Yaşamaya Dair Şiiri İncelemesi
Yaşamaya Dair
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık
hastayız,
3
Bu dünya soğuyacak,
Nazım Hikmet
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Şiir, serbest nazım
tekniğiyle yazılmıştır.
Şiirde ahenk; kelime ve
ses tekrarlarıyla (aliterasyon, asonans) sağlanmış, geleneksel ölçü ve uyak
anlayışının dışına çıkılmıştır. Dizelerin bölünmesiyle içerik ve biçime
bütünlük kazandırılmıştır. Dizelerin bazısı kısa, bazısı uzundur.
Bazı kelimelerin
tekrarıyla (yaşamak, hem de, yahut, yani)
şiirde hem ahenk hem de anlam yönünden bir bütünlük sağlanmıştır.
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Hayatın anlamı pek çok
şair, yazar tarafından düşünülmüş, bu konuda pek çok yazı ve şiir yazılmıştır.
Bu gün hâlâ hayatın anlamıyla ilgili pek çok insan düşünmekte ve yazmaktadır.
Bu şiirde de şair, yaşama dair düşüncelerini kendi bakış açısından dile
getiriyor.
“bütün
işin gücün yaşamak olacak”
İnsanlar, sosyal yaşam,
iş hayatı, gündelik alışkanlıklar, kişisel hırsları ve istekleri doğrultusunda
yaşamın anlamını ve değerini unutabilir. Oysaki yaşam insanın sahip olduğu en
değerli hazinedir.
Yaşam bu kadar
değerliyken insan gerektiğinde, daha yüce bir amaç için ya da başka insanlar
için gerektiği zaman kendi yaşamından vazgeçebilmelidir. Başka insanların mutluluğu
ve refahı için kendi hayatını feda edebilmelidir.
“beyaz gömleğimle bir laboratuarda
Şaire göre en güzel, en
gerçek, en değerli şey yaşamdır. İnsanın en korktuğu şeylerden biri de ölümdür.
Ölüm, aynı zamanda insanın sahip olduğu en değerli şeylerden vazgeçmesi
anlamına da gelir.
“hem de en güzel, en
gerçek şeyin
İnsanların hepsi bir
gün öleceğini bilir, ancak korktukları için buna inanmak istemez. Bu insanın
içinde bulunduğu yaman bir çelişkidir.
“ölmekten
korktuğun halde ölüme inanmadığın için,”
Şair bize bir zeytin
ağacı dikmemizi öneriyor. Çünkü zeytin ağacı çok dayanıklı ve uzun ömürlü bir
ağaçtır. Bunu kendimiz için yapmamızı, böylece ölümü düşünmek yerine yaşamı
ciddiye almamızı öneriyor.
Şiirin ikinci bölümünde
şair, insanın yaşamla ölüm arasında ne kadar ince bir çizgide durduğunu
göstermek için örnekler veriyor. Bir ameliyat masasında yatarken, cephede ön
saflarda savaşırken ya da hapishanede ölümü beklerken bile insanın yaşama nasıl
sıkı sıkı tutunması gerektiğinin önemini vurguluyor.
“Diyelim ki, ağır ameliyatlık
hastayız,
Şair, üçüncü bölümde
dünyanın da bir gün yok olacağını, evrenin sonsuzluğunda karanlıkta
kaybolacağını düşünüyor. Bunu bile bile, her şeye rağmen yaşamın yine de bir
anlamı olduğunu vurguluyor.
“Böylesine sevilecek bu dünya
Şiirin
teması: yaşamın anlamıdır.
Dil
ve Anlatım
Şiir sade, açık, yalın
ve akıcı bir dille yazılmıştır. Şiirde baştan sona okuyucuya hitap edilmiştir (yaşayacaksın, ciddiye alacaksın,
ölebileceksin gibi).
Şiirde edebi sanatlara
sınırlı sayıda yer verilmiştir. “Bir
sincap gibi” derken benzetme (teşbih); “yani”
ve “hem de” kelimelerinin tekrarıyla
da tekrir (tekrar) sanatı yapılmıştır.
Şiir, lirik bir anlatımla yazılmasına rağmen içeriğinde derin düşünceler barındırmaktadır.
Şair
Hakkında - Nazım Hikmet
Hayatı
Türk ve dünya
edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen Nazım Hikmet, 15
Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya geldi.
