Nerdesin Şiiri İncelemesi
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bütün sevgileri atıp içimden,
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Şiirin
nazım birimi: Şiir dörtlükler halinde yazılmıştır.
Şiirin
ölçüsü: 6+5= 11’li hece ölçüsüdür.
Uyak
şeması: abab / cccb / dddb
Şiirin
türü: Şiir “koşma” nazım biçimiyle yazılmıştır.
Şiirin
Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)
1.
dörtlük
2.
dörtlük
3.
dörtlük
Diğer
Ahenk Unsurları
Şiirde geçen “ses” ve “nerdesin” kelimelerinin
tekrarı şiire hem ahenk hem de bütünlük kazandırıyor.
Şiirde “a, e, ü”
ünlülerinin tekrarıyla asonans; “s, r, n” ünsüzlerinin tekrarıyla da aliterasyon
yapılmıştır.
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Ahmet Kutsi Tecer’in
“Nerdesin” adlı şiiri Türk edebiyatının en sevilen şiirleri arasındadır. Bugüne
kadar bu şiiri ve şiirde geçen “ses” ile ilgili birçok yorum ve değerlendirme
yapılmasına rağmen bu sesin kaynağı hakkında net ve kesin bir yargıda
bulunulamamıştır.
İnsan hayatı boyunca
pek çok şey bekler. Bu bir sevgili, bir zafer ya da bir meselenin çözümü
olabilir. Herkesin bir sıkıntısı, bir bekleyişi vardır. Bu şiir aslında onu
anlatıyor. Ancak bu şiirde öne çıkan duygunun “aşk” olduğu anlaşılıyor.
Bu ses, şairin
uykularını bölüp ona sürekli “Nerdesin?” diye sormaktadır. Aslında bu şiir,
şairin içinde ses ögesi bulunan tek şiiri de değildir. Şairin “Kaybolan Ses
(Kerem’in İlhamıyla)” ve “Çıngırak” başlıklı şiirlerinde de ses motifine
rastlarız. Ancak bu ses, diğer şiirlerdeki “ses”ten farklıdır.
Şiirdeki “ses”
edebiyatın ana konularından biri olan “aşkın sesi”dir. Günümüzde ancak
masallarda rastlayabileceğimiz, uğrunda pek çok şeyin feda edildiği, peşinden
bilinmeyen diyarlara gidilen bir aşktır bu.
Şairin yıllarca aradığı
ve aşığı olduğu bu gizemli ses ona sadece “nerdesin?” diye sormaktadır. Şair,
içindeki tüm sevgileri atıp varlığını sadece bu sese adamıştır. Bu ses şaire
bir gün “gel” derse, tıpkı masallardaki gibi her şeyi ardında bırakıp o sesin,
yani aşkının peşinden gidecektir.
Bu şiirde şairin,
masallardan esinlenerek aşkın sesini aradığı sonucu çıkmaktadır. Bu öyle bir
aşktır ki geceleri uykusunu böler, ondan başka hiçbir şey düşünemez olur,
varlığını ve sahip olduğu her şeyi ona adamıştır.
Ancak unutulmaması
gereken bir şey vardır; şiirler her zaman yoruma açıktır. Bu sesin anlamı
kişiden kişiye değişebilir. Farklı yapıdaki kişiler bu sesten farklı anlamlar
çıkarıp farklı duygulara kapılabilirler…
Şiirdeki
Edebi Sanatlar
“Bütün sevgileri atıp içimden,
Şiirin
teması: “Ses”tir. Ancak bu sesin ne olduğu ve ne anlama
geldiği okuyucunun yorumuna bırakılmıştır. Bu ses büyük olasılıkla aşkın sesidir.
Dil
ve Anlatım
Şiirde açık, yalın ve
sade bir Türkçe kullanılmıştır. Şair, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil,
dolaylı bir yoldan, kaynağı bilinmeyen bir ses yoluyla anlatmaya, söylemek
istediklerini çağrışımlar yoluyla hissettirmeye çalışmıştır. Şiirdeki anlatım,
anlam noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren, farklı çağrışımlarla
şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapıdadır.
