Kuyucaklı Yusuf Roman İncelemesi

 

Eser Hakkında

Sabahattin Ali’nin yazmış olduğu “Kuyucaklı Yusuf” adlı roman ilk kez 1937 yılında yayınlanmıştır. Yazarın ilk romanı olma özelliği taşıyan romanın pek çok basımı yapılmıştır. Döneminin toplumsal sorunlarını işleyen roman Türk edebiyatının önemli eserleri arasında yer almaktadır.

Romanın Özeti

Yusuf’un hikâyesi 1903 yılında Aydın’ın Nazilli ilçesinin Kuyucak köyünü eşkıyaların basmasıyla başlar. Eşkıyalar Yusuf’un anne ve babasını öldürür. Kimsesiz kalan Yusuf’u Nazilli kaymakamı Selahattin Bey evlatlık alır. Ancak bu durumdan Selahattin Bey’in karısı pek hoşlanmaz.

Yusuf, Selahattin Bey’e ve birlikte büyüdüğü Muazzez’e iyice alışmıştır. Selahattin Bey Yusuf’un iyi bir eğitim görmesini istemektedir. Ancak Yusuf’un okumaya pek niyeti yoktur. Bu nedenle eğitimini yarıda bırakır.

Bu arada Muazzez de büyümekte, güzel bir genç kız olmaktadır. Kasabada Hilmi Bey adında zengin biri, onun da Şakir adında bir oğlu vardır. Bir bayram sabahı Muazzez’i gören Şakir, her istediğini elde etmenin verdiği rahatlıkla Muazzez’e kafayı takar. Muazzez’i elde etmeyi kafasına koyan Şakir bu yolda pek çok plan yapar. Selahattin Bey’i kumar masasına oturtarak büyük oranda borçlanmasına neden olur. Kumar borcunu ödeyemeyecek durumda olan Selahattin Bey’e Muazzez ile evlenmesi karşılığında tüm borçlarını sileceğini söyler. Selahattin Bey, başka çaresi olmadığı için teklifi kabul eder. Durumu öğrenen Yusuf, araya girer ve arkadaşı Ali’den borç alarak Selahattin Bey’in borcunu kapatır.

Yusuf ile Muazzez kaçar ve evlenir. Selahattin Bey Yusuf ve Muazzez’i saklandıkları köyde bularak kasabaya geri getirir. Yusuf’u kâtip olarak yanına alır. Ancak bir süre sonra kalp rahatsızlığı geçirerek ölür. Bundan sonra her şey değişir. Selahattin Bey’in yerine yeni bir kaymakam atanır. Daha ilk günlerden Hilmi Bey’in pençesine düşen kaymakam, Yusuf’u kâtiplikten tahsildarlığa getirir. Böylece Yusuf günlerce evinden uzakta kalacaktır.

Geçim sıkıntısı içinde olan Şahinde gece eğlencelerine başlar. Yanında Muazzez de vardır. Eve çok az uğrayan Yusuf’un olup bitenden haberi yoktur. Ancak bir gün rahatsızlanıp eve erken dönen Yusuf, evinde içkili eğlence olduğunu görür. Muazzez sarhoştur. Sazlar çalınmakta, kasabanın ileri eğlenmektedir. Kendini kaybeden Yusuf, tabancasını çıkararak Muazzez dışında evde bulunan herkesi öldürür. Muazzez’i yanına alarak atıyla yola çıkar. Ancak Muazzez yaralıdır ve yolda ölür. Yusuf, Muazzez’i bir ağacın altına gömer ve ortadan kaybolur. Yusuf’u bir daha gören olmaz.

Kişiler

Yusuf

Romanın başkahramanıdır. Olaylar genellikle onun etrafında dönmektedir. Anne ve babası öldürüldüğünde henüz on yaşındadır. Sarı benizli, cılız ancak dayanıklı bir çocuktur. İçine kapanık, sessiz, kendi halinde bir yapısı vardır. Yazar, Yusuf’un fiziksel özellikleri üzerinde fazla durmaz.

Fakir bir ailenin çocuğu olan Yusuf’un anne ve babası eşkıyalar tarafından öldürülünce öksüz kalır ve kaymakam tarafından evlat edinilir. Okumaya karşı ilgisi yoktur. Çevresi geniş değildir. Ali ve İhsan adında iki dostu vardır. Sürekli geçim sıkıntısı çekmektedir.

