Havuz Şiiri İncelemesi

Havuz

Akşam yine toplandı derinde…

Cânân gülüyor eski yerinde
Cânân ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havz üzerinde

Meh- tâb kemer tâze belinde
Üstünde semâ gizli bir örtü
Yıldızlar onun güldür elinde…

                      Ahmet Haşim

Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi

Nazım şekli: şiir, “serbest nazım” şeklinde yazılmıştır.

Nazım birimi: “bent”tir.

Uyak düzeni: “a aba aca” şeklindedir. Şiirin uyak düzeni serbest nazım türüne uygundur.

Şiirdeki Ahenk Unsurları (uyak ve redifler)

---derinde
---yerinde
---gelmez
---üzerinde
---belinde
---örtü
---elinde   “-de” redif; “-in” tam uyak (şiirin tamamı bütün olarak düşünüldüğünde “tam uyak”tır)

Şiirdeki Diğer Ahenk Unsurları

Kelime tekrarı: “akşam… akşam”, “cânân… cânân”

Aliterasyon: “d,g,r” sesleri (ünsüz) kullanılarak aliterasyon yapılmıştır.

Asonans: “e, a, ü” sesleri (ünlü) sık kullanılarak asonans yapılmıştır.

Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi

Açıklama – yorum

Ahmet Haşim, şiirlerini sembolizmin etkisiyle yazdığı için; her bir nesnenin okuyucuda uyandırdığı farklı bir anlamı vardır. Şiirde ilk olarak akşam vakti güneşin batışı tasvir edilir. Bu tasvirde canan ve havuz kelimeleri dikkat çeker.

Akşamları mehtapta hayal kurmayı seven şair, mehtapta sevgiliyi görür. Sevgili gerçek değil hayalidir. Bilindiği gibi “su” nesneleri olduğu gibi değil farklı görünümlerle yansıtır. Şair de tıpkı havuz gibi sevgiliyi hayalinde canlandırır.

Sevgilinin özelliklerine bakınca aslında bu güzelin “hayali bir sevgili” olduğu anlaşılır. Aynı zamanda bu sevgili şairin ilham kaynağıdır. Sevgilinin belinde sırma bir kemer vardır. Bu “kemer”, mehtabın suya yansımasıdır. Gökyüzü “sevgilinin örtüsü”, yıldızlar ise elindeki” gül”e benzetilmiştir. Doğal olarak böyle bir sevgilinin gündüz gelmesi beklenemez.

Dil ve Anlatım

Şair, kendi şiir anlayışına uygun olarak, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil, dolaylı yönden anlatmayı tercih etmiştir. Duygularını betimlemeler yaparak, çağrışımlar yoluyla hissettirmeye çalışmıştır.

Şairin, genel olarak şiirlerindeki anlatım özelliği, anlama noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren, farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapıdadır.

Sade bir dille yazılan şiirde, anlamdan çok musiki ön plana çıkmış, mükemmel bir ses güzelliğine ulaşmıştır.

Şiirdeki edebi sanatlar

Cânân gülüyor eski yerinde
Cânân ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havz üzerinde

Dizelerinde istiare ve kişileştirme sanatı vardır. Bu dizelerde “canan”ın ne olduğu ve neye benzediği belirsizdir.

Meh- tâb kemer tâze belinde
Üstünde semâ gizli bir örtü
Yıldızlar onun güldür elinde…

Dizelerinde mehtap kemere, sema örtüye, yıldızlar güle benzetilmiştir.

Şair Hakkında - Ahmet Haşim

Gerçek dünyanın değil, bunların kendisinde uyandırdığı izlenimleri ve çağrışımları şiir yoluyla yansıtan Ahmet Haşim, modern Türk şiirinin kurucularından biri olarak görülmektedir. “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” dizeleriyle bir döneme damga vuran şair, sembolizmden büyük ölçüde etkilenmiş ve bunu şiirlerine yansıtmıştır.

