Nerdesin Şiiri İncelemesi


Nerdesin 

Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.
                     Ahmet Kutsi Tecer

Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi

Şiirin nazım birimi: Şiir dörtlükler halinde yazılmıştır.

Şiirin ölçüsü: 6+5= 11’li hece ölçüsüdür.

Uyak şeması: abab / cccb / dddb

Şiirin türü: Şiir “koşma” nazım biçimiyle yazılmıştır.

Şiirin Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)

1. dörtlük

a ---uykumu
a ---onu          “-u” yarım uyak
b ---nerdesin
b ---sesin
b ---nerdesin
b ---desin         “-esin” zengin uyak

2. dörtlük

c ---derbeder
c ---gider
c ---beraber   “-er” tam uyak

3. dörtlük

d ---içimden
d ---ben
d ---derinden   “-en” tam uyak

Diğer Ahenk Unsurları

Şiirde geçen “ses” ve “nerdesin” kelimelerinin tekrarı şiire hem ahenk hem de bütünlük kazandırıyor.

Şiirde “a, e, ü” ünlülerinin tekrarıyla asonans; “s, r, n” ünsüzlerinin tekrarıyla da aliterasyon yapılmıştır.

Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi

Açıklama – Yorum

Ahmet Kutsi Tecer’in “Nerdesin” adlı şiiri Türk edebiyatının en sevilen şiirleri arasındadır. Bugüne kadar bu şiiri ve şiirde geçen “ses” ile ilgili birçok yorum ve değerlendirme yapılmasına rağmen bu sesin kaynağı hakkında net ve kesin bir yargıda bulunulamamıştır.

İnsan hayatı boyunca pek çok şey bekler. Bu bir sevgili, bir zafer ya da bir meselenin çözümü olabilir. Herkesin bir sıkıntısı, bir bekleyişi vardır. Bu şiir aslında onu anlatıyor. Ancak bu şiirde öne çıkan duygunun “aşk” olduğu anlaşılıyor.

Bu ses, şairin uykularını bölüp ona sürekli “Nerdesin?” diye sormaktadır. Aslında bu şiir, şairin içinde ses ögesi bulunan tek şiiri de değildir. Şairin “Kaybolan Ses (Kerem’in İlhamıyla)” ve “Çıngırak” başlıklı şiirlerinde de ses motifine rastlarız. Ancak bu ses, diğer şiirlerdeki “ses”ten farklıdır.

Şiirdeki “ses” edebiyatın ana konularından biri olan “aşkın sesi”dir. Günümüzde ancak masallarda rastlayabileceğimiz, uğrunda pek çok şeyin feda edildiği, peşinden bilinmeyen diyarlara gidilen bir aşktır bu.

Şairin yıllarca aradığı ve aşığı olduğu bu gizemli ses ona sadece “nerdesin?” diye sormaktadır. Şair, içindeki tüm sevgileri atıp varlığını sadece bu sese adamıştır. Bu ses şaire bir gün “gel” derse, tıpkı masallardaki gibi her şeyi ardında bırakıp o sesin, yani aşkının peşinden gidecektir.

Bu şiirde şairin, masallardan esinlenerek aşkın sesini aradığı sonucu çıkmaktadır. Bu öyle bir aşktır ki geceleri uykusunu böler, ondan başka hiçbir şey düşünemez olur, varlığını ve sahip olduğu her şeyi ona adamıştır.

Ancak unutulmaması gereken bir şey vardır; şiirler her zaman yoruma açıktır. Bu sesin anlamı kişiden kişiye değişebilir. Farklı yapıdaki kişiler bu sesten farklı anlamlar çıkarıp farklı duygulara kapılabilirler…

Şiirdeki Edebi Sanatlar

“Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnız ona verdim ben” dizesinde “mübalağa (abartma)” sanatı vardır.

Şiirin teması: “Ses”tir. Ancak bu sesin ne olduğu ve ne anlama geldiği okuyucunun yorumuna bırakılmıştır. Bu ses büyük olasılıkla aşkın sesidir.

Dil ve Anlatım

Şiirde açık, yalın ve sade bir Türkçe kullanılmıştır. Şair, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil, dolaylı bir yoldan, kaynağı bilinmeyen bir ses yoluyla anlatmaya, söylemek istediklerini çağrışımlar yoluyla hissettirmeye çalışmıştır. Şiirdeki anlatım, anlam noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren, farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapıdadır.

