Havuz Şiiri İncelemesi
Havuz
Ahmet Haşim
Şiirin Biçim
Yönünden İncelenmesi
Nazım şekli: şiir, “serbest
nazım” şeklinde yazılmıştır.
Nazım birimi: “bent”tir.
Uyak düzeni: “a aba aca”
şeklindedir. Şiirin uyak düzeni serbest nazım türüne uygundur.
Şiirdeki Ahenk
Unsurları (uyak ve redifler)
Şiirdeki Diğer
Ahenk Unsurları
Kelime tekrarı:
“akşam…
akşam”, “cânân… cânân”
Aliterasyon: “d,g,r” sesleri
(ünsüz) kullanılarak aliterasyon yapılmıştır.
Asonans: “e, a, ü”
sesleri (ünlü) sık kullanılarak asonans yapılmıştır.
Şiirin İçerik
Yönünden İncelenmesi
Açıklama – yorum
Ahmet
Haşim, şiirlerini sembolizmin etkisiyle yazdığı için; her bir nesnenin
okuyucuda uyandırdığı farklı bir anlamı vardır. Şiirde ilk olarak akşam vakti
güneşin batışı tasvir edilir. Bu tasvirde canan ve havuz kelimeleri dikkat
çeker.
Akşamları
mehtapta hayal kurmayı seven şair, mehtapta sevgiliyi görür. Sevgili gerçek
değil hayalidir. Bilindiği gibi “su” nesneleri olduğu gibi değil farklı
görünümlerle yansıtır. Şair de tıpkı havuz gibi sevgiliyi hayalinde
canlandırır.
Sevgilinin
özelliklerine bakınca aslında bu güzelin “hayali bir sevgili” olduğu anlaşılır.
Aynı zamanda bu sevgili şairin ilham kaynağıdır. Sevgilinin belinde sırma bir
kemer vardır. Bu “kemer”, mehtabın suya yansımasıdır. Gökyüzü “sevgilinin
örtüsü”, yıldızlar ise elindeki” gül”e benzetilmiştir. Doğal olarak böyle bir
sevgilinin gündüz gelmesi beklenemez.
Dil ve Anlatım
Şair, kendi şiir anlayışına uygun
olarak, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil, dolaylı yönden anlatmayı tercih
etmiştir. Duygularını betimlemeler yaparak, çağrışımlar yoluyla hissettirmeye
çalışmıştır.
Şairin, genel olarak şiirlerindeki
anlatım özelliği, anlama noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren,
farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir
yapıdadır.
Sade bir dille yazılan şiirde, anlamdan
çok musiki ön plana çıkmış, mükemmel bir ses güzelliğine ulaşmıştır.
Şiirdeki edebi
sanatlar
Dizelerinde
istiare ve kişileştirme sanatı vardır. Bu dizelerde “canan”ın ne olduğu ve neye
benzediği belirsizdir.
Dizelerinde
mehtap kemere, sema örtüye, yıldızlar
güle benzetilmiştir.
Şair
Hakkında - Ahmet Haşim
Gerçek dünyanın değil,
bunların kendisinde uyandırdığı izlenimleri ve çağrışımları şiir yoluyla
yansıtan Ahmet Haşim, modern Türk şiirinin kurucularından biri olarak
görülmektedir. “Ağır ağır çıkacaksın bu
merdivenlerden” dizeleriyle bir döneme damga vuran şair, sembolizmden büyük
ölçüde etkilenmiş ve bunu şiirlerine yansıtmıştır.
Hayatı
Ahmet Haşim, 1887’de
Bağdat’ta doğdu. Babası Fizan mutasarrıflarından Arif Hikmet Bey, annesi Sara
Hanım’dır. Ahmet, biri kız, ikisi erkek, üç kardeşten en büyüğüdür.