Babası Hikmet Bey
Matbuat Umum Müdürüdür. Annesi Celile Hanım ise piyano çalan, resim yapan
Fransızca bilen eğitimli bir kadındır. Asıl adı Mehmet Nazım olan Nazım
Hikmet, ilkokulu bitirdikten sonra arkadaşı Vâlâ Nurettin’le birlikte Mekteb-i
Sultani’nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesi maddi sıkıntıya düşünce ertesi
yıl Nişantaşı Sultanisi’ne devam etti. Dedesi Nazım Paşa’nın etkisiyle şiir
yazmaya başladı.
1917’de Heybeliada
Bahriye Mektebi’ne girdi. 1919’da mezun oldu. Hamidiye Kruvazörü’ne güverte
subayı olarak atandı. Sağlık durumu nedeniyle 1920’de askerlik görevinden
ayrıldı. Bu sıralarda hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. Bahriye
Mektebi’nde, öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’ya hayrandı. Yazdığı şiirleri
gösterip görüşlerini alıyordu.
1920’de Alemdar
gazetesinin düzenlediği yarışmada “Bir
Dakika” adlı şiiriyle birincilik kazandı. İstanbul’un işgal altında olduğu
günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı.
1921’de Vâlâ Nurettin’le
Ankara’ya gitti. Birlikte, İstanbul gençliğini “Milli Mücadele”ye çağıran bir
şiir yazdılar. Şiir, çok beğenilince Bolu’ya öğretmen olarak atandılar.
Bolu’da kalpaklı bu iki
genç tepkilerle karşılaştı. Peşlerine gizli polis takıldı. Birlikte Moskova’ya
gitmeye karar verdiler. Batum üzerinden Moskova’ya ulaştılar. Nazım, burada
serbest şiirle tanıştı, ilk serbest şiirlerini yazdı. Moskova’da üniversiteyi
bitirince, 1924 yılında sınırdan gizlice geçerek Türkiye’ye döndü. “Aydınlık”
dergisinde çalışmaya başladı. İzlendiğini anlayınca İzmir’e geçti.
1925’te Şeyh Sait
isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında 15 yıla mahkûm edildi.
Tekrar yurtdışına kaçtı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla üç ay daha hapse
mahkûm edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı.
1928’de Bakü’de ilk
şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü”
yayınlandı. Aynı yıl içinde gizlice Türkiye’ye döndü, yakalanıp Ankara’ya
götürüldü. Kısa bir tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.
İstanbul’da Zekeriya
Sertel’in yayınladığı “Resimli Ay” dergisinin yazarları arasına katıldı.
1929 yılında “Putları Yıkıyoruz” başlığıyla bir yazı
hazırlayıp Abdülhak Hamid Tarhan, Mehmet Emin Yurdakul gibi dönemin etkili
şairlerine yönelttiği eleştiriler büyük ilgi gördü. Aynı yıl “835 Satır”, “Jokond ile Si–ya–u”, ertesi yıl “Varan 3 1+1=1” kitapları yayınlandı.
1930’da “Salkımsöğüt” ve “Bahri Hazel” şiirlerini, plağa okudu. Plak, halktan büyük ilgi
görünce hakkında dava açıldı.
1932’de “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” ile “Gece Gelen Telgraf” kitapları basıldı. “Kafatası” ve “Bir Ölü Evi” isimli oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda
sahnelendi.
Bir bildiri nedeniyle
başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933’te Bursa cezaevine
gönderildi. 5 yıl hapse mahkûm oldu. Kısa bir süre tutuklu kaldıktan sonra salıverildi.
1935’de Piraye
Altınoğlu ile evlendi. Akşam gazetesinde “Orhan Selim” takma adıyla fıkralar
yazmaya başladı. Yine farklı isimlerle romanlar, oyunlar, operetler yazdı. “Taranta Babu’ya Mektuplar” kitabı
yayınlandı. “Unutulan Adam” oyunu
şehir tiyatrolarında sahneye kondu.
1936’da “Şeyh Bedrettin Destanı” adlı kitabı
yayınlandı.
1938’de Harp Okulu
öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı. Ankara Cezaevi’ne
kondu. 15 yıl hapse mahkûm edildi. İstanbul Cezaevi’ne getirildi. Askeri
Mahkeme’de ayrıca yargılanıp bir 20 yıl daha hapse mahkûm oldu. 10 yılı aşkın
Çankırı ve Bursa cezaevlerinde kaldı. Cezaevlerinde sürekli yazdı. 1950’de
açlık grevine başladı. Sağlık durumu nedeniyle Cerrahpaşa Hastanesi’ne
kaldırıldı. Yürürlüğe giren “af yasası” ile tekrar özgürlüğüne kavuştu.