Şair Hakkında - Ahmet Kutsi Tecer

Hayatı

Ahmet Kutsi, 1901’de Kudüs’te dünyaya geldi. Babası, Kudüs’te memurluk yapan Abdurrahman Bey, annesi Hatice Hanım’dır. Ahmet, dört çocuklu ailenin en küçüğüydü. Kutsi adı kendisine Kudüs’te doğduğu için verildi.

İlköğrenimine bir Fransız Okulu olan Kudüs Freres Okulu’nda başladı. Babasının tayini nedeniyle Kırklareli’nde ilk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra liseyi İstanbul’da Kadıköy Sultanisi’nde yatılı olarak okudu. Liseden sonra iki yıllık Halkalı Ziraat Yüksekokulu’nu bitirdi. Ardından Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazanarak iki yıl da Darülfünun Felsefe Bölümü’ne devam etti. Öğrencilik yıllarında bazı şiirleri “Dergâh” dergisinde yayınlandı.

1925’te Darülfünun’daki öğrenimine ara vererek Yüksek Öğretmen Okulu bursuyla biyoloji öğrenimi için Fransa’ya gitti. Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe derslerini takip etti. Paris Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. Paris’te yaşadığı hayatı “Paris Acıları” adlı şiirinde yansıttı.

1928 yılında yurda dönen Ahmet Kutsi, araştırmalarını Halk Bilgisi Mecmuası’nda yayınladı. 1929’da Darülfünun’dan mezun oldu. Sivas Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı ve burada dört yıl kaldı. Çalıştığı okulda “Toplantı” adıyla bir öğrenci dergisi çıkaran şair, arkadaşlarıyla birlikte 1931’de “Halk Şairleri Bayramı”nı gerçekleştirdi. Şenlikler sırasında yapılan yarışmada Âşık Veysel’le tanıştı ve dostlukları başladı. “Halk Şairleri Koruma Derneği”ni kurarak halk şiiri ve halk müziğinin tanınması için çalıştı. Sivas Maarif Müdürlüğü’ne atandı. Sivas Halkevi’nin başına geçti.

Ahmet Kutsi, soyadı kanunu çıkınca Sivas’ta bulunan Tecer Dağı’ndan esinlenerek Tecer soyadını aldı. 1934’te Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Şube Müdürü olarak atandı. Bu görevini beş yıl sürdürdü. Bir yandan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde kompozisyon derslerine, diğer taraftan Gazi Lisesi’nin felsefe derslerine girdi. Devlet Konservatuarı’nın kurucuları arasında yer aldı.

1937’de öğretmen Meliha Hanım’la evlendi. Bu evlilikten iki çocukları oldu. 1938’de Yüksek Öğrenim Genel Müdürü olarak atandı. 1942’de Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atanan Ahmet Kutsi Tecer, bu görevinin ardından Adana ve Urfa milletvekili olarak iki dönem TBMM’de yer aldı. Milletvekilliği esnasında kültür ağırlıklı siyasi çalışmalarda bulundu.

Ahmet Kutsi Tecer, 1941 – 1945 yılları arasında “Ülkü” mecmuasının ve Halkevlerinin yönetimini üstlendi. Bu dönemde Tecer’in yazı ve şiirleri “Ülkü”, “Yücel” dergilerinde ve “Ulus” gazetesinde yayınlandı.

1947 – 1951 yılları arasında Paris Kültür Ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak görevlendirildi. 1948 yılında Ankara’da kurulan geçici UNESCO Komitesi’nde yer alan Tecer, 1950’de UNESCO Yürütme Komitesi’nde Türk delege olarak görev aldı. Topluluk içinde Türk kültürünün gelişmesine hizmet etti. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı’nda Türk tarihi ve geleneksel tiyatro, Galatasaray Lisesi’nde edebiyat dersleri verdi. Türk Dil Kurumu üyeliği yaptı.

