Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
sevmek kimi zaman rezilce
korkuludur
fatih’te yoksul bir gramofon
çalıyor
belki haziranda mavi benekli
çocuksun
ne vakit bir yaşamak düşünsem
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Şiirin
Nazım Birimi
Şiirin tamamı 6 bentten
oluşuyor. Bentlerin mısra sayıları ise değişiklik gösteriyor. Şair, bent
sistemini şiirin içeriğine bağlı kalarak kurgulamış.
Şiirin
Ahenk Unsurları
Şair, şiirini ahenkli
kılabilmek için alışılagelmişin dışına çıkarak farklı yollara başvuruyor. Bunun
için ses ve mısra tekrarlarına, düzensiz uyaklara yer veriyor. Şair, ahengi
düzensiz sıralanmış rediflerle ve dize tekrarıyla sağlıyor; “ben sana mecburum”
dizesini 5 kez tekrarlayarak şiirdeki ahengi ve bütünlüğü güçlendiriyor.
Şair, şiirinde serbest
ölçü kullanmıştır. Bu ölçü; kesin kurallara bağlı kalmadan, her şaire göre
değişen içten gelen bir ölçüdür.
Şiirin
İçerik Yönünden İncelenmesi (Açıklama- Yorum)
Şiirde kelimeler ve
dizeler genellikle temel anlamlarında kullanılmıştır. Aslında şiirde bulunan
nesnelerin gerçek varlıklarla birlikte çağrıştırdıkları anlamlar da vardır.
Şiirde kapalı bir anlatım söz konusu değildir. Bununla birlikte şiirdeki anlam
çok açık da değildir. Şair, açık bir anlatımla derinlik arasında bir paralellik
kurmuş görünüyor.
Şiirin konusu: aşktır.
Şiirin teması; büyük
bir tutkuyla bağlanılan, şairde derin izler bırakan sevgiliye duyulan özlemdir.
Şiirde bir aşk hikâyesi
ve bıraktığı derin izler anlatılmaktadır. Şair, bir kadına tutkuyla bağlanmış
ama araya ayrılık girmiştir. Bu ayrılık sürecinde şair, sevgilisini unutamamış,
tam tersine ona olan tutkusu ve bağlılığı gitgide artmıştır. Mevsim sonbahar,
vakit akşamdır. Şair, İstanbul’un sokaklarında aklında sevgilinin hayali,
kalbinde aşkı dolaşmaktadır. Akşam karanlığında bulutlar parçalanmakta,
şimşekler çakmakta, hafiften yağmur yağmaktadır. Şair, aşkının rüzgârıyla
savrulurken gördüğü her şey ona sevgiliyi hatırlatmaktadır. Ne yapsa, neyi
tutsa, nereye gitse onsuz olamayacağını, onu aklından çıkaramayacağını bilir.
Hayalinde sevgilinin çocukluğunu, şimdi neler yaptığını, gelecekte neler
yapacağını düşünür.
Şiirde dış dünyaya ait
bazı nesneler, doğal olaylar ve somut varlıklar büyük oranda şairin o anki ruh
haline, duygularına bağımlı olarak değerlendiriliyor. Sonbahara hazırlanan
ağaçlar, karanlıkta parçalanan bulutlar, birden yanan sokak lambaları gibi
nesneler ve doğal varlıklar hep şairin ayrılık acısını ve hüznünü yansıtır
niteliktedir.
Ayrılığın getirdiği
özlem duygusu ve sevgiliye kavuşma ümidi şiir boyunca kendini hissettiriyor.
Ancak bu duygular melankolik bir seviyede değil gerçekçi bir sınırda tutuluyor.
Aynı zamanda şairde, kuvvetli bir yalnızlık duygusu da görülüyor.
Şair, duygularını
anlatırken adeta görüntüler zihnimizde canlanıyor. Nesnel, öznel ve hareketli görüntüleri
zihnimizde canlanacak şekilde resmediliyor. Karanlıkta bulutların parçalanması,
sevgilinin gözlerinin büyüdükçe büyümesi, yalnızlığın hınzır uğultusu,
kaldırımlarda yağmur kokusu, gözlerinden bir şilebin sızması gibi…
Şiirde
Kullanılan İmgeler
“adını
mıh gibi aklımda tutuyorum”
Mıh büyük ve sağlam
çivi demektir. Şairin sevgilisinin adını mıh gibi aklında tutması ona olan
bağlılığının bir simgesidir. Şair sevgiliyi bir türlü unutamadığını ve ona olan
tutkusunu bu şekilde dile getiriyor. Bu dizede teşbih ve mübalağa sanatları
birlikte kullanılmıştır.
