Pandomima Hikâye İncelemesi
Öykünün
Özeti
İnsanları güldürmeyi, eğlendirmeyi
kendine iş edinmiş Paskal, yalnız, kimsesiz ve mutsuz bir tiyatro oyuncusudur.
Seyircilerden Eftalya
adlı genç bir kıza âşıktır. Ancak bu gizli bir aşktır. Aşkını kimselere
söyleyemez. Birkaç hafta tiyatroya gelmeyen genç kız başka biriyle evlenmiştir.
Eftalya, bir gün tiyatroya kocasıyla birlikte gelir.
O gece evine hüzünlü
bir şekilde dönen Paskal, ertesi gün evinde asılı bir şekilde bulunur. Görenler
Paskal’ın ölü taklidi yaptığını zanneder. Ancak Paskal, gerçekten ölmüştür.
Kişiler
Öykünün başkahramanı
Paskal, 33 yaşında, insanları güldürmeyi kendine meslek edinmiş bir pandomima
oyuncusudur. Paskal, şişman, yalnız, kimsesiz ve mutsuz biridir.
Eftalya, Paskal’ın âşık
olduğu genç kızdır. Sürekli pandomima seyretmeye gelir. Paskal’ın ona âşık
olduğundan haberi yoktur. Başka biriyle evlenerek Paskal’ın tüm hayallerini
yıkmıştır.
Diğer kişiler; ihtiyar
Rum kadın, Eftalya’nın validesi ve mahallelilerdir.
Yer
(Mekân)
Olayın geçtiği yerler;
Haseki, yeni bahçe, tiyatro salonu ve Paskal’ın evidir.
Zaman
Olayların geçtiği
zaman; “yazın bir öğle üzeri”, “yazın bir cuma günü” gibi ifadelerle
belirtilir.
Dil
ve Anlatım
Öykünün anlatımında pek
çok Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanılmıştır.
Ayrıntılı ve mecazlı
bir anlatıma yer verilmiştir. Betimlemelerden ve benzetmelerden faydalanılmıştır.
Öyküleyici anlatım
biçimi kullanılmış aynı zamanda iç konuşma tekniğiyle desteklenmiştir.
Öykü, olayların öncesi
ve sonrasını, kişilerin aklından geçenleri bilen, duygularını anlayan bir
anlatıcının “ilahi bakış açısıyla” anlatılmıştır.
Konusu
ve Ana fikri
Paskal insanları
güldürerek hayatını kazanan bir oyuncudur. Ancak kendisi yalnız ve hüzünlü bir
hayat sürmektedir. Kendini çirkin ve maskara biri olarak görmektedir.
Seyirciler Paskal’ı o kadar komik buluyorlardı ki öldüğünde bile ona gülmüşlerdi.
İnsanlar ölüm karşısında hüzünlenir, ancak Paskal’ın ölümü onları güldürüyor.
Yazar böylece bir çelişkiyi çarpıcı bir biçimde vurguluyor. Öykü boyunca yalnız
ve mutsuz bir oyuncunun insanları güldürmesi, öykü sonunda doruk noktasına
çıkıyor.
Bu öyküyle yazar, dış
görünümün yanıltıcı olduğunu, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını
vurguluyor. Aynı zamanda bazıları için önemsiz olan şeylerin bazıları için
hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Öykünün
Türü
Pandomima öyküsü, bir
olay öyküsüdür. Serim, düğüm, çözüm bölümleri bulunmaktadır. Pandomima oyuncusu
Paskal’ın yaşadıkları, aşkı ve ölümü anlatılmıştır.
Yazar
Hakkında - Samipaşazade Sezai
Hayatı
Samipaşazade Sezai,1860
yılında İstanbul’da doğdu. Tanzimat devri ileri gelenlerinden, ilk Maarif
Nazırı (Eğitim Bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Dilarayiş Hanım’ın oğludur.
Babasının konağında
özel öğrenim gördü. Çocukluk ve gençlik dönemleri, bazı eserlerinde özlemle
anlattığı bu konakta geçti. Dönemin tanınmış yazar, şair ve devlet adamlarıyla
bu konakta tanıştı. Eğitim yıllarında Arapça, Farsça, Fransızca, Almanca, Londra’da
görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. 20 yaşına kadar herhangi resmi bir
görev yapmayıp öğrenimine devam etti.