Kaymakam Selahattin Bey

Romanın başlarında otuz beş yaşlarındadır. Öldüğünde ise kırk altı yaşındadır. Nazilli ve Edremit ilçelerinde kaymakamlık yapmıştır. Şahinde adında karısı, Muazzez adında bir kızı vardır. Evlatlık aldığı Yusuf’u oğlu gibi sevmektedir. Eğitimli biri olan Selahattin Bey’in sosyal ilişkileri oldukça güçlüdür. Halkla iç içe yaşamayı sever. Adaletli, sakin, anlayışlı, kendi halinde bir kişiliği vardır. Evliliğinde aradığı mutluluğu bulamayan Selahattin Bey, ruhundaki pek çok dalgalamayı içinde yaşar, dışa vurmaz.

Muazzez

Romanın başlarında dört yaşında bir çocuktur. Yusuf ‘la birlikte aynı evde büyür. Yaşı on üçe gelen Muazzez, birdenbire güzelleşir; sarı saçlı, beyaz tenli, pembe dudaklı güzel bir kız olur.

Muazzez mütevazı, temiz kalpli, azla yetinmeyi bilen, babasını çok seven bir kızdır. Yusuf’a büyük bir aşkla bağlıdır. Kötü yola sürüklenmesinde annesinin payı büyüktür.

Şahinde

Küçük yaşta Selahattin Bey ile evlendiğinde güzel bir kızdır. Evlendikten sonra kilo almıştır ancak yine de güzel bir görünüme sahiptir. Parayı, lüks yaşamı ve eğlenmeyi seven bir kadındır. Selahattin Bey ile evlendikten sonra büyük bir kişilik değişimine uğrar. Sinirli ve dırdırcı bir kadına dönüşür. Selahattin Bey öldükten sonra zevk ve eğlence düşkünü bir kadın olur. Kendi düştüğü bataklığa kızını da çeker. Şahinde hiçbir zaman ailesine bağlı fedakâr bir kadın olamamıştır.

Hilmi Bey

Edremit’in zengin ailelerinden birinin oğludur. Midilli İdadisinde okumuş varlıklı biridir. Mal varlığına ve parasına çok güvenen, her şeyi parayla halledebileceğini sanan bir kişiliktir. Oğluna düşkündür. Onun istekleri için kirli çıkar ilişkilerine girer.

Şakir

Hilmi bey’in oğludur. Tıpkı Hilmi Bey gibi parasına ve mal varlığına güvenen, istediği her şeyi bu yolla elde edebileceğini sanan şımarık bir kişiliktir. Muazzez’i kafasına takmıştır. Ancak bu takıntı aşktan değil, elde etme tutkusundan kaynaklanır.

Avukat Hami Bey

Hilmi Bey ile uzaktan akrabadır. Kasabanın en çok iş yapan dava vekilidir. Keskin ve gür bir sesi, aldatıcı bir mantığı vardır. Aldığı bütün davaları kazanır. Ona göre adli davaları kazanmak için her yol meşrudur.

Avukat Hulusi Bey

Selahattin Bey’in en yakın arkadaşıdır. Babacan, şefkatli, iyiliksever, dürüst bir kişidir. Yusuf’un başına gelecekleri tahmin eder ve onu uygun bir dille uyarır.

Kübra ve annesi

Kübra uzun boylu, zayıf, sarı yüzlüdür. Siyah, keskin kaşları, iri gözleri, soluk ve ensiz dudakları vardır. Babası başka bir kadınla kaçınca Hilmi Bey’e sığınmıştır. Orada çok kötü olaylar yaşamış ve konaktan ayrılarak bir kulübede annesiyle birlikte yaşamaya başlamıştır. Sonrasında Selahattin Bey’in yanına taşınmış, oradan da annesiyle birlikte bilinmeyen bir yere gitmiştir. Küçük yaşta başına kötü şeyler geldiği için ruhen çökmüş durumdadır. İnsanlardan kokmakta ve kaçmaktadır. Yusuf’u da içten içe sevmektedir.

