Kerem Gibi Şiiri İncelemesi



Kerem Gibi

Hava kuşun gibi ağır!

Bağır
        bağır
                bağır
                         bağırıyorum.
Koşun
         Kurşun
               erit-
                    -meğe
                            çağırıyorum…
O diyor ki bana:
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
                                             Kerem
                                         gibi
                                              yana
                                                    yana…
«Deeeert
            çok,
                hemdert
                        yok»

Yüreklerin

kulakları
             sağır…
hava kurşun gibi ağır…
Ben diyorum ki, ona:
- Kül olayım
             Kerem
                  gibi
                      yana
                            yana.
Ben yanmasam
                sen yanmasan
                          biz yanmasak,
                          nasıl
                                çıkar
                                        karan-
                                               -lıklar
                                                   aydın-
                                                            -lığa
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
       bağır
             bağır
                    bağırıyorum.
Koşun
       Kurşun
               erit-
                  -meğe
                         çağırıyorum…

                          Nazım Hikmet

Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi

Şiir serbest nazım tekniğiyle yazılmıştır.

Şiirde ahenk; kelime ve ses tekrarlarıyla (aliterasyon, asonans) sağlanmış, geleneksel ölçü ve uyak anlayışının dışına çıkılmıştır. Dizelerin bölünmesiyle içerik ve biçime bütünlük kazandırılmış, bazı kelimeler bölünerek vurgu güçlendirilmiştir. Şiirde bazı dizeler uzun bazı dizeler kısa, bazı dizeler de hecelerden oluşmaktadır.

Bazı kelimelerin tekrarıyla (ağır, bağır, yana yana) şiirde hem ahenk hem de anlam yönünden bir bütünlük sağlanmıştır.

Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi 

Açıklama – Yorum

Toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılan şiirde, Fuzuli’yi anımsatan (dert çoh hem derd yoh düşmen kavi tâli zebun) dizeler, hem de halk hikâyelerimizden Kerem’in hikâyesini (Kerem ile Aslı) anımsatan dizeler dikkat çekicidir.

«Deeeert

            çok,
                hemdert
                        yok»

 

- Kül olayım
             Kerem
                  gibi
                      yana
                            yana.

 Hava kuşun gibi ağır!” dizesinde gökyüzünün gri bir renk alıp koyu bulutlarla kapalı olduğu durumlarda kullanılan bir ifadedir. Şair, buradan hareketle savunduğu görüşlerin her an bir yağmur gibi tüm insanlığı saracağı ve onlara hayat vereceği bağlantısını kurmuştur. “Hava toprak gibi gebe” ifadesi de bu bağlamda söylenmiştir. Ancak şaire göre “yüreklerin kulakları sağırdır”.

Şiirde anımsatılan Kerem İle Aslı hikâyesinde “Kerem, yıllarca Aslı’ya kavuşmak için pek çok acı ve sıkıntıya katlanır. Tam kavuştuğunu sandığı anda Aslı’nın giydiği elbisenin sihirli olması nedeniyle bir türlü düğmeleri çözemez. Bir ah çeker ve Aslı’ya kavuşamadan yanarak kül olur.” Şair, buradan hareketle tüm şartların uygun olmasına rağmen istediği toplumsal düzenin kurulamayacağı kaygısıyla Kerem gibi yanmaktan söz ediyor.

Şiirde vurgulanan bir başka durum da şairin başka şiirlerde de vurguladığı “toplumun mutluluğu ve refahı için kendini feda etme” fikridir. Bu doğrultuda şair toplumun uyanması ve başkaldırması için çağrıda bulunuyor. Şairin bu çağrısı her ne kadar toplumda yerini bulmasa da şair bir gün bunun gerçekleşeceğine inanıyor.

Ben yanmasam

                sen yanmasan
                          biz yanmasak,
                          nasıl
                                çıkar
                                        karan-
                                               -lıklar
                                                   aydın-
                                                            -lığa

İnsanlığın aydınlanması için bazı aydınların çeşitli zorluk ve sıkıntılara katlanması gerekiyor.

Şiirde geçen “ o diyor ki bana” dizesinde geçen “o” ülkenin sorunlarını bilen ancak sessiz kalmayı tercih eden aydınlardır. Şair ise yanmak pahasına -ki gerçek hayatı da hapishanelerde ve gözetim altında geçmiştir- toplumu uyandırmayı ve mücadeleye çağırmayı kendine görev ediniyor.

Şiirin teması: sınıfsal mücadeleye çağrıdır. 

Şiirdeki Söz Sanatları

“Hava kurşun gibi ağır” benzetme (teşbih) sanatı

“Hava toprak gibi gebe” benzetme sanatı

“Kerem gibi yana yana” benzetme sanatı, telmih (eski bir olay ya da kişiyi anımsatma) sanatı

“kül olursun ey!” nida sanatı

Dil ve Anlatım

Şiir sade, açık, yalın ve akıcı bir dille yazılmıştır. Şiirin lirik bir anlatımı olmakla birlikte bazı dizelerde düşünce ağır basar. Şiirde geniş kitlelere hitap etmek ve onları harekete geçirmek amacıyla söylenen sözler dikkat çeker.

