkü onların tepkisinin çok sert olacağını dile getiriyor. Şair, hem bütün insanlara hem de kendisiyle uğraşanlara sesleniyor. Bir gün her şeyin tersine dönebileceğini hatırlatıyor.

“Yumuşak huylu atın çiftesi pektir” sözü atasözü niteliğinde bir sözdür “irsal-i mesel” sanatı vardır.

4. beyit

Yakdı nice cânlar o nezâketle tebessüm

Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerekdir

(O incelikle gülümseme nice canlar yaktı, aslanın cana kıyması da gülerek olur.)

Şair bu beyitte, insanın görünüşe aldanmaması gerektiğini vurguluyor. Bazı insanlar duygu ve düşüncelerini belli etmez. Ancak günü gelince kendine yapılan haksızlıkların da cevabını çok sert bir biçimde vermesini bilirler. Bunu yaparken de nezaketi elden bırakmazlar.

Şair, aslanların avlanma esnasında ağızlarını açarak avlarını öldürmelerini gülümseme olarak algılıyor. Burada yüksek mevkilere gelmiş kişilerin çok can yaktıkları, canı yanan kişilerin de bir gün fırsatını bulunca aynı şekilde cevabını verebileceği vurgulanıyor.

5. beyit

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma

Zer-dûz pâlân ursan eşek yine eşekdir

(Aslı kötü olana soyluluk verir mi üniforma? Altından yapılmış semer vursan eşek yine eşektir.)

Bir insanın aslı bozuksa; ne giydiği üniforma ne zenginlik ne de bulunduğu mevki onu soylu yapmaz. Asalet insanın kişiliğinde vardır. Şair bu düşüncesini atasözü niteliğindeki bir sözle destekliyor.

“Altın semer vursan eşek yine eşektir” irsal-i mesel sanatı vardır.

“Bed-asla (aslı kötü)” ve “necabet (asalet)” kelimeleri arasında tezat sanatı vardır.

6. beyit

Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde

İşret Güher-i âdemi temyîze mihekdir

(Mayası kötü olan içki meclisinde anlaşılır, (içki) insanın özünü ortaya çıkaran bir ölçüdür.)

Pek çok insan ilişkilerinde ikiyüzlülük yaparak kendini farklı biri gibi gösterebilir. Ancak içki içtiği zaman gerçek yüzü ortaya çıkar. Bazıları içince çok konuşur, bazıları saldırganlaşır, bazıları da kendinden beklenmeyecek davranışlarda bulunur. Çünkü içkinin verdiği sarhoşluk insanın gerçek duygu ve düşüncelerini ortaya çıkarır.

İçki, bu beyitte miheke benzetilmiş. Mihek (mihenk taşı olarak da bilinir) altının ayarını ölçer. Açık istiare vardır.

7. beyit

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr

Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötekdir

(Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azarlamayla uslanmayanın hakkı dayaktır.)

Bir kişi sürekli yanlış yapıyorsa önce nasihatle uyarmalı, yanlış yapmaya devam ediyorsa azarlayarak uyarmalı, hala bu yanlışlar devam ediyorsa çok daha sert bir biçimde ceza verilmeli. Bu beyitteki “dayak” kelimesi mecaz anlamda kullanılmıştır. Asıl söylenmek istenen bir kişi tüm uyarılara rağmen yanlış yapmaya devam ediyorsa cezayı hak etmiş demektir.

Bu beyitte de irsal-i mesel sanatı kullanılmıştır.

8. beyit

Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz

Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerekdîr

(Cahiller, cahillerin sohbetinden zevk alır, delilerin yakın arkadaşı da deliler olur.)

Şair bu beyitte, bazı kişilerle neden arkadaşlık etmek istemediğini belirtiyor. Şaire göre cahiller cahillerin, deliler delilerin, akıllılarsa akıllıların sohbetinden hoşlanır. Bilgili bir kişi cahillerle ya da delilerle arkadaşlık edemez. Çünkü gerek ilgi alanları, gerekse davranış biçimleri birbiriyle uyuşmaz. Biri diğerini sıkıcı veya anlaşılmaz bularak rahatsız olabilir. O yüzden atalarımızın da dediği gibi: “Davul bile dengi dengine çalar”.