Kübra’nın annesi orta yaşlarda yoksul görünümlü bir kadındır. Elinden pek bir iş gelmez. Hilmi Bey’in konağında hizmetçilik yapar. Oradan ayrılınca kötü bir evde yokluk içinde yaşamını sürdürmeye çalışır. 

Kaymakam İzzet Bey

Oldukça genç denebilecek bir yaşta kaymakam olmuştur. Sarı saçları, biraz daha koyu bıyıkları, donuk mavi gözleri vardır. Konuşmasından Rumelili olduğu anlaşılır. Eğlenceye, hovardalığa ve alkole düşkünlüğü vardır. Bu nedenlerden dolayı Hilmi Bey’le işbirliği yapar. Yusuf’un evden uzaklaştırılmasında onun da payı vardır.

Hacı Etem

Anne ve babası onu daha dört yaşındayken hacca götürdükleri için bu adı almıştır. Yirmi dört yaşlarında kurnaz bir gençtir. Sürekli yemenili fesiyle dolaşır. Hali vakti pek yerinde değildir ama her zaman şık ve temiz giyinir. Şakir’in kirli işlerini yapar ve ondan faydalanır.

Mekân

Romandaki olaylar Aydın’ın Nazilli ilçesinin Kuyucaklı köyünde başlamaktadır. Daha sonra Kaymakam Selahattin Bey’in Edremit’e tayiniyle olaylar burada devam eder.

Romanda olaylar genellikle kapalı mekânlarda geçer. Ancak yer yer doğa tasvirleri de yapıldığı görülür.

Mekân olarak Yusuf’un Kuyucak’taki evi, Selahattin Bey’in Edremit’teki evi, Hilmi Bey’in bağ evi, Kübra ve annesinin yaşadığı ev, Yusuf’un Muazzez’i kaçırdığı köy öne çıkmaktadır.

Zaman

Eserde olaylar 1903 yılının sonbaharında başlar. Olayların sona erişi 1914 yılında seferberliğin ilanından sonradır. On bir yıllık süreyi kapsayan romanda meşrutiyetin ilanından ve Balkan savaşı seferberliğinden de bahsedilir.

Olaylar genellikle sonbahar ve kış aylarında geçer. Bu aylar hüznün, ayrılığın ve karamsarlığın sembolüdür. Bu durum bize romanda geçen olayların nasıl bir ortamda oluştuğunu gösterir.

Anlatıcının Bakış Açısı

Roman ilahi (hâkim) bakış açısıyla anlatılmıştır. Anlatıcı yaşanmış ve yaşanacak her şeyi bilir, görür ve duyar. Bu durum kişilerin aklından geçeni okumaya ve psikolojilerini yansıtmaya kadar uzanır. Anlatıcı olayların dışındadır. Olaylar üçüncü tekil şahıs tarafından anlatılır.

Romanın Konusu ve Teması

Romanın konusu; Anadolu insanının çektiği yokluk, sınıf farklılıkları ve adaletsizliktir.

Romanda işlenen temalar; yalnızlık, ezilmişlik, geçim sıkıntısı, gizli aşk ve içinde yaşanılan topluma yabancılaşmadır.

Romanın Türü

Toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılan eser, “sosyal roman” türüne girer.

Dil ve Anlatım

Yazar, sanat anlayışı gereği eserinde sade, açık ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmıştır.

Yazar, diyaloglarda genellikle kısa cümleler kullanmış, betimlemeleri ustalıkla yapmıştır.

Eserde halk söyleyişlerine geniş yer verilmiştir.

Eserde soru cümlesi, ünlem ve deyimlerin sıkça kullanıldığı görülür.

Yazar Hakkında - Sabahattin Ali

Hayatı

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Bulgaristan’da Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de dünyaya geldi. Babası Yüzbaşı Ali Selahattin Bey, annesi Hüsniye Hanım’dır. Selahattin Bey, ilk oğluna dostu Prens Sabahattin’in, ikinci oğluna dostu Tevfik Fikret’in adını verdi. Sabahattin ve Fikret’e uzun bir aradan sonra bir de kız kardeş katıldı. Selahattin Bey, Birinci Dünya Savaşı yıllarında “Divan-ı Harb Örfi Reisi” olarak Çanakkale’ye çağrıldı. Aile dört yıl boyunca Çanakkale’de yaşadı, daha sonra Edremit’e taşındı.

