Ferda Şiiri İncelemesi
Ferda
Tevfik Fikret
Günümüz
Türkçesiyle
Yarın
Şiirin Biçim
Yönünden İncelenmesi
Nazım biçimi: Serbest
müstezattır.
Nazım birimi: Benttir.
Ölçüsü: Aruz ölçüsüdür.
Kalıbı: mef û lü / fâ i lâ tü / me fâ î lü / fâ i lün
Uyak düzeni: “a a b a a b b a c c d d e e f f g g…” biçiminde devam eder.
Şiirin uyakları
Şiirdeki Diğer
Ahenk Unsurları
Şiirde
uyak ve rediflerin dışında kelime ve ses tekrarları (asonans, aliterasyon)
görülür.
Bu
dizelerde tekrarlanan “senin”
kelimesi kelime tekrarına örnek gösterilebilir. Ayrıca “e” sesinin tekrarı asonansa, “n,s”
ünsüzlerinin tekrarı da aliterasyona örnek gösterilebilir.
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama – yorum
Vatan
sevgisini coşku ve heyecanla dile getiren şiir, “yarınlar senin; senin bu devrim, senin bu yenilik, her şey senin değil
mi zaten” diye başlar. Şairin “sen”
dediği gençliktir. Şair, gençliği “umudun
güzel yüzü” olarak görür.
Şiirin
devamında yarınlarla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getiren şair, yarınları
“temiz ve bulutsuz ağaran bir gökyüzüne”
benzetir. Yarınlar, gençleri umut dolu gözlerle beklemektedir. Gençlerin önünde
duran gelecek yıldızdan daha parlak, güneş kadar aydınlıktır.
Şair,
vatanın baskıcı ve sıkıntılı geçmişini cehenneme benzetir. Ancak o günler
geride kalmış, yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönem gençlerden çok şey
beklemektedir. Bu dizelerden bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başladığını görüyoruz.
Şair,
vatanı “zümrüt bakışlı, inci gülüşlü bir
kızcağıza” benzeterek onun aynı zamanda korunmaya muhtaç olduğunu da
vurguluyor. Onu canı pahasına koruyacak olan da çalışkan ve yurtsever
gençliktir. Çünkü vatan çalışkan insanların omzunda yükselir.
Şaire
göre vatanı sevmek yetmez. Aynı zamanda koruyup yüceltmek de gerekir. Vatanın
geleceği gençlere emanettir. Eğer gençlik emaneti gereği gibi koruyamaz ve
yüceltemezse gelecek nesil de onlardan hesap soracaktır.
Şair,
çağın gereklerine dikkat çekerek yaşanılan dönemin şimşeklerin, yıldırımların
bollaştığı bir çağ olduğunu belirtir. Bilim ve teknikteki ilerlemeler
yükselişteki ufku açmakta, geçmişin sıkıntılarını yok etmektedir. Gençlerin
göreviyse bu ilerlemelere ayak uydurmaktır. Şair bu duygu ve düşüncelerini: “Her yıldırımda bir gece, bir gölge yıkılır;
/ bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşamak; / yükselmeyen düşer: ya
ilerlemek, ya yıkılmak!” dizeleriyle dile getirir.
Şair,
vatanın bir ferdi olarak gençlere sesleniyor. Gençlerin bilim, sanat ve
teknoloji alanındaki gelişmeleri takip etmelerini, böylece yükselmelerini,
bunun için de düşünmeleri, araştırmaları, uğraşmaları ve çalışmaları gerektiğini
söylüyor. Şaire göre vatanseverlik budur. Bütün bunları gerçekleştirecek olan da
gençliktir.
Şiirin teması: vatan
sevgisidir. Şiirde geçen; “çalışmak, ilerlemek,
vatanseverlik, gelecek” gibi kavramlar tüm toplumların ortak değerleridir.
Bu nedenle şiirin teması evrensel bir temadır.
Şiirdeki Edebi Sanatlar
Ferda senin; senin bu teceddüt, bu inkılâb... Dizesinde geçen “teceddüt” ve “inkılab” sözlerinde “tenasüp” sanatı vardır.
“Kimdir, bilir
misin?”
sözlerinde “istifham” (soru sorma) sanatı var.
“cennet kadar
güzel vatanın”
sözlerinde “teşbih” sanatı var.
“Sönsün
müebbeden o cehennem”
dizesinde “istiare” sanatı var.
Dil ve Anlatım
Şiirde
sanatlı bir söyleyiş vardır. Bu nedenle söz sanatlarından sıkça yararlanılmıştır.
Şiir Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.
Şiirin
söyleyişinde coşku ve heyecan vardır. Şiirin söyleyiş biçimi nutuk türüne
yakındır, bu nedenle okunuşu da buna uygun olmalıdır.
