Sis Şiiri İncelemesi
Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet,
ey şehr;
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar,
alaylar;
Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet,
ey şehr;
Tevfik
Fikret
18
Şubat 1317 / 3 Mart 1902 ( Tanin, sayı 1, 1324 / 1908)
Günümüz Türkçesiyle
Ufuklarını yine bir inatçı duman
sarmış,
Örtün evet ey facia… Örtün, evet ey
şehir;
Ey gösterişler, kuru gürültüler,
şanlar, alaylar;
Örtün, evet, ey facia… Örtün, evet,
ey şehir;
Şiir
Hakkında
Tevfik Fikret’in “Sis”
adlı şiirinin altında 18 Şubat 1317 (Miladi takvime göre: 3 Mart 1902) tarihi
bulunmaktadır. Şair, bu şiirinde “istibdat rejimini” eleştirmektedir.
Sis olayı İstanbul’da
sıkça görülen bir durumdur. Sis İstanbul için özel bir durum ifade eder. Şehir
normalde bile büyük ve ürperticiyken bir de sise büründüğü zaman daha da
ürpertici bir duruma gelir. Sis burada dönemin siyasi yapısını temsil
etmektedir.
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Nazım
biçimi: “Serbest Müstezat”tır.
Uyak
düzeni: “aa / bb / cc / dd / ee / ff… şeklinde devam eder.
Ölçüsü:
Aruz
ölçüsünün “mef û lü / me fâ î lü / me fâ î lü / fe û lün” kalıbıyla yazılmıştır.
Şiirin
Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)
---muannid
---alaylar
---şehr
Şiirdeki
Diğer Ahenk Unsurları
Şiirde uyak, redif ve
ölçü dışında; şiir boyunca “ey” ünlemi tekrar edilerek ahenk güçlendirilmiş
aynı zamanda şiire akıcılık kazandırılmıştır.
Şiirde “e”, “a” ve “u”
sesleriyle asonans yapılarak iç ahenk sağlanmıştır.
Ayrıca şiirde ahengi
güçlendirme ve anlamı vurgulamak için bazı kelime tekrarlarının da yapıldığı
görülür.(örtün… örtün, hele sizler… hele sizler, evet…evet gibi)
Şiirin
teması: İstanbul’dur. Ancak şair İstanbul’u anlatırken
dönemin sosyal ve siyasal yapısını da eleştirmiştir.
Şiirin Anlam Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Tevfik Fikret, şiirinde
önce İstanbul’u ağır bir sisin sardığını söylüyor. Sonra sisin içindeki İstanbul’u
tasvir ediyor. İstanbul’un tasvirinde istibdat yönetiminin (II. Abdülhamit
dönemi) etkisini ve şairde uyandırdığı karamsar ruh halinin yansımalarını
görüyoruz.
Sis şiirinde hedef
sultandır. Fakat şair, İstanbul’u, tarihi, insanları, içten ve dıştan, yakın ve
uzak görünümüyle “simge şehir” olarak hedef almıştır. Ufuklarını bir inatçı
duman sarmış, gittikçe çoğalan bir beyaz karanlık ki basıncının altında
cisimler silinmiş gibidir, bütün levhalar tozlu bir bulanıklıktan ibarettir;
bir tozlu ve heybetli bulanıklık ki bakışlar dikkatle dibine işleyemez, korkar!
Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı
muannid,
Bu betimleme şairin ruh
halini yansıtır, ancak betimlemeden sonra gelen dizelerde “Sana layık bu derin, karanlık örtü, ey zulümler sahnesi” diyerek
tüm şehri suçlar.
Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i
müzlim,
Tevfik Fikret, Sis adlı
şiirini derin ümitsizlik ve yalnızlık duyguları içinde kaleme almıştır.
Fikret’in kötümserliği İstanbul’un maddi manevi bütün varlığına karşı duyulmuş
güçlü bir nefret halinde kendini gösterir.
Şair İstanbul'u sadece
tasvir etmez, tarihini de hatırlatır. Daha kurulurken bir ihanet eli temeline
lanetin zehirli suyunu katmış gibidir. O, Doğu’nun çekici kraliçesidir. Bin
kocadan arta kalan dul bir kız gibidir. Sevimlidir ama kirli kadınlar gibi.