Sabahattin, içine kapanık bir çocuktu. Arkadaşlarıyla oynamaktansa evinde kitap okumayı ya da resim yapmayı tercih ediyordu. Başarılı bir öğrenciydi. Eğitimine 7 yaşında İstanbul Üsküdar’da başladı. Daha sonra Çanakkale İptidai Mektebine devam etti. Ancak seferberlik ilan edilince okul öğretmensiz kaldığı için kapatıldı. Sabahattin, eğitimine Edremit’te devam etti. Okumaya karşı büyük ilgisi vardı. 1921 yılında Edremit İptidai Mektebinden mezun oldu.

Sabahattin, Balıkesir’e dönerek muallim mektebine (öğretmen okulu) kaydoldu. Okul hayatı boyunca şiirler, hikâyeler yazdı. Kendini geliştirmek için gazete ve dergilere yazılar gönderdi. Arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkardı. Günlük de tutuyordu. Sanata olan bağını güçlendirmek için sinema ve tiyatroya gitti. Okul müdürünün de yardımıyla naklini İstanbul’a aldırdı. Burada tanıdığı edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem, ona destek oldu. Bir taraftan öğrenimine devam ederken diğer taraftan “Çağlayan” ve “Akbaba” dergilerinde şiir ve hikâyeleri yayınlandı. 21Ağustos 1927’de öğretmenlik diplomasını aldı.

Sabahattin Ali’nin ilk görev yeri Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu oldu. Bir süre sonra ailesi de Sabahattin’in yanına gitti. Stajyerlik yaptığı sırada tanıştığı Nahit Hanım’a karşılıksız bir aşk besliyor ve ona şiirler yazıyordu. Servet-i Fünun dergisinde yayınlanan “Bir Macera” şiirini ona ithaf etmişti.

Sabahattin Ali, Yozgat’ta bir yıl geçirdikten sonra eğitim amacıyla Almanya’ya gönderildi. Özel bir kurumda Almanca kurslarına başladı. Kurstan sonra Berlin’de yatılı bir okula yerleşti. Almanya’da ikinci yılını tamamlayamadan, 1930’da Türkiye’ye döndü. İstanbul Yüksek Muallim Mektebinde yatılı okuyan Nihal Adsız, Nihad Sami Banarlı, Orhan Şaik Gökyay gibi arkadaşlarının yanında kaldı. Bir süre sonra Bursa Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı.

1930’da Gazi Terbiye Enstitüsünde açılan Almanca yeterlilik sınavına girdi. Aydın Ortaokulunda Almanca öğretmenliğine başladı. Ancak bir süre sonra komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldı. Bir süre cezaevinde yattı. Cezaevinden çıkınca Konya Ortaokuluna Almanca öğretmeni olarak atandı.

Sabahattin Ali, 22 Aralık 1932’de bir toplantıda okuduğu şiir nedeniyle, Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. Temyiz mahkemesi cezayı iki ay daha uzattı. Aldığı cezanın ardından, 29 Mayıs 1933’te memurluk kaydı silindi ve Sinop Cezaevine gönderildi. Cezaevinde sürekli okuyor ve yazıyordu. Burada edindiği tecrübeler eserlerinin bazılarına konu oldu. Cumhuriyetin onuncu kuruluş yıl dönümü nedeniyle çıkan aftan yararlanarak, cezasının onuncu ayında serbest bırakıldı.

Sabahattin Ali, uzun bir bekleyiş ve uğraş sonucu 1934’te Orta Tedrisat Şube Müdürlüğü’ne daha sonra da asli görevi Milli Talim ve Terbiyeye atandı. Görevine atanmak için beklerken Ayşe Hanım’a bir mektup yazdı. Mektubun sonunda evlenme teklifi vardı. Ayşe Hanım, bu teklifi şaka olarak kabul ettiğini yazarak reddetti. Eski aşklarından Nahit Hanım başka biriyle evlenmişti. Aklına Aliye Hanım düştü. Aliye Hanım’ın ailesi bu evliliğe karşıydı. Ancak kızlarının ısrarı üzerine bu evliliğe razı oldular.