Şairin
yaptığı tasvirler ruhsal durumunu yansıtmaktadır.
Şiirde
geçen bazı kelimelere yeni anlamlar kazandırılmıştır. Örneğin; şiirdeki “sema” sözcüğü “yarın” anlamında
kullanılmıştır.
Şiirde
anlam, bir dizede başlayıp bitmez, diğer dizelerde de devam eder. Bazen de
dizenin ortasında başlayıp başka bir dizenin ortasında biter.
Şair
Hakkında - Tevfik Fikret
Hayatı
Tevfik Fikret, 24 Aralık
1867’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik’tir. Çocuk yaşta annesinin
ölümü, onu hayatı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi’nde
sonra Galatasaray Sultanisi’nde yaptı. Burada Recaizade Mahmut Ekrem’in
öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşta şiire yöneltti.
1888 yılında
Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odasında
(Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı.
Yeterince çalışmadan para kazandığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Daha sonra
kısa sürelerle çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i
Âli’sinde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1890 yılında dayısı Mustafa
Bey’in kızı Nazime Hanım’la evlendi.
1891’de “Mirsad” dergisinin
açtığı şiir yarışmasının birinciliğini kazanınca, edebiyat çevrelerinin
dikkatini çekti. 1892’de Galatasaray Sultanisi’ne Türkçe öğretmeni olarak
atandı.
1894’te Hüseyin Kazım
Kadri ve Ali Ekrem Bolayır’la birlikte “Malumat” dergisini çıkarmaya başladı.
1895’te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde
onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray Sultanisi’ndeki görevinden istifa etti
ve inzivaya çekildi.
Şiir konusunda bir süre
suskun kalan Fikret, İsmail Safa’nın yönettiği “Mirsad” dergisinde “Bahar”
isimli şiirini yayınlayarak suskunluğunu bozdu. Aynı yıl Mirsad’da 18 şiiri
daha yayınlandı. Derginin açtığı iki yarışmada da birincilik kazanarak ününü
arttırdı.
1895’te Recaizade
Ekrem, Fikret’i bir bilim dergisi olan “Servet-i Fünun” un sahibi Ahmet
İhsan’la tanıştırdı. Dergi, Tevfik Fikret yönetiminde edebiyat dergisi olarak
çıkmaya başladı. Şair, 1895 yılının haziran ayında oğlu Haluk’un doğumuyla baba
oldu. O sıralarda sanat yaşamının en verimli devresini yaşamaktaydı. Şiirlerini
“Mehmet Tevfik” yerine “Tevfik Fikret” olarak yayınlamaya başladı.
Yönettiği derginin
etrafına yenilikçi bir grup aydın toplanmıştı. Bu topluluğun hareketine
“Edebiyat-ı Cedide” dendi. Kurulan bu topluluk siyasi eylem ve söylemlerden
uzak duruyordu.
Tevfik Fikret’in
şiirlerindeki toplumsal içerik zamanla artarak ulusalcılık ön plana çıktı. 1897
Osmanlı – Yunan Savaşı’nda Türklerin büyük bir zafer kazanmasından etkilenerek
kahramanlık şiirleri yazdı. 1897’den itibaren Robert Koleji’nde Türkçe dersleri
vermeye başladı.
Tevfik Fikret, okul
dışında kalan tüm zamanını dergi işlerine ayırıyordu. O günlerde dostu İsmail
Safa’nın evinde okuduğu Abdülhamit karşıtı bir şiiri, gözaltına alınmasına yol
açtı. Evi arandı. Söz konusu şiir bulunamayınca birkaç gün sonra serbest
bırakıldı. Çok geçmeden başka bir bahaneyle tekrar gözaltına alınınca Fikret’te
inzivaya çekilme ve başka bir ülkeye gitme düşüncesi derinleşti. Ancak bu
hiçbir zaman gerçekleşmedi.
1900 yılında ilgiyle
karşılanan ilk kitabı “Rübab-ı Şikeste”yi
yayınlayan Fikret, Ahmet İhsan’la birlikte dergi yönetiminde uyuşamadığı için
ertesi yıl topluluktan ayrıldı. Yerine Hüseyin Cahit geçti. Birkaç ay sonra
Hüseyin Cahit’in Fransız İhtilalı üzerine yaptığı bir çeviri nedeniyle dergi
kapatıldı ve grup dağıldı.