Piraye Hanım’dan
ayrılıp, sürekli cezaevine ziyaretine gelen Münevver Andaç ile evlendi. Doğan
çocuklarına Mehmet adını verdiler.
Sürekli izlendiğini
anlayınca 1951 yılında Karadeniz yoluyla tekrar Moskova’ya gitti. 1951’de “Bakanlar
Kurulu Kararı”yla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.
Kitapları pek çok dile
çevrildi. Yurtdışında pek çok uluslararası kongreye katıldı. 1959’da Vera
Tulyakova ile evlendi. 3 Haziran1963’te bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini
yumdu. Moskova’da toprağa verildi.
Edebi
Kişiliği
Nazım Hikmet, ilk şiirlerini
hece ölçüsüyle yazdı. Ancak şiirleri içerik olarak diğer hececi şairlerden
uzaktı.
Moskova’da yaşadığı
yıllarda özellikle gelecekçiliğin (fütürizm) önemli isimlerinden Mayakovski’nin
etkisiyle serbest nazım tarzında, toplumsal içerikli şiirler yazmaya başladı.
Şiirleri, biçim ve
içerik özellikleriyle geleneksel Türk şiir anlayışından farklı yazılmış
şiirlerdi. Şiirlerinde dizeler, hatta sözcükler kırılarak merdiven biçiminde
sıralanmış, kelime tekrarları, iç uyaklarla ahenk sağlanmış, yeni konu ve
sözcüklerle içerik zenginleştirilmişti.
“835 Satır” isimli
kitabı yayınlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ancak Ahmet Haşim, Yakup Kadri
gibi şairler ondan övgüyle söz etti. Kendisini izleyen genç şairler de serbest
şiire yöneldi. 1936’ya kadar yayınlanan kitaplarıyla Cumhuriyet Dönemi şiirinin
değerlerini kökünden sarstı. Divan ve halk şiiri söyleyişlerini, çağdaş bir
şiir anlayışı içinde eritmeyi başardı.
Şeyh Bedrettin Destanı
ile Nazım Hikmet’in şiirlerinde yeni bir dönem başlamış oldu. Kuvayı Milliye
Destanı’nda ulusal güçlerin örgütlenerek kurdukları direnme cepheleri, işgal
altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçıran yurtseverlerin eylemleri
anlatılmış, sonraki bölümlerde savaş sahneleri verilmişti. İki tarihsel dönemi
simgeleyen parçalarda, o koşulların yarattığı insanlar anlatılıyordu destanda. En
önemli eserlerinden “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı 1941’de cezaevinde yazmaya
başladı. Geniş bir zaman diliminin öyküsünü anlatan bu eser; düzyazı, şiir,
senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı yeni bir türün habercisi oldu.
Nazım Hikmet, Son dönem
şiirlerinde yurt özlemini, barışa ve gelecek güzel günlere olan inancını, aşkı,
umudu, ölümü, insana özgü her şeyi konu almaya başladı.
Eserleri
Nazım Hikmet’in ilk şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü” 1928de Bakü’de yayınlandı.
835 Satır (1929)
Jokond ile Si-ya-u (1929)
Varan 3 (1930)
1+1=1 (1930)
Sesini Kaybeden Şehir (1931)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932)
Gece Gelen Telgraf (1932)
Portreler (1935)
Taranta Babu’ya Mektuplar (1935)
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936)
Saat 21-22 Şiirleri (1965)
Dört Hapishaneden (1966)
Rubailer (1966)
Ferhat ile Şirin (1965)
Memleketimden İnsan Manzaraları (1966)
Kurtuluş Savaşı Destanı (1965, Kuvayı Milliye adıyla 1968)
Yeni Şiirler (1966)
Son Şiirleri (1970)
Tüm Eserleri (1980, sekiz kitap)
Tiyatro
Kafatası (1932)
Bir Ölü Evi (1932)
Unutulan Adam (1935)
Diğer Eserleri
Şeyh Bedrettin Destanına Zeyl, Milli Gurur (1936)
İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim takma adıyla fıkralar, 1936)
Alman Faşizmi ve Irkçılığı (inceleme, 1936)
Sovyet Demokrasisi (inceleme, 1936)
Nazım Hikmet’in pek çok dile çevrilen eserleri, 1938’den 1965’e kadar Türkiye’de yayınlanmadı.
Genel Değerlendirme
Toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılan şiir, bize hayatın anlamıyla ilgili önemli mesajlar veriyor. Herkesi ilgilendiren bir konu olduğu için şairin en çok bilinen ve sevilen şiirleri arasında yer alır.