Seveni çoktur ama o, hepsine karşı duygusuzdur. İçinde yaşayanlara ikiyüzlülük,
kıskançlık ve çıkarcılık kiri bulaşmıştır. Temizliğin zerresi bulunmaz.
Görüldüğü gibi şair,
karmaşık duygular içindedir. Bu öyle bir hale gelir ki şair, İstanbul’u bir
taraftan sevimli, çekici ve güzel bir kadına, diğer taraftan duygusuz, acımasız
ve kirletilmiş bir kadına benzetir.
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i
bâkir;
Öyleyse bu şehir
pisliklerini göstermemek için ağır bir sisle örtünmelidir.
Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet,
ey şehr;
Şair, İstanbul’u tasvire devam eder. Şairin hedefinde
sadece insanlar yoktur; saraylar, medreseler, mahkemeler, imaretler(hayır
kurumları), türbeler, camiler, surlar ve sokaklar da vardır. İstanbul
un gösterişli görünümü içinde; viraneler (yıkık dökük binalar), kötülerin uykulu
pusu yerleri; kapkara damlarıyla ayakta duran, yası temsil eden sakin ve
yıpranmış evler; her biri bir leyleğe,
bir çaylağa vatan olan acılıkla somurtmuş gamlı ocaklar vardır. Şair, sadece
“sansür, casusluk, ihbar, sürgün” gibi uygulamaları değil, bütün bir şehir
olarak İstanbul’u eleştirmiştir.
Şair, halkı istibdattan ayrı tutmaz. Tüm şehri
yönetimin bir işbirlikçisi gözüyle görmeye başlar. Bu kadar gösterişin içinde
iyi ve güzel hiçbir şey yoktur. Seyredenleri kendine hayran bırakan camiler,
saraylar, medreseler, mahkemeler birer kötülük mekanıdır. Her yerde matem ve
karabasan havası hakimdir.
Katil kuleler, kal’alı zindanlı
saraylar;
Tevfik Fikret, şiirinde
yüksek mevkilere çıkan yolu; “ayak öpme yolu” olarak görmüş ve onlar için
“namus”un hiçbir önemi kalmadığını şu dizelerle dile getirmiştir:
“Ey cevî-i esâtîre düşen hâtıra:
nâmûs;
Sansür ve istibdadı ise
“Ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-i siyâsî;
/ Ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî” dizeleriyle dile getirir.
Bu dizelerde geçen “kalem”
gazeteci yazar, bürokrat ve memurlar, “seyf” ise askerlerdir. Baskı altındaki bu iki zümre de birer siyasi
mahkuma benzetilir.
Şairin yoğun sis içinde
gördüğü bunlardır. Doğanın sisi dağılacak ancak istibdadın sisi devam
edecektir. Bütün bu manzara içinde şairin en korumasız ve kimsesiz gördüğü
çocuklardır. Onlar sisin ve istibdadın yükünü taşıyacak güçte değillerdir.
Ey mâder-i hicrân-zede, ey hemser-i
muğber;
Dil
ve Anlatım
Sis
şiirinde, resmedercesine tasvir ile hayal gücünü harekete geçirme söz
konusudur. Şiir, Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür. Ancak anlatım
akıcıdır. Şiirde sözün musiki gücünden yararlanılmıştır.
Şair “sis” imgesi ile o
zamanki hükümet merkezi olan İstanbul’u kişileştirir. Anlatımında teşbih
(benzetme), teşhis (kişileştirme), hüsn-i talil (güzel bir nedene bağlama),
tezat (zıtlık), nida (seslenme) gibi söz sanatlarından ve imgelerden
yararlanır.
Şiir, iki bentten
oluşmaktadır. Her bendin sonunda “Örtün…” diye başlayan beyitler nakarat gibi
kullanılmıştır.
Şiirin anlatımı; şairin
karamsar, ümitsiz ve karmaşık duyguları barındıran ruhsal yapısını da
yansıtmaktadır.
Şair
Hakkında - Tevfik Fikret
Hayatı
Tevfik Fikret, 24 Aralık
1867’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik’tir. Çocuk yaşta annesinin
ölümü, onu hayatı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi’nde
sonra Galatasaray Sultanisi’nde yaptı. Burada Recaizade Mahmut Ekrem’in
öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşta şiire yöneltti.