1957 – 1966 yılları arasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik, Gazetecilik Enstitüsü’nde halk edebiyatı dersleri verdi. İstanbul Eğitim Enstitüsü öğretmeniyken 1966 yılında emekli oldu. 23 Temmuz 1967’de Vakıf Gureba Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

Edebi Kişiliği

Ahmet Kutsi Tecer, “Beş Hececiler”den sonra halk şiirine yeni ses ve söyleyiş olanakları kazandıran Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas kuşağındandır.

Önceleri bireysel temaları, özellikle de aşk, ölüm, ıstırap gibi konuları işledikten sonra türkülere ve âşıklarda yaşayan memleket şiirlerine yöneldi. Kimisi bir ülküye bağlı, kimisi de Anadolu’nun eski efsanelerine dayanan bu şiirler Ahmet Kutsi’nin asıl kişiliğini göstermesi bakımından önemlidir.

Türk şiirini sade, saf ve arı hale getirenlerin başında Ahmet Kutsi gelir. Duygularını benzetmelerden ve sıfatlardan ayıklayıp, ayrıntıya değil öze önem verdiği üslubu yapmacıksız, doğal ve halkın konuştuğu günlük konuşma diline uygundur.

Şiirlerini tema bakımından; bireysel konuları işlediği şiirler ve yurt sevgisini dile getirdiği şiirler olarak iki ana başlık altında toplayabiliriz.

Şiirlerinin kaynağı halktır. Bu nedenle saz şiirinin ve âşık tarzının bütün inceliklerini sabırla araştırıp folklor değerleriyle birleştirmiş, milli şiir anlayışının kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. Genellikle hece ölçüsüne ve halk şiirinin nazım birimi olan dörtlüğe bağlı kalmış, bazen de heceyi yeni ölçülerle denemiştir. Yalnız halk şiiri sınırları içinde kalmamış, divan edebiyatı nazım şekillerinden “müstezat”ı da hece ölçüsüne uygulamayı başarmıştır. Şiirin dış yapısını kurarken, daha çok zengin uyakları kullanmıştır.

Ahmet Kutsi, Milli Eğitim Müdürü olarak Sivas’ta bulunduğu yıllarda folklor konusunda çok sağlam bir zemin bulmuş, halk kültürünün ortaya çıkması için bütün kuruluşlardan faydalanmıştır.

Ahmet Kutsi, tiyatro dalında da eserler verdi. Paris’te çağdaş Avrupa tiyatrosunu tanımış, yurda dönünce Batı tekniğiyle folklor ve halk edebiyatını birleştirerek milli tiyatroya ulaşmak istemiştir. Tiyatro türünde adını duyurduğu ilk eseri, geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı “Köşebaşı” adlı oyunudur.

Tiyatro eserlerinde biçim yönünden halk tiyatrosu geleneğinden, halk kültüründen ve halk motiflerinden faydalanmış, eserlerini halkın konuştuğu bir Türkçeyle dile getirmiştir. İçerik yönünden ise geçmişten geleceğe uzanan bir süreç içinde gözlemlediği toplumsal değişmeleri, özüne yabancılaşma ve tezatlarıyla birlikte işlemiştir.

Ahmet Kutsi, Avrupa’da öğrendiklerini memleket sevgisiyle birleştiren, eserleri kadar halk şiiri ve geleneksel tiyatro üzerine yaptığı araştırmalarla da öne çıkan bir aydın, şair ve eğitimcidir.

Eserleri

Şiir

Şiirler (1932)
Tüm Şiirleri (1980, ölümünden sonra)

Tiyatro

Yazılan Bozulmadan (1947)
Köşebaşı (1948)
Köroğlu (1949)
Beş Mevsim (1957)
Bir Pazar Günü (1959)
Satılık Ev (1961)

İnceleme

Sivas Halk Şairleri Bayramı (1932)
Köylü Temsilleri (1940, köy seyirlik oyunları derlemesi)
Türk Folklorunda Sosyal Mesele (1969)

Genel Değerlendirme

Türk edebiyatının en sevilen şiirleri arasında yer alan “Nerdesin” şiiri, hiç kuşkusuz aşkın gizemli yönünü en iyi yansıtan şiirlerden biridir. Okuyan herkeste farklı duygular ve farklı çağrışımlar uyandıran şiir, herkesin anlatmak isteyip de anlatamadığı duyguları yansıtmaktadır.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiiri İncelemesi

Sanat Şiiri İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiiri İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiiri İncelemesi