Mütesadif Şiiri İncelemesi
Tecessüs:
1
Şu
güzer-gâha kıl nazar;
Tecessüs:
2
Acaba
kim şu sîmîn-ber,
Abdülhak Hamit Tarhan
Günümüz Türkçesiyle
Tesadüf
eden
Anlama
merakı: 1
Şu
yol boyunca bir bak;
Anlama
merakı: 2
Acaba
kim şu gümüş tenli,
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Nazım
biçimi: serbest müstezattır.
Nazım
birimi: benttir. Şiir “Tecessüs: 1” ve “Tecessüs: 2” olmak
üzere iki bölümden oluşmuştur.
Ölçüsü:
aruz
ölçüsüdür. Ancak tek bir kalıp yerine çeşitli aruz kalıpları kullanılmıştır.
Uyak
şeması: Belli bir uyak düzeni yoktur. Farklı uyak örgülerine
yer verilmiştir.
Uyak
ve Redifler
1.
---nazar
---garib
---sahrâda
---hazîn
---dünyada
2.
---sîmîn-ber
---sâde
---hemtâ
---acep kimdir
---mağrib
---sevdada
Diğer
Ahenk Unsurları
Şiirdeki asonansların
büyük bir kısmı “a” sesinin kullanılmasıyla sağlanmıştır.
Şiirde “k, n”
seslerinin sıkça kullanılmasıyla da aliterasyon yapıldığı görülmektedir.
Şiirin ahengini
sağlayan kelime tekrarlarına da sıkça rastlamaktayız. Bu kelimelerden en çok “kim”
kelimesi tekrarlanıyor. Bu kelimenin çok tekrar edilmesi sadece ahenkle değil
içerikle de ilgilidir.
Şiirin
İçerik Yönünden İncelenmesi
Şair, “Mütesadif” adlı
şiirinde bir doğa betimlemesi yapıyor. Şair, doğadan edindiği izlenimleri iç
dünyasını da yansıtacak bir biçimde dile getiriyor. Buna göre şair, bir
ıssızlığın ve sessizliğin ortasında yapayalnız doğayı gözlemlerken deniz
kıyısında yalnız bir kadın görüyor.
Bir kadın deniz
kenarında hazin bir biçimde ağlamaktadır. Kadın çok güzel ve alımlıdır. Âşık ya
da küskündür. Birini beklemektedir. Güneş batmakta, ancak o ışıldamaktadır.
Sanki batan güneşin ardında birini beklemektedir.
Şair, şiirin birinci
bölümünde doğanın tasvirine, ikinci bölümde ise gördüğü güzel kadının tasvirine
ağırlık vermiştir. Şair, aslında hem doğanın hem de kadının tasvirini yaparken,
kendi iç dünyasının da bir nevi tasvirini yapmaktadır. İçindeki yalnızlığı,
ıssızlığı, isteklerini, kırgınlıklarını ve umutlarını yansıtmaktadır. Doğadaki
çeşitli nesneler ve durumlarla çağrışımlar yapmakta, duygularını ve umutlarını
bu yolla dışa vurmaktadır.
Şiirin
teması: doğadır.
Dil ve Anlatım
Sanat için sanat görüşünü benimseyen şair, genellikle bireysel konuları işlemiş, bazen anlaşılır, bazen de ağır bir dil kullanmıştır. Mütesadif adlı şiirinde bireysel bir konuyu işleyen şair; doğayı lirik bir dille, betimleyici bir tarzda dile getirmiştir. Şiirde Arapça ve Farsça tamlamalara yer veren şair, kendi iç dünyasını da yansıtan farklı bir doğa tasviri yapmıştır.
Şair
Hakkında - Abdülhak Hamit Tarhan
Hayatı
Abdülhak Hamit Tarhan,
2 Ocak 1852’de İstanbul’da dünyaya geldi. Tarihçi Hayrullah Efendi ile Münteha
Hanım’ın oğludur. Bir yandan mahalle mektebi ve rüştiyeye giderken bir yandan
da özel dersler aldı.
1862’de on yaşındayken
ağabeyi Nasuhi Bey’le birlikte önce Napoli ve Roma’ya daha sonra da Paris’e
gitti. Paris’te babasının yanında bir süre okuduktan sonra 1864’te İstanbul’a
döndü.
Küçük yaşta Bab-ı Ali
Tercüme Odası’nda çalıştı. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliğine atanan
babasıyla birlikte İran’a gitti. Orada Farsça öğrendi. 1867’de babasının ölümü
üzerine İstanbul’a dönerek Maliye Mühimme Kalemi ve Şura-yı Devlet Kaleminde
memurluk yaptı.
1871yılında Fatma
Hanım’la evlendi. 1883 yılında Bombay konsolosluğuna atandı. İstanbul’a
dönerken uğradıkları Beyrut’ta eşi Fatma Hanım kaybetti. Hamit, bu beklenmedik
ölümün sarsıntısıyla kırk gün içersinde “Makber”i
yazdı.