Şair
Hakkında - Ahmet Kutsi Tecer
Hayatı
Ahmet Kutsi, 1901’de
Kudüs’te dünyaya geldi. Babası, Kudüs’te memurluk yapan Abdurrahman Bey, annesi
Hatice Hanım’dır. Ahmet, dört çocuklu ailenin en küçüğüydü. Kutsi adı kendisine
Kudüs’te doğduğu için verildi.
İlköğrenimine bir Fransız
Okulu olan Kudüs Freres Okulu’nda başladı. Babasının tayini nedeniyle
Kırklareli’nde ilk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra liseyi İstanbul’da
Kadıköy Sultanisi’nde yatılı olarak okudu. Liseden sonra iki yıllık Halkalı
Ziraat Yüksekokulu’nu bitirdi. Ardından Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazanarak iki
yıl da Darülfünun Felsefe Bölümü’ne devam etti. Öğrencilik yıllarında bazı
şiirleri “Dergâh” dergisinde yayınlandı.
1925’te Darülfünun’daki
öğrenimine ara vererek Yüksek Öğretmen Okulu bursuyla biyoloji öğrenimi için
Fransa’ya gitti. Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe derslerini
takip etti. Paris Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. Paris’te yaşadığı
hayatı “Paris Acıları” adlı şiirinde
yansıttı.
1928 yılında yurda dönen
Ahmet Kutsi, araştırmalarını Halk Bilgisi Mecmuası’nda yayınladı. 1929’da
Darülfünun’dan mezun oldu. Sivas Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı ve
burada dört yıl kaldı. Çalıştığı okulda “Toplantı” adıyla bir öğrenci dergisi
çıkaran şair, arkadaşlarıyla birlikte 1931’de “Halk Şairleri Bayramı”nı
gerçekleştirdi. Şenlikler sırasında yapılan yarışmada Âşık Veysel’le tanıştı ve
dostlukları başladı. “Halk Şairleri Koruma Derneği”ni kurarak halk şiiri ve
halk müziğinin tanınması için çalıştı. Sivas Maarif Müdürlüğü’ne atandı. Sivas
Halkevi’nin başına geçti.
Ahmet Kutsi, soyadı
kanunu çıkınca Sivas’ta bulunan Tecer Dağı’ndan esinlenerek Tecer soyadını
aldı. 1934’te Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Şube Müdürü olarak atandı.
Bu görevini beş yıl sürdürdü. Bir yandan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde kompozisyon
derslerine, diğer taraftan Gazi Lisesi’nin felsefe derslerine girdi. Devlet
Konservatuarı’nın kurucuları arasında yer aldı.
1937’de öğretmen Meliha
Hanım’la evlendi. Bu evlilikten iki çocukları oldu. 1938’de Yüksek Öğrenim
Genel Müdürü olarak atandı. 1942’de Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atanan
Ahmet Kutsi Tecer, bu görevinin ardından Adana ve Urfa milletvekili olarak iki
dönem TBMM’de yer aldı. Milletvekilliği esnasında kültür ağırlıklı siyasi çalışmalarda
bulundu.
Ahmet Kutsi Tecer, 1941
– 1945 yılları arasında “Ülkü” mecmuasının ve Halkevlerinin yönetimini
üstlendi. Bu dönemde Tecer’in yazı ve şiirleri “Ülkü”, “Yücel” dergilerinde ve
“Ulus” gazetesinde yayınlandı.
1947 – 1951 yılları
arasında Paris Kültür Ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak görevlendirildi. 1948
yılında Ankara’da kurulan geçici UNESCO Komitesi’nde yer alan Tecer, 1950’de
UNESCO Yürütme Komitesi’nde Türk delege olarak görev aldı. Topluluk içinde Türk
kültürünün gelişmesine hizmet etti. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul
Belediye Konservatuarı’nda Türk tarihi ve geleneksel tiyatro, Galatasaray
Lisesi’nde edebiyat dersleri verdi. Türk Dil Kurumu üyeliği yaptı.
