Salkımsöğüt Şiiri İncelemesi
Salkımsöğüt
Nazım
Hikmet
Şiirin Biçim
Yönünden İncelenmesi
Şiir,
serbest nazım tekniğiyle yazılmıştır. Şiirde ahenk kelime ve ses tekrarlarıyla
sağlanmış, geleneksel ölçü ve uyak anlayışının dışına çıkılmıştır.
Dizelerin
bölünmesiyle biçim ve içeriğe bütünlük kazandırılmış, bazı kelimeler bölünerek
vurgu güçlendirilmiştir.
Şiirde
bazı dizeler uzun, bazı dizeler kısa, bazı dizeler de kelimelerden oluşmuştur.
Bazı
kelimelerin tekrarıyla şiire hem ahenk hem de anlam yönünden bütünlük
kazandırılmıştır.
Şiirin İçerik
Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Şiir
toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılmıştır. Şiirde vurgulanan duygu “toplumun
mutluluğu ve refahı için kendini feda etme” düşüncesidir.
Şiir,
bir doğa tasviriyle başlıyor. Sonra öyküleme tekniğine geçilerek atlı
süvarilerin parlayan kılıçlarıyla koşarken yaralı bir atlının atından düşmesi, ölürken
düşündükleri ve bulunduğu ruh hali dile getiriliyor. Şiir, ölen atlının ve
bulunduğu ortamın tasviriyle sona eriyor.
Şiirde
kullanılan bazı simgeler “kızıl atlılar”, “beyaz ordu” bize Rus devrimini
anımsatmaktadır. Süvarinin ölümü de bize devrim yolunda mutlaka bazı kayıpların
ve fedakârlıkların olacağını anlatmaktadır.
Şiirde
geçen salkımsöğüt de uğrunda mücadele verilen davanın simgesi durumundadır.
Rüzgâr kanatlı
atlılar gibi geçti hayat! Dizesinde şair, hayatın çok hızlı geçtiğini ve bir
anlamı olması gerektiğini vurguluyor.
Şiirin teması: devrim yolunda
yapılan fedakârlıklardır.
Dil ve Anlatım
Geleneksel
şiir anlayışında her dize büyük harfle başlarken bu şiirde anlam tamamlanıncaya
kadar dize başları küçük harfle başlamaktadır. Şairin serbest nazıma getirdiği
en büyük yeniliklerden biri de dizeleri merdiven basamakları biçiminde
yazmasıdır.
Şiirde
hem ahenk hem de biçimsel yapı üzerinde özenli bir çalışma olduğu açıkça
görülür. Şair, estetik olanı yakalamaya çalışırken sanatsal yaratıların
imkânlarından da yararlanır.
Şiir,
öyküsel bir anlatımla bize gelişen bir olayın izdüşümünü sunar. Şiirin bir doğa
tasviriyle başlaması ve öyküleme yöntemiyle devam etmesi anlama bütünlük
kazandırır.
Şiirde
benzetme ve kişileştirme sanatları görülür.
Şair
Hakkında - Nazım Hikmet
Hayatı
Türk ve dünya
edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen Nazım Hikmet, 15
Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya geldi.
Babası Hikmet Bey
Matbuat Umum Müdürüdür. Annesi Celile Hanım ise piyano çalan, resim yapan
Fransızca bilen eğitimli bir kadındır. Asıl adı Mehmet Nazım olan Nazım
Hikmet, ilkokulu bitirdikten sonra arkadaşı Vâlâ Nurettin’le birlikte Mekteb-i
Sultani’nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesi maddi sıkıntıya düşünce ertesi
yıl Nişantaşı Sultanisi’ne devam etti. Dedesi Nazım Paşa’nın etkisiyle şiir
yazmaya başladı.
1917’de Heybeliada
Bahriye Mektebi’ne girdi. 1919’da mezun oldu. Hamidiye Kruvazörü’ne güverte
subayı olarak atandı. Sağlık durumu nedeniyle 1920’de askerlik görevinden
ayrıldı. Bu sıralarda hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. Bahriye
Mektebi’nde, öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’ya hayrandı. Yazdığı şiirleri
gösterip görüşlerini alıyordu.
1920’de Alemdar
gazetesinin düzenlediği yarışmada “Bir
Dakika” adlı şiiriyle birincilik kazandı. İstanbul’un işgal altında olduğu
günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı.
1921’de Vâlâ Nurettin’le
Ankara’ya gitti. Birlikte, İstanbul gençliğini “Milli Mücadele”ye çağıran bir
şiir yazdılar. Şiir, çok beğenilince Bolu’ya öğretmen olarak atandılar.
Bolu’da kalpaklı bu iki
genç tepkilerle karşılaştı. Peşlerine gizli polis takıldı. Birlikte Moskova’ya
gitmeye karar verdiler. Batum üzerinden Moskova’ya ulaştılar. Nazım, burada
serbest şiirle tanıştı, ilk serbest şiirlerini yazdı. Moskova’da üniversiteyi
bitirince, 1924 yılında sınırdan gizlice geçerek Türkiye’ye döndü. “Aydınlık”
dergisinde çalışmaya başladı. İzlendiğini anlayınca İzmir’e geçti.
1925’te Şeyh Sait
isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında 15 yıla mahkûm edildi.
Tekrar yurtdışına kaçtı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla üç ay daha hapse
mahkûm edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı.
1928’de Bakü’de ilk
şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü”
yayınlandı. Aynı yıl içinde gizlice Türkiye’ye döndü, yakalanıp Ankara’ya
götürüldü. Kısa bir tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.