“büyüdükçe
büyüyor gözlerin”
Bu dizede ayrılık
süresince sevgiliye olan duygularının azalmak yerine daha da artması ifade
edilir. Şairin duyguları sevgilinin gözlerine olan tutkusuyla yansıtılmıştır.
“içimi
seninle ısıtıyorum”
Bu dizede sevgilinin
hayalinin, tekrar ona kavuşma umudunun şaire güç, yaşama sevinci ve hayatına
anlam kazandırması dile getiriliyor.
“karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Gece bulutların
parçalanıyor gibi algılanması aslında bir ruh halinin ifadesidir. Şairin iç
dünyasında çakan şimşeklerin, duygusal fırtınaların karşılığıdır. Bu sarsıcı
güçlü bir aşkın ifadesidir. Sokak lambalarının birden yanması da aynı kapsam
içinde düşünülmelidir. Sokak lambaları zaten birden ve tek merkezden yanar.
Şair bunu ruhsal durumuyla ilişkilendirerek içindeki duygusal durumu çarpıcı
hale getiriyor.
“kaldırımlarda
yağmur kokusu”
Şair, yağmur altında
dolaşmayı seven biridir. Yağmurda ıslanmak da âşıkların vazgeçilmez
davranışlarından biridir. Yağmur kokusu her zaman insanda güzel duygular
uyandıran bir kokudur. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki şairin sevgiliye
kavuşma umudu hala vardır.
“sevmek
kimi zaman rezilce korkuludur”
Büyük aşklar daima
korkuları, endişeleri, hayal kırıklıklarını, ileride olması muhtemel
olumsuzlukları da beraberinde getirir ve yedeğinde taşır. Aşk korkuyla yan yana
gider. En çok da âşıklar kaybetme korkusunu yaşarlar. Çünkü duygular doruk
noktasındadır.
“insan bir akşamüstü ansızın
yorulur
Aşk insanı bazen çok
güçlü, bazen de çok zayıf düşürür. İnsan kendini bitkin, yorgun ve tükenmiş
hissedebilir. Bazen bu durum ansızın ve aniden kendini gösterir.
Ustura ağzında yaşamak
ise olmayacak bir şeydir. Şair, âşık olmanın ne kadar zor bir durum olduğunu
anlatabilmek için bu ifadeyi kullanmıştır. Aşk içinde bulunulan ikilemleri ve
birbirine zıt duyguları da içersinde barındırır. Bu nedenle insan kendini
çaresiz bir çıkmazın içinde bulur. Kişi ne yapacağını, ne karar vereceğini
bilemez hale gelir. Bu durum ustura ağzında yaşamaktan farksızdır.
“kimi
zaman ellerini kırar tutkusu”
Bu imgede anlatılmak
istenen aşktaki tutkunun insanı zaman zaman çaresiz, takatsiz ve çıkmazda
bırakması halidir.
“birkaç
hayat çıkarır yaşamasından”
Bu dizede de insanın
içine düştüğü çıkmazlarda gözünün önüne değişik hayat biçimlerinin kopuk kopuk
gelivermesi anlatılmak isteniyor.
“hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Şair, sevgilisinden
ayrı kaldığı, onun özlemiyle yanıp tutuştuğu zamanlarda yalnızlığını gidermek
için tanıdıklarının kapısını çalar. Yalnızlığını bu şekilde gidermek ister.
Ancak kime gitse, yalnızlığını gideremez, onların yanında da kendini yalnız
hissetmeye devam eder. Onun yalnızlığına son verecek olan sadece sevgilisidir.
“fatih’te
yoksul bir gramofon çalıyor”
Şair, eski bir
gramofondan hüzünlü şarkılar duyuyor. Bu izlenim gerçek de olabilir hayali de,
önemli olan şairin iç dünyasını yansıtması. Şair, burada eski gramofon yerine,
yoksul gramofon diyerek alışılmışın dışında bir tamlama kullanıyor.