Sabahattin Ali, 16 Mayıs 1935’te Aliye Hanım ile evlendi. 1937 yılında İstanbul Eski Harbiye’de askerliğe başladı. Askerliğini yedek subay olarak tamamladı. Kızları Filiz de bu süreçte doğdu. Askerlik görevi bitince Musiki Muallim Mektebine Türkçe öğretmeni olarak atandı.

Ankara’da öğretmenliği esnasında Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu gibi pek çok isimle dostluk kurdu. Edebi çalışmalarını yoğunlaştıran yazar, 1939 yılında “İçimizdeki Şeytan” adlı romanını yayınladı. Roman çeşitli siyasi tartışmalara neden oldu. Bu sıralarda İkinci Dünya Savaşı çıktığı için tekrar askere çağrıldı. Görev yeri İstanbul’du. Bu dönemde “Kürk Mantolu Madonna”yı yazdı. Eser, Hakikat gazetesinde bölümler halinde yayınlandı. Bu arada Nihal Atsız ile mahkemeye uzanacak sertlikte tartışmalara girdi. Davanın ardından tam görevinin başına dönmüştü ki üçüncü kez askere çağrıldı. Çankırı’da bir buçuk ay kaldıktan sonra mesleğine geri döndü.

Sabahattin Ali, 1944 yılından sonra yazılarında sert bir dil kullanmaya başladı. Eleştirel bir tavırla yazıyordu. Siyasete olan ilgisi de artmıştı. 1946’da İstanbul’a gitti ve Aziz Nesin ile birlikte “Markopaşa” dergisini çıkardı. Dergi pek çok siyasi tartışmalara konu oldu. Dergi hakkında çeşitli davalar açıldı. Yazıların sorumlusu olduğu için Sabahattin Ali tutuklandı. Bir süre cezaevinde yattı. 1947’de tahliye oldu. Ardından dergi kapatıldı. Sonrasında “Merhum Paşa”, “Malum Paşa” gazeteleri ve “Ali Baba” dergisi çıkarıldı. Dergide “Sırça Köşk” adlı öyküsü yayınlandı. Öykü, Bakanlar Kurulu Kararıyla toplatıldı. Sabahattin Ali, tutuklanarak Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 31 Aralık 1947’de serbest bırakıldı.

Hakkında açılan davalardan bunalan Sabahattin Ali, yurtdışına çıkmak istedi. Ancak kendisine pasaport verilmediği için bunu kaçak yollardan yapmaya karar verdi. Bulgaristan sınırını geçerek Avrupa’ya ulaşmak istiyordu. Tanıştırıldığı Ali Ertekin ile Kırklareli’ne doğru kamyonla yola çıktılar. Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi fırsatını bulduğu anda kafasına sopayla vurarak öldürdü. Bunu milli duygularla yaptığını söyledi. İdamla yargılanmasına rağmen dört yıl hüküm giydi ve kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Sabahattin Ali’nin ölüm tarihi, 2 Nisan 1948 olarak kabul edildi.

Edebi Kişiliği

Sabahattin Ali, Türk edebiyatının çok yönlü sanatçılarından biridir. Öykü, roman, şiir, oyun ve köşe yazıları yazmıştır. Sabahattin Ali’nin en başarılı olduğu tür öyküdür.

İlk öykülerini romantik bir tutumla yazan Sabahattin Ali, daha sonra yazdığı gerçekçiliğin ağır bastığı öyküleriyle yeni bir çığır açmıştır. Sosyal gerçekçilikten eleştirel gerçekçiliğe uzanan bir çizgide öykücülüğünü geliştirmiştir.

Öykülerinde işlediği konu ve temalar; sevgi, kadın, hapishane, işçi ve köylü sorunlarıdır. Öykülerinde sade bir dil, yalın, duru ama yoğun bir anlatım kullanmıştır. Ağız özelliklerini öykülerine pek yansıtmamıştır. Bununla birlikte, anlattığı konuların özelliğine ve yaşamın gerektirdiği söz varlığına gereği kadar yer vermiştir. Anlatımı öykülerindeki konu, kişi ve çevreye bağlı olarak değişir. Yazar, olaylara kişilerin gözünden bakmakta, sözcüklerin seçimini de buna uygun olarak yapmaktadır.