Ahmet Haşim’in
çocukluğu Bağdat’ta tam bir Arap çevresi içinde geçti. Şair, babasının memur
olması nedeniyle pek çok yerde bulundu. Düzenli bir hayat yaşayamadı. Annesini
sekiz yaşlarındayken kaybetti. Bu ölüm, onda derin ve silinmez izler bıraktı.
Bu izler daha sonra şiirlerine ümitsizlik, dehşet, korku, nefret gibi karamsar
duyguların yansımasına neden oldu. İstanbul’a babasıyla birlikte geldiğinde hiç
Türkçe bilmiyordu.
Şair, İstanbul’a
geldikten sonra ilk yılı Numune-i Terakki okulunda, Türkçesini kuvvetlendirmek
için okudu. Daha sonra Galatasaray Sultanisi’ne kaydedildi. Yaşı ve sınıfı
ilerledikçe edebiyata olan hevesi de artmaya başladı. Bunda edebiyat öğretmeni
Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun etkisi olduğu kadar, bir arkadaşından aldığı Fransız
Şiir Antolojisi’nin de büyük etkisi vardı. Okulda tanıdığı bir başka edebiyat
heveslisi de İzzet Melih’ti. Bu arkadaş çemberine daha sonra Hamdullah Suphi
Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar da katıldı. Zaman zaman
bir araya gelerek hararetli edebiyat tartışmaları ve sohbetleri yapan bu
gruptan, ilk olarak şiirleri edebi bir dergide yayınlanan Ahmet Haşim oldu.
Mecmua-i Edebiye isimli bu edebiyat dergisinde Ömer Seyfettin’in şiirleri de
yayınlanmaktaydı.
1907’de Mekteb-i
Sultani’yi bitirince Reji İdaresine (Tekel İdaresi) memur olarak girdi. Bir
taraftan da Mekteb-i Hukuk’a devam eden Haşim, İzmir Sultanisi Fransızca
öğretmenliğine atanınca hukuk öğrenimini bıraktı.
İki yıl sonra İstanbul
Maliye Nezareti tercümanlığına atanması dolayısıyla tekrar İstanbul’a döndü.
1909’da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Pek çok şiiri yayınlandı.
Özellikle “Göl Saatleri” ve “Şi’r-i Kamer” isimli şiirleri büyük ilgi
uyandırdı.
Ahmet Haşim, her ne
kadar Fecr-i Âti hareketi içinde görülse de bu grubun toplantılarına pek
katılmadı. Fecr-i Âti topluluğunun dağılmasından (1913) sonra uzun bir
sessizlik dönemi geçiren şair, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla dört yıl
ihtiyat zabiti (yedek subay) olarak görev yaptı.
Savaştan sonra Düyun-u
Umumiye ve Osmanlı Bankası’nda görev yaptı. Bu görevlerini Sanayi-i Nefise
Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji öğretmenliği, Harp
Akademisi ve Mülkiye Mektebi Fransızca öğretmenliği takip etti.
Ahmet Haşim, bir
taraftan memuriyet hayatına devam ederken diğer taraftan da “Akşam” gazetesinde
yazılar yazmaya başladı. Bu yazıların bir kısmını daha sonra “Gurabahane-i Laklakan” adlı kitabında
topladı. 1921’de “Dergâh” dergisine yazdığı şiirlerin bir kısmını da “Göl Saatleri” adıyla yayınladı.
1926’da “Resimli
Kitap”, “Dergâh”, “Yeni Mecmua” dergilerinde yayınladığı şiirlerini bir araya
getirerek “Piyale” isimli kitabında
topladı. Aynı yıllarda “İkdam” gazetesinde fıkra yazarlığı yaptı. Bu gazetede
yazarken alaycı, saldırgan bir üslup kullanması, eleştirilerde ölçü gözetmemesi
yüzünden sert tepkilerle karşılaştı. Bu nedenle Peyami Safa ile aralarında kalem
kavgaları oldu.