9. beyit

Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib

Kânûn-ı cezâ âcize mi hâs demekdir

(Bağışlanmayla mı müjdelenmiş makam ve mevki sahipleri, ceza kanunu sadece güçsüz olanlara mı özeldir.)

Şaire göre, makam ve mevki sahipleri işledikleri suçlardan dolayı hiçbir ceza almazken, güçsüzlere en ağır cezalar verilmektedir. Oysaki yasalar herkese eşit uygulanmalıdır. Şair, döneminin adalet sisteminden rahatsızdır.

“Af” ve “ceza” kelimeleri arasında tezat sanatı vardır.

10. beyit

Milyonla çalan mesned-i izzetde ser-efrâz

Birkaç guruşu mürtekibin câyı kürekdir

(Milyonla çalan yüksek makamda başı dik dolaşır, birkaç kuruş çalanın (rüşvet alan) yeri kürek cezasıdır.)

Bu beyitte şair, ceza kanunlarının herkese eşit uygulanmadığını dile getirmeye devam ediyor. Şaire göre hırsızlık bir suçtur, ancak yüksek makamlarda milyonları çalanlar cezasız kalırken, üç beş kuruşu zimmetine geçiren ya da rüşvet alan en ağır cezalara çarptırılabiliyor. Bu durum şaire çok ters geliyor. Adalet sistemi tarafsız olmalı ve herkese eşit uygulanmalıdır. Nasıl ki üç beş kuruş çalan en ağır cezalara çarptırılıyorsa, yüksek makamlarda bulunanlar da en ağır cezalara çarptırılmalıdır.

11. beyit (vasıta beyit)

Îmân ile dîn akçedir erbâb-ı gınâda

Nâmûs u hamiyet sözü kaldı fukarâda

(İnanç ile din paradır zenginlerde, namus ve hamiyet (kutsal değerleri koruma gayreti) sözü kaldı fakirlerde.)

Şaire göre, Bir toplumu ayakta tutan manevi değerleridir. Ancak bazı kişiler için manevi değerlerin yerini para ve paranın satın alabileceği şeyler almıştır. Bu durumda vatanı ve manevi değerleri koruma çabası fakirlere kalmıştır.

Şair bu beyitte, hak etmediği halde yüksek mevkilere gelen, haksız kazanç sağlayan bazı kişileri eleştiriyor. Bunların cezasız kalmalarından rahatsızlık duyuyor.

“İman, din, namus, hamiyet” kelimeleri arasında tenasüp sanatı (anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir arada kullanılması) vardır.

Bu beyit, vasıta beyit olduğu için bir sonraki bentte de benzeri konuların dile getireceği anlaşılıyor

Dil ve Anlatım

Terkib-i Bend, genelde yazıldığı dönemin (18. Yüzyıl) dil ve anlatım özelliklerini taşımaktadır. Beyitlerin çoğu atasözü niteliği taşımaktadır. Şiirin dili, Arapça ve Farsça kelimeleri barındırmasına rağmen anlatım akıcı ve anlaşılır bir niteliktedir. Şair, söz sanatlarına ve anlaşılması güç tamlamalara yer vermemiştir.

Genel Değerlendirme

Şiirde biçim olarak terkib-i bendin gelenekselleşmiş yapısı korunmuş, içerik olarak yeni fikirlere yer verilmiştir. Şiire duygudan çok, düşünce hâkimdir. Şiiri günümüze kadar getiren içeriğindeki atasözü niteliğindeki sözlerdir.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Yağmur Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiir İncelemesi

Elli Kuruş Öykü İncelemesi

Küçük Ağa Roman İncelemesi

Çalıkuşu Roman İncelemesi