1912’de Trablusgarp Savaşı
nedeniyle Meclisin feshedilmesine tepki olarak “Doksanbeşe Doğru” adlı şiirini yazdı. Eleştirilerine devrin
yolsuzluklarını dile getiren “Han-ı Yağma”
ve I. Dünya Savaşı’na girilmesini yeren “Sancak
Şerif Huzurunda” şiirleriyle devam etti. Fikret’in şiirleri devrin
yöneticilerini kızdırdı ve muhafazakâr çevrelerden ağır eleştiriler almasına
neden oldu. Bu olumsuz tepkiler şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep oldu
ve sağlığı bozuldu.
Modern bir okul açmak,
yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri vardı ama bozulan sağlığı
nedeniyle bunları gerçekleştiremedi. Son yıllarını çocuk şiirleri yazmakla
geçirdi. Çocuklar için yazdığı şiirlerini “Şermin”
adlı kitabında topladı. Geçirdiği ameliyat sonrası 19 Ağustos 1915’te Aşiyan’da
hayata gözlerini yumdu. Aşiyan, 1945 yılında müze haline getirildi. Mezarı 24
Aralık 1961’de Aşiyan’ın bahçesine taşındı.
Edebi
Kişiliği
Tevfik Fikret,
yenilikçi ve değişimci sanat anlayışıyla edebiyat alanında adını duyuran bir
sanatçıdır. Yarattığı konu zenginliği ile Türk şiirinin ufkunu açan, yeni bir
biçim ve söyleyiş kurgusu oluşturan, kendinden sonra gelen kuşaklara sanat ve
fikir bakımından örnek oluşturan biridir.
Servet-i Fünun
dergisiyle yeni bir edebiyat hareketinin başlamasına önderlik eden Fikret,
yazdığı şiirlerle hem konu hem de yapısal açıdan yeni ve farklı bir yol
çizmiştir. Şaire göre her şey şiirin konusu olabilir.
Tevfik Fikret’in kaleme
aldığı düzyazıları da dikkat çekicidir. Bu yazılar hem kendi sanat anlayışını
yansıtması bakımından hem de Edebiyat-ı Cedide (yeni edebiyat) hareketinin
edebiyat ve sanat anlayışını dile getirmesi bakımından ayrı bir önem
taşımaktadır.
Tevfik Fikret’in1901
sonrası şiirlerinde büyük bir değişim gözlenir. Servet-i Fünun döneminde daha
ılımlı bir üslupla şiirler yazan sanatçı, topluluğun dağılmasıyla birlikte daha
sert ve daha yüksek bir sesle şiirler yazmaya başlar. Bunun ilk örneğini “Sis” şiiriyle veren şair, çocuklar için
yazdığı şiirler hariç, son günlerine kadar bu üslubunu korumuştur.
Fikret, nazım biçimi,
nazım tekniği gibi konulara duyarlılıkla yaklaşırken dil konusunda böyle bir
tutum sergilememiştir. Anlatımındaki eski söyleyişe ve kendi yarattığı
terkiplere aşırı bağlılık şiirlerini anlaşılması zor bir hale getirmiştir. “Ferda”, “Millet Şarkısı”, “Han-ı Yağma”,
“Haluk’un Vedaı” gibi şiirleriyse
yalın ve anlaşılır bir Türkçeye yöneldiği şiirleri arasında sayılabilir.
Tevfik Fikret’in sanat
anlayışını üç dönemde inceleyebiliriz. Bunlardan birincisi “sanat için sanat”
görüşüyle yazdığı dönemdir. “Rübab-ı
Şikeste” kitabında yer alan şiirleri buna örnek olarak gösterilebilir.
İkinci dönem geçiş
dönemi olarak adlandırılabilir. “Haluk’un
Defteri” kitabındaki şiirleri bu dönemde yazılmıştır.
“Toplum için sanat”
görüşüyle yazdığı şiirlerini de “Rübabın
Cevabı” kitabında toplamıştır.
Eserleri
Rübab-ı Şikeste (1900)
Haluk’un Defteri (1911)
Rübabın Cevabı (1911)
Şermin (1911, çocuklar için yazdığı şiirler)
Tarih-i Kadim (1905)
Son Şiirler (1952, hazırlayan Cevdet Kudret)
Genel
Değerlendirme
Baskıcı
bir yönetimin idaresinde dönemin şair ve yazarları baskı altına alınmış, hapse
atılmış ya da sürülmüştür. Baskı altındaki yazar ve şairler toplumsal yaşamın
dışındaki konulara yönelmiş, eserlerinde bireysel duygu ve düşüncelerini
anlatmışlardır.
Böyle
bir ortamda Tevfik Fikret, çağdaşı diğer şair ve yazarların aksine, geçmiş dönemin
baskıcı yönetimini eleştirmiş, geleceğe dair bütün ümidini gençlere bağlamıştır.
Bu nedenlerden dolayı şiir edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
