Olvido Şiiri İncelemesi
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Ya sen! Ey sen! Esen dallar
arasından
Ey unutuş! Kapat artık pencereni,
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Nazım
biçimi: serbest nazımdır.
Nazım
birimi: benttir. Şiir 7’şer dizelik 7 bentten oluşmuştur.
Ölçüsü:
12’li
hece ölçüsüdür.
Uyak
düzeni: 1.bent:
“a(n) a b c c b a(n)” / 2.bent: “a a
b c c b a” / 3.bent: “a a b c c b a”
/ 4.bent: “a a b c c b a” / 5.bent: “a a b c c b a” / 6.bent: “a a b c c b a” / 7.bent: “a a b c c b a”
Her bendin uyak örgüsü
farklıdır.
Uyak
ve Redifler
a---pişmanlıklar
a---aşkın güzelliğiyledir
a---yazla
a---bekler
a---sen! esen dallar arasından
a---pencereni
Diğer
Ahenk Unsurları
Şiirde uyak ve
rediflerin dışında aliterasyon (ünsüz benzeşmesi), asonans (ünlü benzeşmesi) ve
kelime tekrarları kullanılarak ahenk güçlendirilmiştir.
Örneğin; “Sensin hep, sen, esen dallar arasından.”
dizesinde “s” ünsüzüyle aliterasyon, “Her
garipsi ayak izi kar içinde” dizesinde “i” ünlüsüyle asonans yapılmıştır.
İlk bendin birinci ve
yedinci dizeleri tekrar edilerek nakarat yapılmıştır;
“Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Bazı bentlerde ahenk
kelime tekrarlarıyla güçlendirilmiştir;
“Ya sen! Ey sen! Esen dallar
arasından
Şiirin
İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama
– Yorum
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Akşamüstü
her insan için farklı anlamlar ifade eder. Kimi hayal kurar, kimi düşünür, kimi
yalnızlığıyla baş başa kalıp geçmiş günleri yeniden yaşar.
Şair, gün ağarmaya
başlayınca geçmişini hatırlamaya başlar. Bir renk çığlığı ve lavanta kokuları
arasından uyanır hatıraları.
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutulmuş ne kadar acı
veren hatıra, ne kadar pişmanlık varsa sanki hepsi birden sarıverir şairin çevresini.
Birden çocukluğuna doğduğu eve gider; lambayı, merdivenleri, ninnileri,
beşiğini ve yitirdiklerini hatırlar. Her eşyanın onda ayrı bir anlamı vardır. Sonra
gençlik günleri gelir aklına.
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Yaşadığı aşklar gelir
aklına. Belki âşık olduğunu söyleyememiş, belki de âşık olduğu kızın bu
durumdan haberi bile olmamıştır. Sevgiliye yazılan şiirler kâğıtlarda yarım
bırakılmıştır. Şairin gözlerinin önünde hatıralar uçuşmaya başlar. Âşık olduğu
zamanlarda dünyayı nasıl farklı gördüğünü hatırlar; yağmur kokan sabahlar,
bulutlar, kuşlar, çöküp peynir ekmek yediği taş bile bir başka güzel görünür,
bir başka anlam kazanır aşkın güzelliğiyle.
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Zaman ilerlemiş,
çocuksu aşkların yerini yorucu aşklar almıştır. Söylenmemiş sözlerin ve yarım
kalan şiirlerin yerini fısıltıyla, nazla salınan etekler almıştır. Şair,
gençlik günlerinde geceleri kuytu bahçelerde ay ışığında buluşan sevgilileri
anımsıyor. Şairin, yaşadıklarını mı yoksa tanık olduklarını mı anlattığı
yeterince belirgin değildir. Bu durum belki de şairin anılarının
bulanıklığından kaynaklanmaktadır.
Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Şair, dönmeyeceğini
bile bile “ebedi aşığın” yolunu bekler. Bu bekleyiş sırasında verilen sözlerin
ve edilen yeminlerin yalan olduğunu anlar. Aldatılmıştır. Ancak bu aldanışta da
bir güzellik vardır. Çünkü sevgilinin bıraktığı izler hala durmaktadır.
Ya sen! Ey sen! Esen dallar
arasından
Şair, belki de hiç
görmemesi, hiç hatırlamaması gereken bir kadın parıltısı görüyor. Bu kadın
belki şaire hiç gülümsememiş, belki de hep acı vermiştir. Ancak şair için o,
aşkın aynasında ölümsüzleşmiştir. Şair, ona olan aşkını bir ömür boyu kalbinde
taşıyacak, her ne kadar acı verse de hatıraların uyanma vaktinde onu hep
hatırlayacaktır.
Ey unutuş! Kapat artık pencereni,
Şair, artık o gençlik
yıllarında yaşadığı acı tatlı günlerin geri gelmeyeceğinin farkındadır. Bu da
şaire daha yoğun duygular yaşatmaktadır. Belki de kanayan yarasına derman
olacak tek şey unutmaktır. Akşamüzeri havanın kararmasıyla birlikte canlanan
hatıraları şaire dayanılmaz acılar yaşatmaktadır. Bu nedenle şair, gecenin
karanlığında “unutarak” acılarının dineceğini düşünür ve geceye sığınır.