İstanbul’da Zekeriya
Sertel’in yayınladığı “Resimli Ay” dergisinin yazarları arasına katıldı.
1929 yılında “Putları Yıkıyoruz” başlığıyla bir yazı
hazırlayıp Abdülhak Hamid Tarhan, Mehmet Emin Yurdakul gibi dönemin etkili
şairlerine yönelttiği eleştiriler büyük ilgi gördü. Aynı yıl “835 Satır”, “Jokond ile Si–ya–u”, ertesi yıl “Varan 3 1+1=1” kitapları yayınlandı.
1930’da “Salkımsöğüt” ve “Bahri Hazel” şiirlerini, plağa okudu. Plak, halktan büyük ilgi
görünce hakkında dava açıldı.
1932’de “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” ile “Gece Gelen Telgraf” kitapları basıldı. “Kafatası” ve “Bir Ölü Evi” isimli oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda
sahnelendi.
Bir bildiri nedeniyle
başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933’te Bursa cezaevine
gönderildi. 5 yıl hapse mahkûm oldu. Kısa bir süre tutuklu kaldıktan sonra salıverildi.
1935’de Piraye
Altınoğlu ile evlendi. Akşam gazetesinde “Orhan Selim” takma adıyla fıkralar
yazmaya başladı. Yine farklı isimlerle romanlar, oyunlar, operetler yazdı. “Taranta Babu’ya Mektuplar” kitabı
yayınlandı. “Unutulan Adam” oyunu
şehir tiyatrolarında sahneye kondu.
1936’da “Şeyh Bedrettin Destanı” adlı kitabı
yayınlandı.
1938’de Harp Okulu
öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı. Ankara Cezaevi’ne
kondu. 15 yıl hapse mahkûm edildi. İstanbul Cezaevi’ne getirildi. Askeri
Mahkeme’de ayrıca yargılanıp bir 20 yıl daha hapse mahkûm oldu. 10 yılı aşkın
Çankırı ve Bursa cezaevlerinde kaldı. Cezaevlerinde sürekli yazdı. 1950’de
açlık grevine başladı. Sağlık durumu nedeniyle Cerrahpaşa Hastanesi’ne
kaldırıldı. Yürürlüğe giren “af yasası” ile tekrar özgürlüğüne kavuştu.
Piraye Hanım’dan
ayrılıp, sürekli cezaevine ziyaretine gelen Münevver Andaç ile evlendi. Doğan
çocuklarına Mehmet adını verdiler.
Sürekli izlendiğini
anlayınca 1951 yılında Karadeniz yoluyla tekrar Moskova’ya gitti. 1951’de “Bakanlar
Kurulu Kararı”yla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.
Kitapları pek çok dile
çevrildi. Yurtdışında pek çok uluslararası kongreye katıldı. 1959’da Vera
Tulyakova ile evlendi. 3 Haziran1963’te bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini
yumdu. Moskova’da toprağa verildi.
Edebi
Kişiliği
Nazım Hikmet, ilk şiirlerini
hece ölçüsüyle yazdı. Ancak şiirleri içerik olarak diğer hececi şairlerden
uzaktı.
Moskova’da yaşadığı
yıllarda özellikle gelecekçiliğin (fütürizm) önemli isimlerinden Mayakovski’nin
etkisiyle serbest nazım tarzında, toplumsal içerikli şiirler yazmaya başladı.
Şiirleri, biçim ve
içerik özellikleriyle geleneksel Türk şiir anlayışından farklı yazılmış
şiirlerdi. Şiirlerinde dizeler, hatta sözcükler kırılarak merdiven biçiminde
sıralanmış, kelime tekrarları, iç uyaklarla ahenk sağlanmış, yeni konu ve
sözcüklerle içerik zenginleştirilmişti.
“835 Satır” isimli
kitabı yayınlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ancak Ahmet Haşim, Yakup Kadri
gibi şairler ondan övgüyle söz etti. Kendisini izleyen genç şairler de serbest
şiire yöneldi. 1936’ya kadar yayınlanan kitaplarıyla Cumhuriyet Dönemi şiirinin
değerlerini kökünden sarstı. Divan ve halk şiiri söyleyişlerini, çağdaş bir
şiir anlayışı içinde eritmeyi başardı.
Şeyh Bedrettin Destanı
ile Nazım Hikmet’in şiirlerinde yeni bir dönem başlamış oldu. Kuvayı Milliye
Destanı’nda ulusal güçlerin örgütlenerek kurdukları direnme cepheleri, işgal
altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçıran yurtseverlerin eylemleri
anlatılmış, sonraki bölümlerde savaş sahneleri verilmişti. İki tarihsel dönemi
simgeleyen parçalarda, o koşulların yarattığı insanlar anlatılıyordu destanda. En
önemli eserlerinden “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı 1941’de cezaevinde yazmaya
başladı. Geniş bir zaman diliminin öyküsünü anlatan bu eser; düzyazı, şiir,
senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı yeni bir türün habercisi oldu.
Nazım Hikmet, Son dönem
şiirlerinde yurt özlemini, barışa ve gelecek güzel günlere olan inancını, aşkı,
umudu, ölümü, insana özgü her şeyi konu almaya başladı.
Eserleri
Şiir
Genel
Değerlendirme
Nazım
Hikmet toplumcu gerçekçi bir şair olarak Türk edebiyatında önemli bir yere
sahiptir. Özellikle toplumun sorunlarına değindiği şiirlerinde eşit haklara
sahip, barış içinde yaşayan bir dünya hayal etmiştir.