1957 – 1966 yılları
arasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik, Gazetecilik
Enstitüsü’nde halk edebiyatı dersleri verdi. İstanbul Eğitim Enstitüsü
öğretmeniyken 1966 yılında emekli oldu. 23 Temmuz 1967’de Vakıf Gureba
Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Ahmet Kutsi Tecer, “Beş
Hececiler”den sonra halk şiirine yeni ses ve söyleyiş olanakları kazandıran Necip
Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas kuşağındandır.
Önceleri bireysel
temaları, özellikle de aşk, ölüm, ıstırap gibi konuları işledikten sonra
türkülere ve âşıklarda yaşayan memleket şiirlerine yöneldi. Kimisi bir ülküye
bağlı, kimisi de Anadolu’nun eski efsanelerine dayanan bu şiirler Ahmet Kutsi’nin
asıl kişiliğini göstermesi bakımından önemlidir.
Türk şiirini sade, saf
ve arı hale getirenlerin başında Ahmet Kutsi gelir. Duygularını benzetmelerden
ve sıfatlardan ayıklayıp, ayrıntıya değil öze önem verdiği üslubu yapmacıksız,
doğal ve halkın konuştuğu günlük konuşma diline uygundur.
Şiirlerini tema
bakımından; bireysel konuları işlediği şiirler ve yurt sevgisini dile getirdiği
şiirler olarak iki ana başlık altında toplayabiliriz.
Şiirlerinin kaynağı
halktır. Bu nedenle saz şiirinin ve âşık tarzının bütün inceliklerini sabırla
araştırıp folklor değerleriyle birleştirmiş, milli şiir anlayışının
kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. Genellikle hece ölçüsüne ve halk
şiirinin nazım birimi olan dörtlüğe bağlı kalmış, bazen de heceyi yeni
ölçülerle denemiştir. Yalnız halk şiiri sınırları içinde kalmamış, divan
edebiyatı nazım şekillerinden “müstezat”ı da hece ölçüsüne uygulamayı başarmıştır.
Şiirin dış yapısını kurarken, daha çok zengin uyakları kullanmıştır.
Ahmet Kutsi, Milli Eğitim
Müdürü olarak Sivas’ta bulunduğu yıllarda folklor konusunda çok sağlam bir
zemin bulmuş, halk kültürünün ortaya çıkması için bütün kuruluşlardan faydalanmıştır.
Ahmet Kutsi, tiyatro
dalında da eserler verdi. Paris’te çağdaş Avrupa tiyatrosunu tanımış, yurda
dönünce Batı tekniğiyle folklor ve halk edebiyatını birleştirerek milli
tiyatroya ulaşmak istemiştir. Tiyatro türünde adını duyurduğu ilk eseri,
geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı “Köşebaşı” adlı oyunudur.
Tiyatro eserlerinde biçim
yönünden halk tiyatrosu geleneğinden, halk kültüründen ve halk motiflerinden
faydalanmış, eserlerini halkın konuştuğu bir Türkçeyle dile getirmiştir. İçerik
yönünden ise geçmişten geleceğe uzanan bir süreç içinde gözlemlediği toplumsal
değişmeleri, özüne yabancılaşma ve tezatlarıyla birlikte işlemiştir.
Ahmet Kutsi, Avrupa’da
öğrendiklerini memleket sevgisiyle birleştiren, eserleri kadar halk şiiri ve
geleneksel tiyatro üzerine yaptığı araştırmalarla da öne çıkan bir aydın, şair ve
eğitimcidir.
Eserleri
Şiir
Tüm Şiirleri (1980, ölümünden sonra)
Tiyatro
Köşebaşı (1948)
Köroğlu (1949)
Beş Mevsim (1957)
Bir Pazar Günü (1959)
Satılık Ev (1961)
İnceleme
Köylü Temsilleri (1940, köy seyirlik oyunları derlemesi)
Türk Folklorunda Sosyal Mesele (1969)
Genel Değerlendirme
Türk edebiyatının en sevilen şiirleri arasında yer alan “Nerdesin” şiiri, hiç kuşkusuz aşkın gizemli yönünü en iyi yansıtan şiirlerden biridir. Okuyan herkeste farklı duygular ve farklı çağrışımlar uyandıran şiir, herkesin anlatmak isteyip de anlatamadığı duyguları yansıtmaktadır.