Aslında şair, geçmişe
duyulan özlemle, anıların verdiği acıyı iç içe yaşamaktadır. Şiirin ismi her ne
kadar “unutuş” olsa da teması;
“geçmişe duyulan özlem”dir.
Şiirdeki
Edebi Sanatlar
“Lavanta çiçeği kokan kederleri”
Dil ve Anlatımı
Şiirde açık, yalın ve sade bir Türkçe kullanılmıştır. Şair, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil, dolaylı bir yoldan, akşamüzeri canlanan hatıralar yoluyla anlatmaya, söylemek istediklerini çağrışımlar yoluyla hissettirmeye çalışmıştır. Şiirdeki anlatım, anlam noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren, farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapıdadır.
Şiirde soyut duygular,
bazı somut ifadelerle (çiçekler, bahçe,
lavanta çiçeği, merdiven, beşik gibi) anlatılmıştır.
Şair, karmaşık
duyguları lirik bir anlatımla ifade etmiştir.
Şair
Hakkında - Ahmet Muhip Dıranas
Hayatı
Ahmet Muhip Dıranas,
1909 yılında Sinop’un Salı köyünde doğdu. Babası Galip Efendi, annesi Seniha
Hanım’dır. Babası Galip Efendi önce Balkanlarda, sonra Çanakkale’de, ardından
da Kafkasya’da askerlik yaptı. Ahmet, burada ilkokula başladı. Yazları Salı
köyüne gidip çobanlık yaptı. Doğa sevgisini ve doğaya düşkünlüğünü bu köye
borçludur. Babası, Kurtuluş Savaşı başlayınca tekrar cepheye döndü. Savaştan
sonra Ankara’ya taşındılar. Ufak tefek şiir denemeleri, bundan birkaç yıl sonra
ortaokul sıralarında başladı. Ona şiiri ilk sevdiren dayısıdır.
Akşamları kitapçıda
çalışan Ahmet, Abdullah Cevdet ile karşılaştı. Abdullah Cevdet “Köpek Havlamaları” şiirini beğendi ve “İçtihat”
dergisinde yayınlanmasını sağladı. Lise yıllarında ise şairliğini etkileyecek
ve şiirine asıl şeklini kazandıracak iki önemli kişiyi tanıdı. Bunlar Ankara
Erkek Lisesi’nin edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi
Tanpınar’dır.
Liseyi bitirdikten
sonra “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesinde çalıştı. Ankara Hukuk Fakültesi’ne iki
yıl devam ettikten sonra İstanbul’a gitti. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne
girdi. Mezun olduktan sonra önce Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane Müdürlüğü,
ardından Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi’nde resim yardımcılığı yaptı.
1938 yılında Ankara’ya
dönerek, Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınlarını yönetti. Ağrı dolaylarında
askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü,
Kurum Başkanı, daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Devlet
Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
Politikaya atılarak
birkaç kez milletvekilliğine aday olduysa da seçilemedi. “Zafer” gazetesinde,
“Milli Mecmua”da ve çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı.
Ahmet Muhip Dıranas, 21
Haziran 1980’de Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine Sinop’un
Salı köyünde toprağa verildi.
Edebi
Kişiliği
Ahmet Muhip Dıranas,
şiirde sese ve ahenge önem veren şairlerimizdendir. Hece şiirinin son kuşağı
denilebilecek şairler arasındadır. Kendinden
sonra gelecek şairler üzerinde de uzun süre etkili olabilen şairlerimizden
biridir.
Gerek Fransız şiiri,
gerekse Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın etkileriyle şiirini özgün bir
yapıya kavuşturmasını bilmiştir. Hece ölçüsü sınırlarında durak ve vurguların
yerlerini değiştirerek şiirde geleneksel çağdaşlığı yakalayabilmiştir.
Ahmet Muhip Dıranas,
çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğasıyla barışık, alışılmadık deyiş
örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır.
Şiirlerinde aşk, doğa,
ölüm gibi konular derin bir anlatımla, düşündürücü bir nitelikte işlenmiştir.
Ahmet Muhip Dıranas, az
ve öz yazan şairlerimizdendir. Çeşitli dergilerde yayınlanan şiirleri neredeyse
elli yıl sonra 1974 yılında kitap halinde yayınlanabilmiştir.
Eserleri
Şiirler (1974)
Kırık Saz (1975, Tevfik Fikret’ten)
Oyun
Gölgeler (1947)
O Böyle İstemezdi (1948)
Çeviri Oyun
Aptal (1940, Dostoyevski’den uyarlama, F. Neziere / S.W. Bienstock)
İnceleme
Fransa’da Müstakil Resim (1937, Cahit Sıtkı ile birlikte – iki cilt)
Şiir Çevirisi
Çalar Saat – Baudelaire
Genel
Değerlendirme
Şiirin en belirgin
özelliği; yaşanan duyguların farklı bir biçimde, farklı çağrışımlar yapacak
şekilde yazılmasıdır.
Şairin, kendine özgü buluşları ve duyguları somut nesnelerle anlatması şiire ayrı bir hava katmıştır. Şiir herkesin anlayabileceği ancak farklı duyguları çağrıştıran bir tarzda yazılmıştır. Türk edebiyatı içersinde çok okunan ve çok beğenilen bir yere sahip olan şiir, herkesin anlatmak isteyip de anlatamadığı duyguları yansıtmaktadır.