Hayatı

Ahmet Haşim, 1887’de Bağdat’ta doğdu. Babası Fizan mutasarrıflarından Arif Hikmet Bey, annesi Sara Hanım’dır. Ahmet, biri kız, ikisi erkek, üç kardeşten en büyüğüdür.

Ahmet Haşim’in çocukluğu Bağdat’ta tam bir Arap çevresi içinde geçti. Şair, babasının memur olması nedeniyle pek çok yerde bulundu. Düzenli bir hayat yaşayamadı. Annesini sekiz yaşlarındayken kaybetti. Bu ölüm, onda derin ve silinmez izler bıraktı. Bu izler daha sonra şiirlerine ümitsizlik, dehşet, korku, nefret gibi karamsar duyguların yansımasına neden oldu. İstanbul’a babasıyla birlikte geldiğinde hiç Türkçe bilmiyordu.

Şair, İstanbul’a geldikten sonra ilk yılı Numune-i Terakki okulunda, Türkçesini kuvvetlendirmek için okudu. Daha sonra Galatasaray Sultanisi’ne kaydedildi. Yaşı ve sınıfı ilerledikçe edebiyata olan hevesi de artmaya başladı. Bunda edebiyat öğretmeni Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun etkisi olduğu kadar, bir arkadaşından aldığı Fransız Şiir Antolojisi’nin de büyük etkisi vardı. Okulda tanıdığı bir başka edebiyat heveslisi de İzzet Melih’ti. Bu arkadaş çemberine daha sonra Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar da katıldı. Zaman zaman bir araya gelerek hararetli edebiyat tartışmaları ve sohbetleri yapan bu gruptan, ilk olarak şiirleri edebi bir dergide yayınlanan Ahmet Haşim oldu. Mecmua-i Edebiye isimli bu edebiyat dergisinde Ömer Seyfettin’in şiirleri de yayınlanmaktaydı.

1907’de Mekteb-i Sultani’yi bitirince Reji İdaresine (Tekel İdaresi) memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk’a devam eden Haşim, İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atanınca hukuk öğrenimini bıraktı.

İki yıl sonra İstanbul Maliye Nezareti tercümanlığına atanması dolayısıyla tekrar İstanbul’a döndü. 1909’da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Pek çok şiiri yayınlandı. Özellikle “Göl Saatleri” ve “Şi’r-i Kamer” isimli şiirleri büyük ilgi uyandırdı.

Ahmet Haşim, her ne kadar Fecr-i Âti hareketi içinde görülse de bu grubun toplantılarına pek katılmadı. Fecr-i Âti topluluğunun dağılmasından (1913) sonra uzun bir sessizlik dönemi geçiren şair, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla dört yıl ihtiyat zabiti (yedek subay) olarak görev yaptı.

Savaştan sonra Düyun-u Umumiye ve Osmanlı Bankası’nda görev yaptı. Bu görevlerini Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji öğretmenliği, Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi Fransızca öğretmenliği takip etti.

Ahmet Haşim, bir taraftan memuriyet hayatına devam ederken diğer taraftan da “Akşam” gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Bu yazıların bir kısmını daha sonra “Gurabahane-i Laklakan” adlı kitabında topladı. 1921’de “Dergâh” dergisine yazdığı şiirlerin bir kısmını da “Göl Saatleri” adıyla yayınladı.

1926’da “Resimli Kitap”, “Dergâh”, “Yeni Mecmua” dergilerinde yayınladığı şiirlerini bir araya getirerek “Piyale” isimli kitabında topladı. Aynı yıllarda “İkdam” gazetesinde fıkra yazarlığı yaptı. Bu gazetede yazarken alaycı, saldırgan bir üslup kullanması, eleştirilerde ölçü gözetmemesi yüzünden sert tepkilerle karşılaştı. Bu nedenle Peyami Safa ile aralarında kalem kavgaları oldu.

Hastalığının tedavisi için 1924 ve 1926’da iki kez Paris’e, 1932’de Frankfurt’a gitti ancak iyileşemeden döndü. Güncel sorunları, makalelerinin bir kısmını, Paris gezi notlarını da ekleyerek “Bize Göre” adlı kitabında topladı. Frankfurt’taki günlerini de “Frankfurt Seyahatnamesi” adlı kitabında anlattı.

