Mavi Maviydi Gökyüzü Şiiri İncelemesi
Mavi Maviydi Gökyüzü
Şiirin Biçim
Yönünden İncelenmesi
Nazım birimi: dörtlüktür.
Ölçüsü: 8’li hece
ölçüsüdür.
Uyak şeması: “abab / cdcd / efef / ghgh / ıiıi /jkjk” (çapraz uyak)
Şiirin Uyakları
Şiirdeki Diğer
Ahenk Unsurları
Şiirde
uyak ve rediflerin dışında bazı seslerin tekrarıyla iç ahenk sağlanmıştır. Örneğin
“Ve sen gülünce açan güller”
dizesinde “ü” ve “e” sesleriyle, “Kim bilir
şimdi nerdesin” dizesinde “i”
sesiyle asonans yapılmıştır. “Bulutlar
beyaz, beyazdı” dizesinde ise “b”
ünsüzüyle aliterasyon yapılmıştır. Şiirde tekrarlanan “mavi maviydi, beyaz beyazdı” ikilemeleriyle ahenk daha da
güçlendirilmiştir.
Şiirin
İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama – yorum
Şair,
içinde yaşadığı yoğun duyguları nesnel varlıklar ve durumlarla yansıtmaya
çalışıyor. Nesnelere ve durumlara yüklediği farklı anlamlar, her okuyanda
farklı çağrışımlar yapacak biçimde ortaya konuyor. Bu nedenle şiiri her
okuyanın, şiirden farklı anlamlar çıkarması sağlanıyor.
Şiir
tasvirle başlıyor. Gökyüzü masmavi, bulutlar bembeyazdır. Ancak bu güzellikler
boşluğu ve hüznü de beraberinde getiriyor. Hayatın ve zamanın geçip gitmesi
şairi hüzünlendiriyor.
Şairin
özlemini duyduğu garip, güzel ve sonra mahzun günler birbirine zıt duyguları
beraberinde getiriyor. Işıkla yağmur, gamlı bir türkünün ardından açılan güller
birbirine zıt durumlardır. Zaten aşk ve özlem de böyle zıtlıkları içinde
barındıran bir durumdur.
Bu
dizelerde geçen bulut, gölge, rüzgâr, çiçekler insanda gizemli duygular
uyandırıyor. Şair, sevgiliyle birlikte yaşadığı gizemli duyguları yansıtıyor.
Yaşanan güzel günler geçip gitse de duygular gizemini yitirmiyor.
Bir
çınar ya da kestane ağacının gölgesinde birlikte geçirilen zamanı ve süzülen
bakışları hatırlayan şair, yoğun duygular içersinde o günleri adeta tekrar
tekrar yaşıyor. Çok doğal ve sıradan görünen çınar ve kestane ağaçları şairde
farklı duygular uyandırarak anlam kazanıyor.
Şair,
sevgilinin yüzünü hatırlayınca mutluluğu ve hüznü bir arada yaşıyor. Çünkü
sevgiliden ayrıdır. Nerede dahi olduğunu bilmemektedir. Ancak her yer onun
anılarıyla doludur. Sabah, akşam, merdiven, ayak sesleri, gölgeler hep
sevgiliyi hatırlatmaktadır. Sevgiliyle birlikte yaşadığı günleri özlemekte ve
içini derin bir sızı kaplamaktadır.
Zaman
hızla geçip giderken pek çok şeyi de değiştirir. Ancak bazı şeyler aynı kalır
ve gözümüzün önünde bazı anıları canlandırır. Geçmişe duyulan özlem insana her
ne kadar haz verse de beraberinde hüznü de getirir. Şiirin tamamında şairin
karmaşık duygular içinde olduğunu görüyoruz. Şairin yaşadığı belki sevgiliyle
geçirdiği güzel günler belki de hayatın kendisidir. Ancak zaman hızla geçip
gitmekte geriye sadece anılar kalmaktadır.
Şiirin teması "geçmişe duyulan özlem"dir.
Dil ve Anlatım
Şiir,
lirik ve etkileyici bir anlatıma sahiptir. Saf şiir anlayışıyla yazılan şiirde
mısra güzelliği ve ahenk dikkat çeker. Sade bir üslupla yazılan şiir, imge ve
çağrışımlarla yüklüdür. Şiirde duygular çeşitli nesne ve durumlarla yansıtılmaya
çalışılmıştır. Şiirde geçen (mavi
maviydi, beyaz beyazdı, ışık, yağmur, gölge, çiçekler, çınar, kestane, merdiven,
sabahın aynası) bunlardan
bazılarıdır.
Şair Hakkında
Ahmet Hamdi Tanpınar
Hayatı
Ahmet
Hamdi, 23 Haziran 1901’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hüseyin Fikri
Efendi, annesi Nesime Bahriye Hanım’dır. Ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür.
Çocukluğu, babası kadı olduğu için Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde geçti.
Eğitimini farklı şehirlerde sürdüren Ahmet Hamdi, 13 yaşındayken annesini
kaybetti. Lise öğrenimini Antalya’da tamamladı. Liseden sonra İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Hocaları arasında Yahya Kemal’de
vardı. Üniversiteden “Hüsrev ü Şirin”
mesnevisi üzerine hazırladığı tezle mezun oldu.