“sana
kullanılmamış bir gök getirsem”
Bu dizede gök (gökyüzü)
maviliği, sonsuzluğu, özgürlüğü ve mutluluğu simgelemektedir. Şair, burada
sevgilisine saf, kirletilmemiş, sonsuz bir mutluluk vermek istediğini belirtir.
“haftalar
ellerimde ufalanıyor”
Şair, bu dizede
ayrılığın verdiği acıyla kendinden geçtiğini, sürekli sevgiliyi düşündüğünü ve
ona kavuşma özlemiyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz hale geldiğini
anlatılmak istiyor.
“belki
haziranda mavi benekli çocuksun”
Bu dizede mavi benekli
çocuk sözünde şair, belki sevgilinin çocukluğunda giydiği mavi elbiseden, belki
çocukken ne kadar mutlu olduğundan, belki de şu anda çocuklar gibi mutlu
olduğundan bahsediyor. Ancak kesin olan bir şey varsa o da şair, sevgilisini
mutlu olarak görmek istiyor ve onu bu şekilde hayal ediyor.
“ah
seni bilmiyor kimseler bilmiyor”
Şair, bu dizede
kendinden önce hiç kimsenin sevgilinin değerini bilmediğini ya da bu aşkın
kimseler tarafından bilinmediğini, gizli bir aşk olduğunu kastediyor.
“bir
şilep sızıyor ıssız gözlerinden”
Şaire özgü bir imge
daha çıkıyor bu dizede karşımıza. Şair, bu dizede sevgilinin gözlerinin ne
kadar güzel ve gizemli olduğunu; kendisinin bu gözlerden ne kadar etkilendiğini
anlatıyor. .
“belki
yeşilköy’de uçağa biniyorsun”
Şair, sevgilinin nerede
olduğunu ve ne yaptığını bilmediği için değişik ihtimaller üzerinde düşünüyor.
Sevgili, şu anda belki de Yeşilköy havalimanında uçağa binmek ve İstanbul’dan
ayrılmak üzeredir. Böyle bir ihtimal şairi daha da hüzünlendiriyor.
“bütün
ıslanmışsın tüylerin ürperiyor”
Yine şaire özgü bir
imge çıkıyor önümüze. Yağmurda ıslanma hali şairde, etkileyici, romantik bir
unsur olarak hep vardır.
“belki körsün kırılmışsın telaş
içindesin
Şair, sevgilisini
farklı durumlarda düşünmeyi sürdürüyor. Sevgilinin o anda neler yaptığını merak
ediyor. Belki kırılmış, telaş içinde, etrafını görmüyor, saçları rüzgârda
uçuşur bir haldedir diye düşünüyor.
“ne vakit bir yaşamak düşünsem
Şair, yaşamayı kurtlar
sofrasına benzetiyor. Bununla geçim sıkıntısı, işsizlik, şiddet gibi toplumsal
sorunlara dikkat çekiyor. Bazen insanların çıkarları ve egoları için çok
acımasız olabileceğini söylemeye çalışıyor. Nasıl ki kurtlar bir avın
paylaşılmasında birbirlerine karşı acımasız davranabiliyorsa; insanlar da
çıkarları söz konusu olunca acımasız olabiliyorlar. Şair, böyle bir ortamda
kötü yola sapmadan dürüst, temiz ve namuslu yaşamanın zorluğunu dile getiriyor.
“sus
deyip adınla başlıyorum”
Şairin dürüst, temiz ve
namuslu yaşaması zor görünüyor. Ancak bu yolda sevgilinin adı ona güç ve
cesaret veriyor. Yaşamın zorlukları yerine sevgiliyi düşünüyor.
“içim
sıra kımıldıyor gizli denizlerin”
Sevgilinin gizli denizleri;
gizemli iç dünyası, keşfedilmemiş güzellikleri ve bilinmeyen değerleridir.
Bunlar şairin gönlünde ve ruhunda derin heyecanlar uyandırıyor.
Dil
ve Anlatım
Şiirde oldukça sade,
yalın ve halkın konuştuğu bir Türkçe kullanılıyor. Anlamı bilinmeyen hiçbir
kelime yok.
Şairin, belirlenmiş,
yerleşik yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine uymadığını görüyoruz.
Noktalama işareti olarak; “fatih’te” ve “yeşilköy’de” derken kesme işareti
kullanmış, bunun dışında hiçbir noktalama işareti yoktur.
