Ne İçindeyim Zamanın Şiiri İncelemesi
Ne içindeyim zamanın,
Bir garip rüyâ rengiyle
Başım sükûtu öğüten
Kökü bende bir sarmaşık
Ahmet Hamdi Tanpınar
Şiirin
Biçim Yönünden İncelenmesi
Nazım
birimi: dörtlüktür.
Ölçüsü:
8’li hece ölçüsüdür.
Uyak
şeması: “abab / cdcd / efef / ghgh” biçiminde çapraz uyaklıdır.
Uyak
ve Redifler
---zamanın
---dışında
---rengiyle
---şekil
---öğüten
---ermiş
---sarmaşık
---sezmekteyim
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi
Açıklama - Yorum
Şairin hayal gücünde
canlanan, şekillenen, onu kuşatan zaman, şiirde başka bir zamana geçme
isteğinin yansımaları olarak karşımıza çıkıyor.
Ne
içindeyim zamanın,
Şair, zamanı akış halinde
algılıyor. “Zaman” sürekli akmaktadır ve karmaşık bir yapıya sahiptir. “An” ise
uçsuz bucaksız zamanın içinde özel bir bölüm, kendi içinde geniş ama tek bir
parçadır. Onu parçalarsanız anlamı ve sırları yok olur. Günlük hayatın
ayrıntılarını zamanı bölen şekiller olarak kabul eden şair, bu şekillere çok
uzaklardan bakmak istiyor. Anın bütünlüğü içinde adeta yeni bir hayat yakalıyor.
Bu yeni hayatın boyutları, rengi, sesi, kokusu net değildir.
Bir garip rüyâ rengiyle
Bu
dörtlükte rüya imgesini görmekteyiz. Şair, nesnelerin görünenden farklı olduğunu,
nesnelerin rüya rengine bürünmüş saydam bir durumu yansıttığını ifade ediyor.
Rüya imgesi şairin ruhsal durumu da yansıtmaktadır.
Bu garip rüya rengi, şuurunun
üzerine geçirilmiş tülden bir perdedir. Her şekil yani dış alem, gizemli bir
görünüş kazanmıştır. Bu gizemli rüya hali şairi maddi yapının ağırlığından
kurtarıp hafifletiyor. Şair, burada tüy kelimesini özellikle kullanmıştır.
Çünkü tüy hafiflemenin en iyi anlatımıdır. Tüyün ağırlığı yok gibidir. Bu
manevi hafifleme kendinden geçmeyi, başka bir aleme geçişi sembolize
etmektedir.
Başım sükûtu öğüten
Bu dörtlükte şair kendini,
fiziksel dünyanın ötesinde uçsuz bucaksız bir değirmen imgesiyle ifade etmiştir.
Kaybolan bir zamanın, soyut bir dünyanın resmini imge yoluyla vermiştir.
Değirmen zamanın dişlileri arasında tüketilen, kendi içinde yeniden var olan
derin bir zaman algısının ifadesidir. Şair, hafiflemeye manevi bir boyut
kazandırarak, kendini muradına ermiş abasız, postsuz bir dervişe benzetiyor.
Böylece şair, kendinden geçmeyi farklı bir biçimde ifade ediyor. Şairin
tasavvufçu olmamasına rağmen tasavvuf düşüncesinden etkilendiği görülüyor.
Kökü bende bir sarmaşık
Şair, görünmeyen
âlemlerin bir sarmaşık gibi insanı kuşattığını ifade ediyor. Seçilen sarmaşık
imgesi zamanın üç boyutuna da uymaktadır. Şair, dış âlemin ağırlığından
kurtulmuş ve onu kendi istekleri doğrultusunda yeniden yapılandırmıştır. Şair,
artık kendi kurduğu bir dünyadadır. Kökünü rüya halinin beslediği yeni bir
dünyada ve onu çevreleyen mavi bir ışık içinde yüzmektedir. Bu ışık imgesi bize
ölümü çağrıştırmaktadır. Şair, huzurun bu iki dünyanın sınırında olduğunu
belirtmektedir. Mavi genelde serinliği ifade ettiği için, tüy gibi hafiflemiş
bir insanın mavi ışık ortasında yüzmesi de hayal edilen âleme uygundur.
Dil
ve Anlatım
Sade bir dille yazılan
şiir, etkileyici bir üsluba sahiptir. Şair, iç dünyasında yaşadığı metafizik
sorunları yarattığı imgelerle başarılı bir şekilde şiirine yansıtmıştır. Sesin
ve anlamın uyumlu olduğu şiirde, şairdeki mükemmeliyet fikrinin ne kadar güçlü
olduğu görülür.
Şair, kelimeleri
titizlikle kullanarak ve çağrışımlardan yararlanarak yarattığı imgelerle zamanı
adeta resmediyor. Kullanılan kelimeler imge yönüyle birbirini tamamlıyor ve
zihnimizde soyut bir âlemin nasıl olabileceği izlenimini uyandırıyor. Bunu
yaparken de somut varlıklardan yararlanıyor.
Şair Hakkında - Ahmet Hamdi Tanpınar
Hayatı
Ahmet Hamdi, 23 Haziran
1901’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hüseyin Fikri Efendi, annesi Nesime
Bahriye Hanım’dır. Ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Çocukluğu, babası kadı
olduğu için Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde geçti. Eğitimini farklı şehirlerde
sürdüren Ahmet Hamdi, 13 yaşındayken annesini kaybetti. Lise öğrenimini
Antalya’da tamamladı. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne
kaydoldu. Hocaları arasında Yahya Kemal’de vardı. Üniversiteden “Hüsrev ü Şirin” mesnevisi üzerine
hazırladığı tezle mezun oldu.