Hastalığının tedavisi
için 1924 ve 1926’da iki kez Paris’e, 1932’de Frankfurt’a gitti ancak
iyileşemeden döndü. Güncel sorunları, makalelerinin bir kısmını, Paris gezi
notlarını da ekleyerek “Bize Göre”
adlı kitabında topladı. Frankfurt’taki günlerini de “Frankfurt Seyahatnamesi” adlı kitabında anlattı.
Son yıllarını
hastalıklarla geçiren şair, bu yıllarda kıtalardan oluşan küçük şiirler yazdı. 4
Haziran1933’te hayata gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Ahmet Haşim’in hayal
dünyasını ve dolayısıyla şiirlerindeki egemen duyguyu anlayabilmek için
hayatındaki dönüm noktalarını da iyi anlamak gerekir. Şairin hayatındaki en
kalın çizgiyi, bulunduğu ortama uyum sağlayamamak oluşturuyordu.
Haşim’in ruhsal
durumunu anlayabilmek için çocukluğuna inmek gerekir. Haşim, çocukluğunda zeki
olduğu kadar duygusal bir yapıya da sahipti. Çocukluk yıllarının sıkıntılı
geçmesinde hasta bir anne ve sert mizaçlı bir babanın büyük rolü vardı. Aile
hayatındaki huzursuzluk, şairin ruhsal ve bedensel gelişmesinde hayli etkili
oldu. Bünyesindeki zayıflık ve hassas ruhsal yapısı nedeniyle aradığı şefkati,
sadece anne kucağında buluyordu. Her akşamüstü Bağdat’ın Dicle kıyılarında
yaptıkları gezintiler, onları birbirine daha da bağlıyordu. Annesiyle
birbirlerine çok bağlı ve çok yakın olmakla birlikte gelecekten hiç ümitli
değillerdi. Korku, endişe ve ümitsizlik peşlerini hiç bırakmadı. Annesinin ölümü
ise ona hiç unutamayacağı bir acı yaşattı.
Okul yıllarında
sıkıntıları devam etti. Aile çevresindeki şefkat eksikliğinin yarattığı
yalnızlık duygusu gitgide derinleşti. Bunun sonucunda kendi kabuğuna çekilme
duygusu ağır bastı. İstanbul’a uzak bir Arap çevresinde, Bağdat’ta doğduğu için
okul arkadaşları arasında şaka olarak takılan “Arap Haşim” lakabı daha sonraki
yaşantısında da devam etti. Bu da şairi, yabancılık, yalnızlık ve huzursuzluğa
sürükledi. Haşim, çevresinde bulamadığı sevgi ve şefkati hayal dünyasında,
çocukluk anılarına dönerek gidermeye çalıştı. “Şi’r-i Kamer” ve “Hilal-i
Semen” şiirlerinde bu durum açıkça görülmektedir.
Şair, kendisine
yakınlık göstermeyen insanlara karşı bencil ve kırıcı davranırdı. Etrafındaki
herkese şüpheyle bakardı. Bu ruh hali içinde sinirleri sürekli gergindi ve en
ufak bir sorunla karşılaştığında ortalığı kırar dökerdi. Bu nedenle huzura
erebilmek için gururunu kırabilecek kişilerden uzak dururdu. Dostlarını,
çoğunlukla basit, kendisine saygı gösteren, gösterişsiz insanlardan seçmesi
bundan dolayıdır.
Ahmet Haşim’in şiirleri
üç farklı dönemde incelenebilir: Birinci dönem, şairin çeşitli etkiler altında
kaldığı, yolunu bulmaya çalıştığı dönemdir. İkinci dönem, asıl edebi kişiliğinin
belirginleştiği dönemdir. Bunda Fransız şair Regnier’in etkisi büyüktü. Üçüncü
dönemde ise şair, klasisizme yöneldi. Ancak şair, en çok empresyonizm
(izlenimcilik) akımının etkisinde kaldı.