Şair, şiirin
mısralarının büyük harfle başlaması ve özel isimlerin (Fatih, İstanbul) büyük
harfle başlaması kurallarına uymamış, şiir boyunca hiç büyük harf
kullanmamıştır. Şairin bu tutumu ile ilgili bir açıklaması olmamasına rağmen
Divan Edebiyatının etkisiyle bu yola başvurduğunu varsayabiliriz. Osmanlıca
yazılan divan şiirlerinde büyük harf ve noktalama işaretleri yoktu. Bunlar Batı
Edebiyatının etkisiyle dilimize girmiştir.
Şiirde alışılagelmişin
dışında bazı ifadelere de rastlıyoruz; “yoksul bir gramofon”, “kötü rüzgâr”,
“mavi benekli çocuk” , “deliksiz dinlesem” bunlardan bazılarıdır.
Şiirin tamamı şairin iç
konuşmalarından oluşmaktadır. Şair, duygularını anlatırken lirik bir üslup
kullanmıştır. Lirizm, Attila İlhan’ın şiirlerinde temel unsurlardan biridir.
Şair
Hakkında - Attila İlhan
Hayatı
Attila Hamdi İlhan,15
Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. Babası Savcı Muharrem Bedrettin İlhan, annesi
Emine Memnune Hanım’dır. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan’ın
kardeşidir. Babası emekli olunca İzmir’e yerleştiler. Attila, ilkokulu
Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu’nda, ortaokulu da Karşıyaka Ortaokulu’nda okudu.
Şiir yazmaya o yaşlarda başladı ve ilk şiirlerini o yıllarda yazdı.
İzmir Atatürk Lisesinde
okurken Nazım Hikmet’in şiirlerini defterinde gören bir öğretmeninin şikâyeti
üzerine okuldan uzaklaştırıldı. On altı yaşında olmasına rağmen üç hafta
gözetim altında kaldı ve iki ay hapiste yattı. Kendisine Türkiye’nin hiçbir
yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince eğitimine ara vermek zorunda
kaldı. İki yıl sonra Danıştay tarafından tekrar okuma hakkı alıncaya kadar
vaktini kitap okuyarak ve Fransızcasını geliştirerek geçirdi.
1944 yılında İstanbul
Işık Lisesi’ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcası, ondan habersiz bir şiirini
“CHP Şiir Yarışması”na gönderdi. “Cebbaroğlu
Mehemmed” isimli şiiri birincilik ödülü aldı. Bu ödül onun için bir dönüm
noktası oldu.
1946 yılında liseden
mezun olup İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Son sınıfa kadar geldi.
Son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla birlikte öğrenimini yarım bıraktı. Bu
yıllarda “Yığın” ve “Gün” gibi dergilerde şiirleri yayınlandı.
1948 yılında “Duvar” adlı şiir kitabı yayınlandı.
Aynı yıl Nazım Hikmet’i kurtarma hareketine katılmak üzere Paris’e gitti.
1951 yılında “Gerçek”
gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca tekrar Paris’e gitti.
Fransa’da Marksizm üzerine araştırmalar yaptı. Yurda dönünce “Gerçek”
gazetesinde çalışmaya başladı. 1953’te “Vatan” gazetesinde sinema eleştirileri
yazmaya başladı.
1957 yılında Erzincan’da
askerliğini yaptı. Askerlik sonrası İstanbul’a döndü ve sinemayla ilgili
çalışmalarına ağırlık verdi. Yazdığı senaryolarda “Ali Kaptanoğlu” takma adını
kullandı.
1954-1955 yıllarında
“Mavi” dergisinde topladığı genç şairlerle birlikte “Garip” akımına karşı sert
eleştirilerde bulundu. Şiire yeni bir ses düzeni, coşkulu bir anlatım ve
kendine özgü bir duyarlılık getirdi. “Sisler
Bulvarı”, “Yağmur Kaçağı” ve “Ben
Sana Mecburum” şiir kitaplarıyla genç kuşak şairleri etkiledi.
Sinemada aradığını bulamayınca
1960’ta Paris’e döndü. Sosyalizmi ve televizyonculuğu inceledi. Babasının ölümü
üzerine İzmir’e döndü. “Yeni Ortam”, “Dünya”, “Milliyet”, “Söz” gazetelerinde
köşe yazıları yazdı. “Sanat Olayı” ve “Yelken” dergilerinde yöneticilik yaptı.