1886 yılında Londra
Büyükelçiliği kâtipliğine atandı. 1890 yılında Nelly Hanım’la evlendi. 1895
yılında Lahey’e elçi olarak atandı. Burada iki yıl kaldıktan sonra yeniden
Londra’ya elçilik müsteşarı olarak döndü. Nelly Hanım’ın ölümü üzerine
İstanbul’da Cemile Hanım’la yirmi gün süren bir evlilik yaşadı. Aynı yıl
Belçika’da Lucienne Hanım’la evlendi.
1914 yılında Meclis-i
Ayan üyeliğine atandı. Osmanlı Devletinin, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi
üzerine Viyana’ya gitti. Mütareke yıllarını büyük sıkıntılar içinde geçirdi.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1922 yılının sonlarına doğru İstanbul’a döndü.
Cumhuriyetin
kurulmasından sonra kendisine hükümet tarafından maaş bağlandı. Maçka Palas’ta
bir ev verildi. 1928’de İstanbul milletvekili oldu. 12 Nisan 1937’de
İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Yaşadığı dönemde
“şair-i azam” olarak adlandırılan Abdülhak Hamit, kendinden önceki Tanzimat
dönemi sanatçılarının getirdikleri yenilikleri ve görüşleri çok daha ilerilere
götürdü.
Türk şiirinin hem
içerik hem de biçim açısından büyük yeniliklere açılmasını hazırlayan şair
olarak kendinden sonra gelenler tarafından “üstat” olarak kabul edildi. Batı
şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine getiren şair, divan şiiri nazım
biçimlerini kullanmadı.
Şiirlerinde bazen
anlaşılır, bazen de ağır bir dil kullandı. Genellikle aruz ölçüsü kullanan şair,
bazı şiir ve tiyatrolarını hece ölçüsüyle yazdı.
Şiirlerinde tezat ve
şaşırtmacaya yer verdi. Lirik, epik ve felsefi anlayışla şiirler yazdı. Türk
edebiyatında ilk pastoral şiir örneği olan “Sahra”
onun eseridir. Romantizm akımından etkilenen şair, şiir ve tiyatro eserleriyle
tanındı. Ölen karısı için yazdığı “Makber”
onun en tanınmış eseridir.
“Sanat için sanat” görüşünü benimseyen şair,
bireysel konulara yöneldi. En çok işlediği konular; ölüm, doğa, aşk, umut,
yokluk ve insanlıktır.
Tiyatroları sahne tekniği
açısından uygun olmadığı için okunmak için yazılmış izlenimi uyandırır.
Tiyatrolarının konularını çoğunlukla tarihten alan Hamit, eserlerinin bazılarını
manzum, bazılarını nesir, bazılarını da nazım-nesir karışık yazdı.
Eserleri
Sahra (1879)
Makber (1885)
Ölü (1885)
Hacle (1885)
Belde (1885)
Bunlar Odur (1885)
Bâlâdan Bir Ses (1912)
Garâm (1923)
İlhâm (1913)
Vâlidem (1913)
İlhâm-ı Vatan (1916)
Yabancı Dostlar (1924)
Tiyatroları
Macerâ-yı Aşk (1873, mensur piyes)
Sabr u Sebat (1875, mensur piyes)
İçli Kız (1875, mensur piyes)
Duhter-i Hindu (1876, mensur piyes)
Nazife (1876, manzum piyes)
Nesteren (1878, manzum piyes)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, manzum piyes)
Tezer (1880, manzum piyes)
Eşber (1880, manzum piyes)
Kahbe yahut Bir Sefilenin Hasbihâli (1887, manzum piyes)
Liberte (1913, manzum piyes, tefrika)
Turhan (1916, manzum piyes)
İbn-i Musâ yahut Zâtü’l Cemâl (1917, manzum piyes)
Abdullah-us-Sâgir (1917, manzum piyes)
Sardanapal (1917, manzum piyes)
Yâdigâr-ı Harp (1917, manzum-mensur piyes)
Cunûn-ı Aşk yahut Mihrâce (1917, manzum piyes)
Tayflar Geçidi (1917, manzum piyes)
Zeyneb (1918, manzum piyes)
Finten (1918, manzum piyes)
Ruhlar (1922, manzum piyes)
Arziler (1925, manzum piyes)
Hâkan (1935, manzum piyes)
Genel Değerlendirme
Abdülhak Hamit, Türk şiirinin hem içerik hem de biçim açısından büyük yeniliklere açılmasını hazırlayan şair olarak kendinden sonra gelenler tarafından üstat olarak tanınmıştır.
Batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine getiren şair, şiirlerinde geleneksel şiir anlayışının dışına çıkarak farklı biçimler denemiştir. Mütesadif adlı şiirinde de bu yeniliklerden izler görülmektedir.