Ahmet Haşim’in, “Mecmua-i
Edebiye” dergisinde yayınlanan şiirlerinde, o devrin bütün genç şairlerinde
olduğu gibi Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’den etkilendiği görülür. Bu
döneminde o, aşk peşinde koşan, ancak aşkla kucaklaşmak yerine onun hayaliyle
avunan biridir. Onda, aşk hiçbir dönemde gerçek olarak ortaya çıkmadı, sadece
izleri, ıstırabı ve yıkıntıları kendini gösterdi. Şiirlerinde hayali bir
sevgilinin yaşattığı aşk acılarını anlattı.
Şairin, “sanat için
sanat” ilkesine bağlanması ve sembolizm akımına kayması, biraz da sosyal
hayatının eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. İkinci döneminde şair, yavaş
yavaş kendini bulmaktadır. Bu durumunu en iyi “Melali (hüzün) anlamayan nesle aşina (tanıdık) değiliz” dizesinde
ifade etti. Bu dönemde şair yavaş yavaş Abdülhak Hamit’in etkisinden kurtuldu. Bir
taraftan hüznü, diğer taraftan hayatın ve doğanın yansımalarını ustaca işledi.
Şiir dili daha da gelişti, iyice olgunlaştı. Acılarını gizlemeye çalıştı, şiirine
canlı renkler ekledi. Dili daha etkileyici, görüşü daha keskindi.
Haşim’in şiir
hakkındaki görüşleri Mallerme çizgisine ve “saf şiir” anlayışına uygundur. Bu
anlayışa göre, kelimelerin ses değeri anlam değerinden daha önemlidir. Şiirde, anlam
açıklığı değil, ahenk önemlidir. Sesler ve kelimeler bilinçaltına seslenmeli ve
bir takım çağrışımlar yapmalıdır. Şiir, anlaşılmak
için değil, hissedilmek için okunmalıdır. Bu görüş sembolizm akımına da
uymaktadır. Ancak şair, sembolist değildir, sadece sembolizmden etkilenmiştir.
Şiirlerinde en çok “akşam, gurup (gün batışı), şafak, ay, yıldızlar, deniz,
göl, kuşlar, orman” sembollerini kullanır.
Ahmet Haşim’in
kelimeleri ve üslubu genellikle içeriğe uygun bir karakter taşır. Şiirlerinde
çeşitli nazım biçimlerini deneyen şairin en beğendiği biçim “serbest müstezat”
biçimidir. Bununla birlikte şiirlerinde, dörtlükleri de kullanır. Şairin
kullandığı bir başka nazım şekli de “sone”dir. Şiirlerinin tamamını aruz
ölçüsüyle yazan şair; üçlü, beşli, altılı ölçüleri de denedi, aynı şiir içinde
bunları karışık olarak kullandığı da oldu.
Gazete ve dergilerde
makaleler, fıkralar ve gezi yazıları yazdı. Bu yazılar, zaman zaman iç
dünyasından sıyrılan Haşim’in dış dünyayı ve orada olup bitenleri nasıl
gördüğünü anlatması bakımından önemlidir. Ancak bu geçici ve yüzeysel ilişkiler
ona gerçeklik duygusu kazandıramamış ve onu öznel görüşlerin etkisinden kurtaramamıştır.
Buna rağmen ince nükteleri, şaşırtıcı buluşları, iğneleyici sözleri, kıvrak zekâsı
ve renkli üslubu, yazılarına apayrı bir çekicilik katmıştır.
Eserleri
Göl Saatleri (1921)
Piyale (1926)
Bütün Şiirleri (1987)
Fıkra
Gurabahane-i Laklakan (1928)
Bize Göre (1928)
Gezi Yazısı
Frankfurt Seyahatnamesi (1933)
Genel
Değerlendirme
Havuz
şiiri, şairin kendi iç dünyasını ve şiir anlayışını en iyi ifade ettiği
şiirlerinden biridir. Şiir, 1921 de “Dergâh”ta yayınlanmış, 1926 da “Piyale”
adlı şiir kitabında yer almıştır.