Çeşitli dergilerde deneme ve eleştiri yazıları yayınlandı.
1968 yılında Biket
Hanım’la evlendi ve 15 yıl evli kaldı.
1970’lerde Türkiye’de
televizyon yayınlarının başlamasıyla birlikte Attila İlhan senaryo yazma
çalışmalarına geri döndü. Senaryolarını yazdığı filmler arasında “Yalnızlar Rıhtımı”, “Ateşten Damlalar”,
“Rıfat Diye Biri”, “Şoför Nebahat”, “Devlerin Öfkesi” sayılabilir. “Sekiz Sütuna Manşet”, “Kartallar Yüksek
Uçar” ve “Yarın Artık Bugündür” dizileriyse
beğeniyle izlenen diziler oldu.
1973 yılında Bilgi
Yayınevi’nin danışmanlığını üstlenerek Ankara’ya taşındı.
1974 yılında “Tutuklunun Günlüğü” adlı eseriyle “TDK
Şiir Ödülü”nü; “Sırtlan Payı” adlı
romanıyla 1975 “Yusuf Nadi Roman Armağanı”nı aldı.
1981 yılına kadar
Ankara’da kalan yazar “Fena Halde Leman”
adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da “Milliyet”,
“Güneş”, “Meydan” ve “Cumhuriyet” gazetelerinde köşe yazıları yazmaya devam
etti.
Attila İlhan ilk kalp
krizini 1985 yılında geçirdi. 2004 yılından itibaren sağlık durumu daha da
bozuldu. 11Ekim 2005’te İstanbul’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata
gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Attila İlhan, ilk
gençlik yıllarındaki aşkları platonik de olsa, hayalleri ve yaşadıklarıyla gerçek
aşkı yansıtan bir şair olmuştur. O, şiirlerinde aşklarını, özlemlerini,
hayallerini ve âşık olduğu kadınları anlatmıştır.
Yalnızlık ve ayrılık
şiirlerinin en önemli şairlerinden olan Attila İlhan’ın şiirlerindeki yalnızlık;
kalabalık içinde yaşanan bir yalnızlıktır. Kalabalık kentlerde kendi başına
kalışı, arayışları, düşüşleri, kendine dönme çabaları, içinde yaşadığı
mekândan, olaylardan, zamandan kaçışı ile birlikte yansıtılır. Bu durum
soyuttan somuta bir yansıma şeklinde gösterir kendini.
Attila ilhan’ın şiirlerinde
nazım şekilleri çeşitliliğinin yanı sıra tema çeşitliliği de dikkat çeker. Bu
temalar içinde en çok yalnızlık, umutsuzluk, bunalım, aşk, ölüm, kadın, yaşamın
anlamı, büyükşehrin buhranları gibi bireysel temalar öne çıkar.
Attila İlhan’ın
şiirlerinde “kadın” teması en çok işlenen temalardan biridir. Şiirlerinde gerçek
kadınların dışında, hayali kadınlar da vardır, uzaktan görüp âşık olduğu
kadınlar da. Zehra, Aysel, Suna Su, Belma, Leyla tanıdığı kadınlardan
bazılarıdır. Onun şiirlerindeki kadınlar; şehrin bulvarında gezinen, baştan çıkaran,
entrikayı seven, sinsi güzellikleri olan ve parfüm kokularıyla dolaşan
kadınlardır. Şair, bu kadınları çarpıcı, ahenkli sözler ve benzetmelerle
anlatır.
Attila İlhan, toplumun
sorunlarından çok uzak olmasa da bu sorunları kendi bakış açısından seyreder.
Şiirlerinde divan ve halk şiirinden gelen geleneksel tekniklerin çağdaş
uygulamaları bulunur. Divan şiirinden etkilenerek yazdığı rubailerinde
beyhudelik hissinin arttığı görülür.
Attila İlhan’ın
şiirleri çoğunlukla serbest ölçü ve uyaklarla yazılmıştır. Bu şiirlerde ölçü ve
uyağın olmadığı anlamına gelmez. Şair, ölçü, uyak, redif ve ses tekrarlarını belli
bir düzende olmasa da kendine göre belirleyerek şiirlerinde ahengi sağlamıştır.