Ahmet
Hamdi, üniversiteyi bitirdikten sonra edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı.
Çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yapan Tanpınar Güzel Sanatlar
Akademisi’nde sanat tarihi öğretmenliği de yaptı.1939 yılında İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne profesör olarak
atandı.
1942
yılında milletvekili seçilen Tanpınar, bu görevinin ardından Milli Eğitim
Bakanlığında müfettişlik görevini üstlendi. 1949’da İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesindeki görevine geri döndü. Bu görevdeyken 23 Ocak 1962’de İstanbul’da
hayata gözlerini yumdu.
Edebi Kişiliği
Ahmet
Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul
edilmektedir. Eserleri hem çağdaş hem de geleneksel Türk edebiyatının izlerini
taşımaktadır.
Edebiyatın
birçok alanında eser veren sanatçı, adını ilk olarak “Musul Akşamları” şiiriyle duyurdu. “Dergâh”, “Milli Mecmua”, “Hayat”,
“Görüş”, “Ülkü”, “Varlık”, “Oluş” ve “Kültür Haftası” gibi çeşitli dergilerde
şiirleri yayınlandı. Şiir zevkinin oluşumunda özellikle Yahya Kemal’in ve Ahmet
Haşim’in etkisi büyüktür.
Şiir
dışında roman, hikâye, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi türlerde de eserler
vermiştir. Şairliğinin yanı sıra usta bir roman yazarı, edebiyat alanında iyi
bir araştırmacıdır.
İlk
şiirlerinde hece ölçüsü, daha sonraları serbest ölçüyü kullandı. Edebiyat
Fakültesinde öğrenci olduğu yıllarda Yahya Kemal’den etkilendi. Ancak ilk
şiirlerinde Yahya Kemal’den çok Ahmet Haşim’in izleri görülür. Ahmet Haşim gibi
o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini
avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile
iletişim kurmaya çalışır.
Onun
şiirlerinde; “zaman”, “rüya” ve “bilinçaltı” ana öğelerdir. Tanpınar için zaman
basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. “Ne İçindeyim Zamanın”, “Bursa’da Zaman”,
“Herşey Yerli Yerinde” şiirleri bu
olgunun örnekleridir.
İlk
romanı “Mahur Beste” 1944’de “Ülkü”
dergisinde yayınlandı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde seçkin bir çevrenin
yaşayışını sergileyen romanın ardından, kendi yaşamından da izler taşıyan “Huzur” 1949 yılında basıldı. “Huzur” hem bir aşk hem de Tanpınar’ın
İstanbul’a olan derin sevgisinin romanıdır. 1961 yılında basılan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı
romanında iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun
ironik yapısı irdelenir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak bir
araya getirilen ve 1987 yılında yayınlanan “Ay’daki
Kadın” adlı kitabında da aynı irdeleme vardır.
Romanlarında
hitabete ve telkine yer vermez. Eserlerini yapmacıksız, konuşma diline özgü bir
sözcük seçimiyle yazar.
Düşünce
ve hayallerle başkalaşan “İstanbul sokakları, çarşıları, harabeleri, özellikle
mütareke yıllarının sıkıntıları, maddi ve manevi yıkımlar içinde geçen gençlik
yılları” romanlarının temelini oluşturur.
Tanpınar’ın
eserleri içinde “rüya” kavramı çok önemlidir. Hemen hemen tüm eserlerinde
rüyaya geniş yer verir. Rüyayı insanı rahatlatan önemli bir etki olarak görür.
Sanatçının rüyaya verdiği önemi en çok “Abdullah
Efendi’nin Rüyaları” kitabındaki hikâyelerde
görürüz. Sürrealizmden izler taşıyan bu hikâyeler, yazarın gerçeklerden
kaçışını da ifade eder.
Şiir,
roman, hikâye ve yazılarının yanı sıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve
Konya’nın doğal ve kültürel yapısıyla anlatıldığı “Beş Şehir” de önemli eserleri arasındadır.
Makalelerini
“Yaşadığım Gibi” adıyla kitap haline
getiren Tanpınar, edebiyat tarihi alanında da araştırmalar yapmış “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”nin ilk
cildini yazmıştır.
Ahmet
Hamdi Tanpınar, hayatı boyunca edebiyata ve sanata olan tutkusunu hiç
kaybetmemiş yazarlarımızdandır. Eserleriyle Türk edebiyatının önemli isimleri
arasında yerini almış öncü bir isim olarak kabul edilmektedir. Sanat anlayışı,
estetik duyarlılığı ve derin anlatımıyla edebiyatımızda özgün bir yere
sahiptir. Tanpınar’ın sanat anlayışı pek çok yazar ve şair üzerinde etkili
olmuş ve edebiyat dünyasına yeni bir bakış açısı getirmiştir.
Eserleri
Şiir
Bütün Şiirleri
(1976-1981)
Roman
Hikâye
Deneme
Araştırma – İnceleme
Genel
Değerlendirme
Şair,
seçtiği kelimeler ve yaptığı doğa tasvirleriyle kendi iç dünyasını okuyuculara
açarak duygularını dile getirir. Her okuyanda farklı çağrışımlar ve farklı
duygular uyandıran şiir, Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Saf şiir
anlayışıyla yazılan şiirde canlı doğa tasvirleri ve lirik anlatım dikkat çeker.