1880 yılında ağabeyi
Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur
oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı.
Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından
inceledi. 1885 yılında elçilik kadrosundan azledilerek İstanbul’a döndü.
İstişare Odası’na memur oldu.
Samipaşazade Sezai’nin
İstanbul’da geçirdiği 1886-1901 yılları onun, edebi bakımdan en verimli dönemi
oldu.1901 yılında Jön Türklere katılmak üzere Paris’e gitti. Burada Jön Türklerin
lideri Ahmet Rıza Bey’in denetiminde yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde II.
Abdülhamit ve istibdat rejimi aleyhine yazılar yazmaya başladı. Daha sonraki
yıllarda “Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıralarından” ve ”Paris’te Yedi
Sene” adlı yazılarında Paris’te yaşadığı yılları ve Jön Türklere ilişkin
anılarını dile getirdi.
1908 yılında, II.
Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. 1909’da Selanik’te toplanan
İttihat ve Terakki Kongresi’ne katıldı. 1909-1921 yılları arasında Madrid Serliği
yaptı.
Trablusgarp, Balkan, I.
Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını, tedavi için gittiği İsviçre’de
geçirdi. O zamana kadar büyük bir hayranlıkla savunduğu ve örnek alınmasını
istediği Batı uygarlığı hakkındaki düşünceleri yavaş yavaş değişmeye başladı.
1921 yılında elçilik
görevinden azledildi. Bunun üzerine İstanbul’a döndü ve sadece yazılarıyla
ilgilenmeye başladı.
1927 yılında Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine “Hidemat-ı Vataniyye” düzenlemesiyle
maaş bağlandı. Ayrıca İstanbul Belediyesi’nin Mühürdar’da kiraladığı bir evde
oturdu. 26 Nisan 1936’da hayata gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Samipaşazade Sezai,
yazı hayatına 14 yaşında başladı. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında
“Kamer” adlı gazetede yayınlandı. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem ile
yakın dost oldu. Gençlik yıllarında tanıştığı Namık Kemal’le sürekli
mektuplaştı.
Yazarın çok sayıda
eseri yoktur. Bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları
vardır.
1888 yılında bir
paşazade ile bir cariyenin aşk öyküsünü anlattığı “Sergüzeşt” adlı romanı
yayınlanan Samipaşazade, Türk edebiyatının ilk roman yazarları arasına girdi. Dönemin
güncel konularından biri olan esareti işlediği eseri, basında büyük yankılar
uyandırdı. Övgülerin yanında olumsuz eleştirilere de hedef oldu.
Alphonse Dodudet’nin
“Jak” romanını Türkçeye çevirdi.
1891 yılında öykülerini
“Küçük Şeyler” adlı kitabında topladı.
1897 yılında “İkdam”
gazetesinde makaleler yazdı. Bazı makale ve hikâyelerini “Rumuzü’l Edeb” adlı
kitabında topladı.
Türk edebiyatında
modern anlamda, kısa öykünün kurucusu kabul edilen yazar, romantik bir mizaca
sahip olmakla birlikte, gerçekçilik akımından da etkilendi. Bu tavrı, öykülerinde
olduğu kadar gezi ve anı türündeki yazılarında da dikkat çekti.
Konularını her zaman
yerli hayattan seçti ve “sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi.
Eserleri
Roman: Sergüzeşt (1889)
Öykü: Küçük Şeyler (1892)
Oyun: Şîr (1879)
Sohbet – Anı –
Eleştiri:
Rumuzu’l – Edeb (1900), İclal (1923)
Genel
Değerlendirme
Pandomima, Türk edebiyatının Batılı anlamda yazılan ilk öykülerinden biridir. Öykünün konusu, son derece sarsıcı ve etkileyici bir biçimde ortaya konmuştur. Öyküde; aşk, hüzün, acı, yalnızlık, hayal kırıklıkları, ölüm gibi insana ait duygu düşünce ve yaşantılar anlatılıyor. Öyküde, dönemin zihniyeti açık bir biçimde görülüyor. Öyküde geçen, Arapça ve Farsça kelimelere rağmen anlatımdaki akıcılık, hikâyeyi bir nefeste okumamızı ve bitirmemizi sağlıyor.