Ahmet Hamdi, üniversiteyi
bitirdikten sonra edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. Çeşitli liselerde
edebiyat öğretmenliği yapan Tanpınar Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi
öğretmenliği de yaptı.1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne profesör olarak atandı.
1942 yılında
milletvekili seçilen Tanpınar, bu görevinin ardından Milli Eğitim Bakanlığında
müfettişlik görevini üstlendi. 1949’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesindeki
görevine geri döndü. Bu görevdeyken 23 Ocak 1962’de İstanbul’da hayata
gözlerini yumdu.
Edebi
Kişiliği
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Eserleri hem çağdaş hem de geleneksel Türk edebiyatının izlerini taşımaktadır.
Edebiyatın birçok
alanında eser veren sanatçı, adını ilk olarak “Musul Akşamları” şiiriyle duyurdu. “Dergâh”, “Milli Mecmua”, “Hayat”,
“Görüş”, “Ülkü”, “Varlık”, “Oluş” ve “Kültür Haftası” gibi çeşitli dergilerde
şiirleri yayınlandı. Şiir zevkinin oluşumunda özellikle Yahya Kemal’in ve Ahmet
Haşim’in etkisi büyüktür.
Şiir dışında roman,
hikâye, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi türlerde de eserler vermiştir.
Şairliğinin yanı sıra usta bir roman yazarı, edebiyat alanında iyi bir
araştırmacıdır.
İlk şiirlerinde hece
ölçüsü, daha sonraları serbest ölçüyü kullandı. Edebiyat Fakültesinde öğrenci
olduğu yıllarda Yahya Kemal’den etkilendi. Ancak ilk şiirlerinde Yahya
Kemal’den çok Ahmet Haşim’in izleri görülür. Ahmet Haşim gibi o da küçük yaşta
kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir
sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya
çalışır.
Onun şiirlerinde;
“zaman”, “rüya” ve “bilinçaltı” ana öğelerdir. Tanpınar için zaman basit bir
süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. “Ne İçindeyim Zamanın”, “Bursa’da Zaman”, “Herşey Yerli Yerinde” şiirleri bu olgunun örnekleridir.
İlk romanı “Mahur Beste” 1944’de “Ülkü” dergisinde
yayınlandı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını
sergileyen romanın ardından, kendi yaşamından da izler taşıyan “Huzur” 1949 yılında basıldı. “Huzur” hem bir aşk hem de Tanpınar’ın
İstanbul’a olan derin sevgisinin romanıdır. 1961 yılında basılan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı
romanında iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun
ironik yapısı irdelenir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak bir
araya getirilen ve 1987 yılında yayınlanan “Ay’daki
Kadın” adlı kitabında da aynı irdeleme vardır.
Romanlarında hitabete
ve telkine yer vermez. Eserlerini yapmacıksız, konuşma diline özgü bir sözcük
seçimiyle yazar.
Düşünce ve hayallerle
başkalaşan “İstanbul sokakları, çarşıları, harabeleri, özellikle mütareke
yıllarının sıkıntıları, maddi ve manevi yıkımlar içinde geçen gençlik yılları”
romanlarının temelini oluşturur.
Tanpınar’ın eserleri
içinde “rüya” kavramı çok önemlidir. Hemen hemen tüm eserlerinde rüyaya geniş
yer verir. Rüyayı insanı rahatlatan önemli bir etki olarak görür. Sanatçının
rüyaya verdiği önemi en çok “Abdullah
Efendi’nin Rüyaları” kitabındaki hikâyelerde
görürüz. Sürrealizmden izler taşıyan bu hikâyeler, yazarın gerçeklerden
kaçışını da ifade eder.
Şiir, roman, hikâye ve
yazılarının yanı sıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya’nın doğal ve kültürel
yapısıyla anlatıldığı “Beş Şehir” de
önemli eserleri arasındadır.
Makalelerini “Yaşadığım Gibi” adıyla kitap haline
getiren Tanpınar, edebiyat tarihi alanında da araştırmalar yapmış “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”nin ilk
cildini yazmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar,
hayatı boyunca edebiyata ve sanata olan tutkusunu hiç kaybetmemiş
yazarlarımızdandır. Eserleriyle Türk edebiyatının önemli isimleri arasında
yerini almış öncü bir isim olarak kabul edilmektedir. Sanat anlayışı, estetik
duyarlılığı ve derin anlatımıyla edebiyatımızda özgün bir yere sahiptir. Tanpınar’ın
sanat anlayışı pek çok yazar ve şair üzerinde etkili olmuş ve edebiyat
dünyasına yeni bir bakış açısı getirmiştir.
Eserleri
Yahya Kemal (1940-1982)
19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1942-1985, 1.cilt)
Huzur (1949-1983)
Sahnenin Dışındakiler (1950 tefrika- 1973 basım)
Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
Ay’daki Kadın (1987)
Yaz Yağmuru (1955-1983)
Hikâyeler (1983, tüm öyküleri)
Yaşadığım Gibi (1970-1977)
Namık Kemal (1942)
Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
Genel Değerlendirme
Şiir başka bir zamana
geçme isteği üzerine kurulmuştur. Şair, şiir yazmanın verdiği coşkunlukla böyle
bir ruh haline girmiştir. Şairin başka bir zamana geçme isteğinin arkasında
yaşadığı zamanı beğenmeme duygusu da olabilir. Şairin yaşadığı zamandan pek
memnun olmadığı hemen hemen her eserinde görülebilir.
Tanpınar, zamanı bir bütün olarak algılamakta ve bu dünyanın karamsarlığını unutmak adına geniş bir anda var olan huzuru istemektedir. Huzurun zaman boyutuyla farklı yaşanabileceğini ifade eden şair, kendisini iki dünyaya da ait olmayan biri olarak görmektedir.