Şair, buluş değeri
yüksek imgeler ve betimlemeler bulmakta hayli ustadır. Şiirde duygu, coşku,
lirizm, ahenk, ritim ve hayal vazgeçilmez unsurlardır.
Attila İlhan, şair
kimliği öne çıkmasına rağmen romanlarıyla da dikkat çeker. Romanlarında
“Batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişiler, hayal kırıklığına uğramış
devrimciler ya da ne istediğini bilen bilinçli kişiler” ön plana çıkar. Bu
kişiler genellikle Türkiye’nin tarihsel dönemlerine ayna tutan aydınlardır.
Attila İlhan, bazı
yazılarında Ali Kaptanoğlu, Beteroğlu, Abbas Yolcu, Ömer Haybo, Tila Han
imzalarını da kullanmıştır. Daha çok şiirleriyle ön plana çıkan yazar; roman, senaryo,
gezi yazısı, deneme, eleştiri ve inceleme türlerinde de eserler vermiştir.
Eserleri
Duvar (1948)
Sisler Bulvar (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela çiçeği (1962)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutkunun Günlüğü (1973)
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)
Roman
Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963)
Bıçağın Ucu (1973)
Sırtlan Payı (1974)
Yaraya Tuz Basmak (1978)
Fena Halde Leman (1980)
Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981)
Haco Hanım Vay (1984)
O Karanlıkta Biz (1988)
Allahın Süngüleri-Reis Paşa (2002)
Gazi Paşa (2005)
O Sarışın Kurt (2007)
Öykü
Yengecin Kıskacı (1999)
Deneme – Anı – Eleştiri- Söyleşi
Abbas Yolcu (1957)
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)
Hangi Sol (1970)
Hangi Batı (1972)
Hangi Seks (1976)
Hangi Sağ (1980)
Hangi Atatürk (1981)
Hangi Edebiyat (1993)
Hangi Laiklik (1995)
Hangi Küreselleşme (1997)
Faşizmin Ayak Sesleri (1975)
Gerçeklik Savaşı (1980)
Batı’nın Deli Gömleği (Gazete yazıları, 1981)
“İkinci Yeni” Savaşı (1983)
Sağım Solum Sobe (Gazete yazıları, 1985)
Ulusal Kültür Savaşı (1986)
Sosyalizm asıl Şimdi (1991)
Aydınlar Savaşı (1991)
Kadınlar Savaşı (1992)
Bir Sap Kırmızı Karanfil (1988)
Ufkun Arkasını Görebilmek (1999)
Sultan Galiyef (2000)
Dönek Bereketi (2002)
Yıldız Hilal ve Kalpak (2004)
Senaryoları
Yalnızlar Rıhtımı (Film, 1959)
Ateşten Damla (Film, 1960)
Şoför Nebahat (Film, 1960)
Devlerin Öfkesi (Film, 1960)
Rıfat Diye Biri (Film, 1962)
Ver Elini İstanbul (Film,1962)
Paranın Kiri (Televizyon filmi, 1979)
Sekiz Sütuna Manşet (Televizyon dizisi, 6 bölüm, 1982)
Kartallar Yüksek Uçar (Televizyon dizisi, 12 bölüm, 1984)
Yarın Artık Bugündür (Televizyon dizisi, 12 bölüm, 1986)
Yıldızlar Gece Büyür (Televizyon dizisi, 16 bölüm, 1992)
Tele Flaş (Televizyon dizisi, 13 bölüm, 1993)
Genel
Değerlendirme
Ben Sana Mecburum bir aşk şiiridir. Ancak şiiri diğer aşk şiirlerinden ayıran yönü; yaşanan duyguların farklı bir üslupla, farklı imgelerle ve bizde farklı duygular uyandıracak çağrışımlarla aktarılmasıdır. Şairin kendine özgü buluşları şiire ayrı bir hava katıyor. Şiir, herkesin anlayabileceği fakat farklı duygu ve hayalleri çağrıştıracak bir tarzda yazılmış. Türk edebiyatında istisna bir yere sahip olan şiir, herkesin anlatmak isteyip de anlatamadığı duyguları yansıtıyor. Şiirin lirik üslubu, içimizdeki duyguları coşturacak nitelikte kendini gösteriyor.