1888 yılında
Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odasında
(Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı.
Yeterince çalışmadan para kazandığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Daha sonra
kısa sürelerle çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i
Âli’sinde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1890 yılında dayısı Mustafa
Bey’in kızı Nazime Hanım’la evlendi.
1891’de “Mirsad” dergisinin
açtığı şiir yarışmasının birinciliğini kazanınca, edebiyat çevrelerinin
dikkatini çekti. 1892’de Galatasaray Sultanisi’ne Türkçe öğretmeni olarak
atandı.
1894’te Hüseyin Kazım
Kadri ve Ali Ekrem Bolayır’la birlikte “Malumat” dergisini çıkarmaya başladı.
1895’te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde
onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray Sultanisi’ndeki görevinden istifa etti
ve inzivaya çekildi.
Şiir konusunda bir süre
suskun kalan Fikret, İsmail Safa’nın yönettiği “Mirsad” dergisinde “Bahar”
isimli şiirini yayınlayarak suskunluğunu bozdu. Aynı yıl Mirsad’da 18 şiiri
daha yayınlandı. Derginin açtığı iki yarışmada da birincilik kazanarak ününü
arttırdı.
1895’te Recaizade
Ekrem, Fikret’i bir bilim dergisi olan “Servet-i Fünun” un sahibi Ahmet
İhsan’la tanıştırdı. Dergi, Tevfik Fikret yönetiminde edebiyat dergisi olarak
çıkmaya başladı. Şair, 1895 yılının haziran ayında oğlu Haluk’un doğumuyla baba
oldu. O sıralarda sanat yaşamının en verimli devresini yaşamaktaydı. Şiirlerini
“Mehmet Tevfik” yerine “Tevfik Fikret” olarak yayınlamaya başladı.
Yönettiği derginin
etrafına yenilikçi bir grup aydın toplanmıştı. Bu topluluğun hareketine
“Edebiyat-ı Cedide” dendi. Kurulan bu topluluk siyasi eylem ve söylemlerden
uzak duruyordu.
Tevfik Fikret’in
şiirlerindeki toplumsal içerik zamanla artarak ulusalcılık ön plana çıktı. 1897
Osmanlı – Yunan Savaşı’nda Türklerin büyük bir zafer kazanmasından etkilenerek
kahramanlık şiirleri yazdı. 1897’den itibaren Robert Koleji’nde Türkçe dersleri
vermeye başladı.
Tevfik Fikret, okul
dışında kalan tüm zamanını dergi işlerine ayırıyordu. O günlerde dostu İsmail
Safa’nın evinde okuduğu Abdülhamit karşıtı bir şiiri, gözaltına alınmasına yol
açtı. Evi arandı. Söz konusu şiir bulunamayınca birkaç gün sonra serbest
bırakıldı. Çok geçmeden başka bir bahaneyle tekrar gözaltına alınınca Fikret’te
inzivaya çekilme ve başka bir ülkeye gitme düşüncesi derinleşti. Ancak bu
hiçbir zaman gerçekleşmedi.
1900 yılında ilgiyle
karşılanan ilk kitabı “Rübab-ı Şikeste”yi
yayınlayan Fikret, Ahmet İhsan’la birlikte dergi yönetiminde uyuşamadığı için
ertesi yıl topluluktan ayrıldı. Yerine Hüseyin Cahit geçti. Birkaç ay sonra
Hüseyin Cahit’in Fransız İhtilalı üzerine yaptığı bir çeviri nedeniyle dergi
kapatıldı ve grup dağıldı.
1912’de Trablusgarp Savaşı
nedeniyle Meclisin feshedilmesine tepki olarak “Doksanbeşe Doğru” adlı şiirini yazdı. Eleştirilerine devrin
yolsuzluklarını dile getiren “Han-ı Yağma”
ve I. Dünya Savaşı’na girilmesini yeren “Sancak
Şerif Huzurunda” şiirleriyle devam etti. Fikret’in şiirleri devrin
yöneticilerini kızdırdı ve muhafazakâr çevrelerden ağır eleştiriler almasına
neden oldu. Bu olumsuz tepkiler şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep oldu
ve sağlığı bozuldu.