Son yıllarını hastalıklarla geçiren şair, bu yıllarda kıtalardan oluşan küçük şiirler yazdı. 4 Haziran1933’te hayata gözlerini yumdu.

Edebi Kişiliği

Ahmet Haşim’in hayal dünyasını ve dolayısıyla şiirlerindeki egemen duyguyu anlayabilmek için hayatındaki dönüm noktalarını da iyi anlamak gerekir. Şairin hayatındaki en kalın çizgiyi, bulunduğu ortama uyum sağlayamamak oluşturuyordu.

Haşim’in ruhsal durumunu anlayabilmek için çocukluğuna inmek gerekir. Haşim, çocukluğunda zeki olduğu kadar duygusal bir yapıya da sahipti. Çocukluk yıllarının sıkıntılı geçmesinde hasta bir anne ve sert mizaçlı bir babanın büyük rolü vardı. Aile hayatındaki huzursuzluk, şairin ruhsal ve bedensel gelişmesinde hayli etkili oldu. Bünyesindeki zayıflık ve hassas ruhsal yapısı nedeniyle aradığı şefkati, sadece anne kucağında buluyordu. Her akşamüstü Bağdat’ın Dicle kıyılarında yaptıkları gezintiler, onları birbirine daha da bağlıyordu. Annesiyle birbirlerine çok bağlı ve çok yakın olmakla birlikte gelecekten hiç ümitli değillerdi. Korku, endişe ve ümitsizlik peşlerini hiç bırakmadı. Annesinin ölümü ise ona hiç unutamayacağı bir acı yaşattı.

Okul yıllarında sıkıntıları devam etti. Aile çevresindeki şefkat eksikliğinin yarattığı yalnızlık duygusu gitgide derinleşti. Bunun sonucunda kendi kabuğuna çekilme duygusu ağır bastı. İstanbul’a uzak bir Arap çevresinde, Bağdat’ta doğduğu için okul arkadaşları arasında şaka olarak takılan “Arap Haşim” lakabı daha sonraki yaşantısında da devam etti. Bu da şairi, yabancılık, yalnızlık ve huzursuzluğa sürükledi. Haşim, çevresinde bulamadığı sevgi ve şefkati hayal dünyasında, çocukluk anılarına dönerek gidermeye çalıştı. “Şi’r-i Kamer” ve “Hilal-i Semen” şiirlerinde bu durum açıkça görülmektedir.

Şair, kendisine yakınlık göstermeyen insanlara karşı bencil ve kırıcı davranırdı. Etrafındaki herkese şüpheyle bakardı. Bu ruh hali içinde sinirleri sürekli gergindi ve en ufak bir sorunla karşılaştığında ortalığı kırar dökerdi. Bu nedenle huzura erebilmek için gururunu kırabilecek kişilerden uzak dururdu. Dostlarını, çoğunlukla basit, kendisine saygı gösteren, gösterişsiz insanlardan seçmesi bundan dolayıdır.

Ahmet Haşim’in şiirleri üç farklı dönemde incelenebilir: Birinci dönem, şairin çeşitli etkiler altında kaldığı, yolunu bulmaya çalıştığı dönemdir. İkinci dönem, asıl edebi kişiliğinin belirginleştiği dönemdir. Bunda Fransız şair Regnier’in etkisi büyüktü. Üçüncü dönemde ise şair, klasisizme yöneldi. Ancak şair, en çok empresyonizm (izlenimcilik) akımının etkisinde kaldı.

Ahmet Haşim’in, “Mecmua-i Edebiye” dergisinde yayınlanan şiirlerinde, o devrin bütün genç şairlerinde olduğu gibi Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’den etkilendiği görülür. Bu döneminde o, aşk peşinde koşan, ancak aşkla kucaklaşmak yerine onun hayaliyle avunan biridir. Onda, aşk hiçbir dönemde gerçek olarak ortaya çıkmadı, sadece izleri, ıstırabı ve yıkıntıları kendini gösterdi. Şiirlerinde hayali bir sevgilinin yaşattığı aşk acılarını anlattı.