Şiir, serbest nazım tekniğiyle yazıldığı için dizelerde durak da bulunmaz. Durak yapılmak istendiğinde yeni bir dize kurulur.

Klasik şiir anlayışında her dize büyük harfle başlarken Kerem Gibi şiirinde anlam tamamlanıncaya kadar, dize başları küçük harfle başlamaktadır. Şairin serbest nazıma getirdiği en büyük yeniliklerden biri de dizeleri merdiven basamakları biçiminde yazmasıdır.

Şair Hakkında - Nazım Hikmet

Hayatı

Türk ve dünya edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya geldi.

Babası Hikmet Bey Matbuat Umum Müdürüdür. Annesi Celile Hanım ise piyano çalan, resim yapan Fransızca bilen eğitimli bir kadındır. Asıl adı Mehmet Nazım olan Nazım Hikmet, ilkokulu bitirdikten sonra arkadaşı Vâlâ Nurettin’le birlikte Mekteb-i Sultani’nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesi maddi sıkıntıya düşünce ertesi yıl Nişantaşı Sultanisi’ne devam etti. Dedesi Nazım Paşa’nın etkisiyle şiir yazmaya başladı.

1917’de Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girdi. 1919’da mezun oldu. Hamidiye Kruvazörü’ne güverte subayı olarak atandı. Sağlık durumu nedeniyle 1920’de askerlik görevinden ayrıldı. Bu sıralarda hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. Bahriye Mektebi’nde, öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’ya hayrandı. Yazdığı şiirleri gösterip görüşlerini alıyordu.

1920’de Alemdar gazetesinin düzenlediği yarışmada “Bir Dakika” adlı şiiriyle birincilik kazandı. İstanbul’un işgal altında olduğu günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı.

1921’de Vâlâ Nurettin’le Ankara’ya gitti. Birlikte, İstanbul gençliğini “Milli Mücadele”ye çağıran bir şiir yazdılar. Şiir, çok beğenilince Bolu’ya öğretmen olarak atandılar.

Bolu’da kalpaklı bu iki genç tepkilerle karşılaştı. Peşlerine gizli polis takıldı. Birlikte Moskova’ya gitmeye karar verdiler. Batum üzerinden Moskova’ya ulaştılar. Nazım, burada serbest şiirle tanıştı, ilk serbest şiirlerini yazdı. Moskova’da üniversiteyi bitirince, 1924 yılında sınırdan gizlice geçerek Türkiye’ye döndü. “Aydınlık” dergisinde çalışmaya başladı. İzlendiğini anlayınca İzmir’e geçti.

1925’te Şeyh Sait isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında 15 yıla mahkûm edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla üç ay daha hapse mahkûm edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı.

1928’de Bakü’de ilk şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü” yayınlandı. Aynı yıl içinde gizlice Türkiye’ye döndü, yakalanıp Ankara’ya götürüldü. Kısa bir tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.

İstanbul’da Zekeriya Sertel’in yayınladığı “Resimli Ay” dergisinin yazarları arasına katıldı.

1929 yılında “Putları Yıkıyoruz” başlığıyla bir yazı hazırlayıp Abdülhak Hamid Tarhan, Mehmet Emin Yurdakul gibi dönemin etkili şairlerine yönelttiği eleştiriler büyük ilgi gördü. Aynı yıl “835 Satır”, “Jokond ile Si–ya–u”, ertesi yıl “Varan 3 1+1=1” kitapları yayınlandı.

1930’da “Salkımsöğüt” ve “Bahri Hazel” şiirlerini, plağa okudu. Plak, halktan büyük ilgi görünce hakkında dava açıldı.

1932’de “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” ile “Gece Gelen Telgraf” kitapları basıldı. “Kafatası” ve “Bir Ölü Evi” isimli oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelendi.

Bir bildiri nedeniyle başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933’te Bursa cezaevine gönderildi. 5 yıl hapse mahkûm oldu. Kısa bir süre tutuklu kaldıktan sonra salıverildi.

1935’de Piraye Altınoğlu ile evlendi. Akşam gazetesinde “Orhan Selim” takma adıyla fıkralar yazmaya başladı. Yine farklı isimlerle romanlar, oyunlar, operetler yazdı. “Taranta Babu’ya Mektuplar” kitabı yayınlandı. “Unutulan Adam” oyunu şehir tiyatrolarında sahneye kondu.

1936’da “Şeyh Bedrettin Destanı” adlı kitabı yayınlandı.