Modern bir okul açmak,
yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri vardı ama bozulan sağlığı
nedeniyle bunları gerçekleştiremedi. Son yıllarını çocuk şiirleri yazmakla
geçirdi. Çocuklar için yazdığı şiirlerini “Şermin”
adlı kitabında topladı. Geçirdiği ameliyat sonrası 19 Ağustos 1915’te Aşiyan’da
hayata gözlerini yumdu. Aşiyan, 1945 yılında müze haline getirildi. Mezarı 24
Aralık 1961’de Aşiyan’ın bahçesine taşındı.
Edebi
Kişiliği
Tevfik Fikret,
yenilikçi ve değişimci sanat anlayışıyla edebiyat alanında adını duyuran bir
sanatçıdır. Yarattığı konu zenginliği ile Türk şiirinin ufkunu açan, yeni bir
biçim ve söyleyiş kurgusu oluşturan, kendinden sonra gelen kuşaklara sanat ve
fikir bakımından örnek oluşturan biridir.
Servet-i Fünun
dergisiyle yeni bir edebiyat hareketinin başlamasına önderlik eden Fikret,
yazdığı şiirlerle hem konu hem de yapısal açıdan yeni ve farklı bir yol
çizmiştir. Şaire göre her şey şiirin konusu olabilir.
Tevfik Fikret’in kaleme
aldığı düzyazıları da dikkat çekicidir. Bu yazılar hem kendi sanat anlayışını
yansıtması bakımından hem de Edebiyat-ı Cedide (yeni edebiyat) hareketinin
edebiyat ve sanat anlayışını dile getirmesi bakımından ayrı bir önem
taşımaktadır.
Tevfik Fikret’in1901
sonrası şiirlerinde büyük bir değişim gözlenir. Servet-i Fünun döneminde daha
ılımlı bir üslupla şiirler yazan sanatçı, topluluğun dağılmasıyla birlikte daha
sert ve daha yüksek bir sesle şiirler yazmaya başlar. Bunun ilk örneğini “Sis” şiiriyle veren şair, çocuklar için
yazdığı şiirler hariç, son günlerine kadar bu üslubunu korumuştur.
Fikret, nazım biçimi,
nazım tekniği gibi konulara duyarlılıkla yaklaşırken dil konusunda böyle bir
tutum sergilememiştir. Anlatımındaki eski söyleyişe ve kendi yarattığı
terkiplere aşırı bağlılık şiirlerini anlaşılması zor bir hale getirmiştir. “Ferda”, “Millet Şarkısı”, “Han-ı Yağma”,
“Haluk’un Vedaı” gibi şiirleriyse
yalın ve anlaşılır bir Türkçeye yöneldiği şiirleri arasında sayılabilir.
Tevfik Fikret’in sanat
anlayışını üç dönemde inceleyebiliriz. Bunlardan birincisi “sanat için sanat”
görüşüyle yazdığı dönemdir. “Rübab-ı
Şikeste” kitabında yer alan şiirleri buna örnek olarak gösterilebilir.
İkinci dönem geçiş
dönemi olarak adlandırılabilir. “Haluk’un
Defteri” kitabındaki şiirleri bu dönemde yazılmıştır.
“Toplum için sanat”
görüşüyle yazdığı şiirlerini de “Rübabın
Cevabı” kitabında toplamıştır.
Eserleri
Şiir
Haluk’un Defteri (1911)
Rübabın Cevabı (1911)
Şermin (1911, çocuklar için yazdığı şiirler)
Tarih-i Kadim (1905)
Son Şiirler (1952, hazırlayan Cevdet Kudret)
Genel
Değerlendirme
Baskıcı bir yönetimin
idaresinde dönemin yazar ve şairleri susturulmuş, hapse atılmış ya da
sürülmüştür. Dönemin etkisiyle bazı yazar ve şairler toplumsal yaşamın dışında
“aşk”, “özlem”, “hayali bir ülke” gibi bireysel konulara yönelmiştir. Böyle bir
ortamda Tevfik Fikret, kendi bakış açısından “sis” imgesiyle dönemin baskıcı yönetimini
ve bunun karşısında suskun kalan tüm İstanbul’u acımasızca eleştirmiştir.
Tevfik Fikret’in “Sis” şiiri, her ne kadar Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklü olsa da bir dönemi ve bir dönemin sanat anlayışını yansıtması bakımından önemli bir belge niteliği taşır.