Şairin, “sanat için sanat” ilkesine bağlanması ve sembolizm akımına kayması, biraz da sosyal hayatının eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. İkinci döneminde şair, yavaş yavaş kendini bulmaktadır. Bu durumunu en iyi “Melali (hüzün) anlamayan nesle aşina (tanıdık) değiliz” dizesinde ifade etti. Bu dönemde şair yavaş yavaş Abdülhak Hamit’in etkisinden kurtuldu. Bir taraftan hüznü, diğer taraftan hayatın ve doğanın yansımalarını ustaca işledi. Şiir dili daha da gelişti, iyice olgunlaştı. Acılarını gizlemeye çalıştı, şiirine canlı renkler ekledi. Dili daha etkileyici, görüşü daha keskindi.

Haşim’in şiir hakkındaki görüşleri Mallerme çizgisine ve “saf şiir” anlayışına uygundur. Bu anlayışa göre, kelimelerin ses değeri anlam değerinden daha önemlidir. Şiirde, anlam açıklığı değil, ahenk önemlidir. Sesler ve kelimeler bilinçaltına seslenmeli ve bir takım çağrışımlar yapmalıdır. Şiir, anlaşılmak için değil, hissedilmek için okunmalıdır. Bu görüş sembolizm akımına da uymaktadır. Ancak şair, sembolist değildir, sadece sembolizmden etkilenmiştir. Şiirlerinde en çok “akşam, gurup (gün batışı), şafak, ay, yıldızlar, deniz, göl, kuşlar, orman” sembollerini kullanır.

Ahmet Haşim’in kelimeleri ve üslubu genellikle içeriğe uygun bir karakter taşır. Şiirlerinde çeşitli nazım biçimlerini deneyen şairin en beğendiği biçim “serbest müstezat” biçimidir. Bununla birlikte şiirlerinde, dörtlükleri de kullanır. Şairin kullandığı bir başka nazım şekli de “sone”dir. Şiirlerinin tamamını aruz ölçüsüyle yazan şair; üçlü, beşli, altılı ölçüleri de denedi, aynı şiir içinde bunları karışık olarak kullandığı da oldu.

Gazete ve dergilerde makaleler, fıkralar ve gezi yazıları yazdı. Bu yazılar, zaman zaman iç dünyasından sıyrılan Haşim’in dış dünyayı ve orada olup bitenleri nasıl gördüğünü anlatması bakımından önemlidir. Ancak bu geçici ve yüzeysel ilişkiler ona gerçeklik duygusu kazandıramamış ve onu öznel görüşlerin etkisinden kurtaramamıştır. Buna rağmen ince nükteleri, şaşırtıcı buluşları, iğneleyici sözleri, kıvrak zekâsı ve renkli üslubu, yazılarına apayrı bir çekicilik katmıştır.

Eserleri

Şiir
Göl Saatleri (1921)
Piyale (1926)
Bütün Şiirleri (1987)
Fıkra
Gurabahane-i Laklakan (1928)
Bize Göre (1928)
Gezi Yazısı
Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

Genel Değerlendirme

Havuz şiiri, şairin kendi iç dünyasını ve şiir anlayışını en iyi ifade ettiği şiirlerinden biridir. Şiir, 1921 de “Dergâh”ta yayınlanmış, 1926 da “Piyale” adlı şiir kitabında yer almıştır.

Şair, bu şiirinde adeta bir tablo çizmektedir. Bu tablonun genelinde hayalindeki sevgilinin izleri görülmektedir. Şair, seçtiği kelimeler ve bu kelimelerin ahengiyle kendi içinde oluşturduğu dünyanın kapılarını okuyucuya açmaktadır.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiiri İncelemesi

Sanat Şiiri İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiiri İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiiri İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiiri İncelemesi