Romanlarında ilk bakışta bireysel temaların ön plana çıktığı görülür. Bunların başında “aşk” teması gelir. “Evlilik” teması işlediği ikinci önemli temadır. Bunu “çevre ve sosyal yaşamla uyuşamama”, “iletişimsizlik” gibi temalar izler. Romanlarda işçi, köylü, esnaf ve devlet kurumları arasındaki ilişkiler canlı bir biçimde ortaya konur. Bireysel temaların bir yön ve boyut kazanması bu ilişkiler çerçevesinde olur. Değişimlere ayak uyduramayan esnaf ve çiftçinin yavaş yavaş yok oluşu, sosyal adaletsizlik, bürokrasinin işlemeyişi ve her alanda görülen yozlaşmalar üzerinde durduğu en önemli sorunlardır. Aydın kesimdeki yozlaşma ise daha çok ahlaki, biraz da siyasi açıdan işlenir.

Sabahattin Ali’nin şiirlerinde “aşk” sürekli işlediği temaların başında gelmektedir. Şiirlerinde toplumsal sorunlara fazla yer vermemiştir. Hapishanenin zorlu koşulları, karamsarlık, bunalma ve kaçış onun şiirlerinin diğer temalarını oluşturur.

Sabahattin Ali’nin gazetelerdeki köşe yazıları edebi, siyasi ve sosyal içeriklidir. Yazar, bu içerikleri belirlerken güncel olayları ve gelişmeleri de dikkate almaktadır. Yazılarının sert tepkilerle karşılamasının nedeni; çoğu zaman yöneticileri ve siyasi kişileri hedef almasındandır. Bu nedenle hakkında pek çok dava açılmış, kimilerinden beraat etmiş, kimilerinden ise kısa süreli cezalar almıştır.

Dilde sadeliğe büyük önem veren Sabahattin Ali, bu görüşünü eserlerine de yansıtmıştır. Bazı eserlerini sadeleştirme gereği duyan yazar, bununla birlikte öz Türkçe konusunda aşırıya kaçılmasına karşıydı. Dilimize yerleşen ve Türkçeleşen kelimelerin de kullanılmasından yanaydı.

Edebi eserler üzerinden yapılan “eski-yeni” tartışmasını gereksiz bulan yazar, eserlerin “iyi-kötü” açısından değerlendirilmesi gerektiği görüşündeydi. Yeni ve kalitesiz yazılar yerine eski ve kaliteli yazıların okunmasının daha yerinde olacağını savundu.

Sabahattin Ali’ye göre sanatın bir amacı olmalıydı. Bu nedenle sanatın yalın bir yansıtma işi olduğu görüşüne karşı çıktı. Yazara göre sanat, insanı yükseltmek ve daha iyiye götürmek amacıyla yapılmalıydı. Halktan yana olmayan ve yüksek zümreye hitap eden eserler unutulmaya mahkûmdu. Öykü ve roman gibi türlerde kalıcı olabilmek için seçilen karakterlerin canlı, konuların da güncelliğini yitirmeyecek türden olması gerekiyordu. Bu nedenle eserler realist tarzda yazılmalıydı.

Eserleri

Öykü
Değirmen (1935)
Kağnı (1936)
Ses (1937)
Yeni Dünya (1943)
Sırça Köşk (1947)
Roman
Kuyucaklı Yusuf (1937)
İçimizdeki Şeytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna (1943)
Şiir
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Kurbağanın Serenadı (1937)
Öteki Şiirler (1937)
Tiyatro
Esirler (1936)

Genel Değerlendirme

Eser, Anadolu insanının çektiği yokluğu, sınıf farklılıklarını, adaletsizliği ve çaresizliği gözler önüne sermektedir.

Eserde anlatılan her şey gerçeklik izlenimi vermektedir. O dönemde Kuyucak ve Edremit’te yaşamasak da orada yaşayan Yusuf’u, Muazzez’i, Selahattin Bey’i, Şakir’i, Hilmi Bey’i tanımış gibi oluruz. Yusuf’un çektiği acıları, Muazzez’in çaresizliğini hissederiz.

Döneminin toplumsal sorunlarını işleyen roman Türk edebiyatının en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Yazarın anlattığı toplumsal sorunlar ne yazık ki günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Roman, o dönemle günümüzü kıyaslama açısından da ayrı bir öneme sahiptir.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiiri İncelemesi

Sanat Şiiri İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiiri İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiiri İncelemesi