1938’de Harp Okulu öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı. Ankara Cezaevi’ne kondu. 15 yıl hapse mahkûm edildi. İstanbul Cezaevi’ne getirildi. Askeri Mahkeme’de ayrıca yargılanıp bir 20 yıl daha hapse mahkûm oldu. 10 yılı aşkın Çankırı ve Bursa cezaevlerinde kaldı. Cezaevlerinde sürekli yazdı. 1950’de açlık grevine başladı. Sağlık durumu nedeniyle Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırıldı. Yürürlüğe giren “af yasası” ile tekrar özgürlüğüne kavuştu.

Piraye Hanım’dan ayrılıp, sürekli cezaevine ziyaretine gelen Münevver Andaç ile evlendi. Doğan çocuklarına Mehmet adını verdiler.

Sürekli izlendiğini anlayınca 1951 yılında Karadeniz yoluyla tekrar Moskova’ya gitti. 1951’de “Bakanlar Kurulu Kararı”yla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.

Kitapları pek çok dile çevrildi. Yurtdışında pek çok uluslararası kongreye katıldı. 1959’da Vera Tulyakova ile evlendi. 3 Haziran1963’te bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Moskova’da toprağa verildi.

Edebi Kişiliği

Nazım Hikmet, ilk şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı. Ancak şiirleri içerik olarak diğer hececi şairlerden uzaktı.

Moskova’da yaşadığı yıllarda özellikle gelecekçiliğin (fütürizm) önemli isimlerinden Mayakovski’nin etkisiyle serbest nazım tarzında, toplumsal içerikli şiirler yazmaya başladı.

Şiirleri, biçim ve içerik özellikleriyle geleneksel Türk şiir anlayışından farklı yazılmış şiirlerdi. Şiirlerinde dizeler, hatta sözcükler kırılarak merdiven biçiminde sıralanmış, kelime tekrarları, iç uyaklarla ahenk sağlanmış, yeni konu ve sözcüklerle içerik zenginleştirilmişti.

“835 Satır” isimli kitabı yayınlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ancak Ahmet Haşim, Yakup Kadri gibi şairler ondan övgüyle söz etti. Kendisini izleyen genç şairler de serbest şiire yöneldi. 1936’ya kadar yayınlanan kitaplarıyla Cumhuriyet Dönemi şiirinin değerlerini kökünden sarstı. Divan ve halk şiiri söyleyişlerini, çağdaş bir şiir anlayışı içinde eritmeyi başardı.

Şeyh Bedrettin Destanı ile Nazım Hikmet’in şiirlerinde yeni bir dönem başlamış oldu. Kuvayı Milliye Destanı’nda ulusal güçlerin örgütlenerek kurdukları direnme cepheleri, işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçıran yurtseverlerin eylemleri anlatılmış, sonraki bölümlerde savaş sahneleri verilmişti. İki tarihsel dönemi simgeleyen parçalarda, o koşulların yarattığı insanlar anlatılıyordu destanda. En önemli eserlerinden “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı 1941’de cezaevinde yazmaya başladı. Geniş bir zaman diliminin öyküsünü anlatan bu eser; düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı yeni bir türün habercisi oldu.

Nazım Hikmet, Son dönem şiirlerinde yurt özlemini, barışa ve gelecek güzel günlere olan inancını, aşkı, umudu, ölümü, insana özgü her şeyi konu almaya başladı.

Eserleri

Şiir
Nazım Hikmet’in ilk şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü” 1928de Bakü’de yayınlandı.
835 Satır (1929)
Jokond ile Si-ya-u (1929)
Varan 3 (1930)
1+1=1 (1930)
Sesini Kaybeden Şehir (1931)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932)
Gece Gelen Telgraf (1932)
Portreler (1935)
Taranta Babu’ya Mektuplar (1935)
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936)
Saat 21-22 Şiirleri (1965)
Dört Hapishaneden (1966)
Rubailer (1966)
Ferhat ile Şirin (1965)
Memleketimden İnsan Manzaraları (1966)
Kurtuluş Savaşı Destanı (1965, Kuvayı Milliye adıyla 1968)
Yeni Şiirler (1966)
Son Şiirleri (1970)
Tüm Eserleri (1980, sekiz kitap)
Tiyatro
Kafatası (1932)
Bir Ölü Evi (1932)
Unutulan Adam (1935)
Diğer Eserleri
Şeyh Bedrettin Destanına Zeyl, Milli Gurur (1936)
İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla fıkralar, 1936)
Alman Faşizmi ve Irkçılığı (inceleme, 1936)
Sovyet Demokrasisi (inceleme, 1936)
Nazım Hikmet’in pek çok dile çevrilen eserleri, 1938’den 1965’e kadar Türkiye’de yayınlanmadı.

Genel Değerlendirme

Nazım Hikmet, bu şiirini toplumsal gerçekçi bir anlayışla yazmış, işçi sınıfını haklarını aramak için mücadeleye çağırmıştır.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiiri İncelemesi

Sanat Şiiri İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiiri İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiiri İncelemesi