Yer Demir Gök Bakır Roman İncelemesi
Eser Hakkında
Yaşar
Kemal’in yazmış olduğu “Yer Demir Gök Bakır” adlı eser, “Dağın Öte Yüzü” roman serisinin
ikinci kitabıdır. Eser, 1962 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmiş,
1963 yılında basılarak yayınlanmıştır.
Romanın
Özeti
Hasan ve Ummuhan’ın
meşeliğe doğru gitmesiyle başlayan roman, köylülerin Adil Efendi korkusuyla
devam eder. Çukurova’da köylülerden korktuğu için kaçan Koca Halil’e oğlu Hacı
tarafından Mevlit okutturulur. Ancak Koca Halil ölmemiş kendi ambarında
saklanmaktadır. Gömleksizoğlu ve diğerleri Koca Halil’in yanına gelip
korkmaması gerektiğini ve bütün köyün kendisini saydığını söylerler. Halil,
köylülere inanmaz. Köylünün kendisini öldüreceğini düşünür.
Köylüler, Yalak köyüne
gelen Küplüzadelerin oğlundan korkarak ortadan kaybolurlar. Yazar, bu adamın
kim olduğunu belirtmez. Sadece adamın 11 yıl önce partiyle ilgili bir iş için
köye geldiğine dair kısa bir açıklama yapar. Köylüler, evlerine saklanarak bu
kişiye köyün boş olduğunu düşündürmeye çalışır. Boş köyden ürken atlı, köyü
terk eder. Köylüler Adil Efendi’nin adamı sandıkları bu kişiden kurtuldukları
için çok sevinir.
Adil Efendi’nin
mallarına el koyacağından korkan köylüler çare düşünmeye başlar. Muhtar
Sefer’in aklına bir fikir gelir. Köylü bütün değerli eşyasını saklayacaktır.
Adil Efendi köye geldiği zaman köylüde bir şey olmadığını görüp onları
bağışlayacaktır. Herkes değerli eşyasını gizler. Köyün hayvanları da bir
mağaraya saklanır. Köyde değerli eşyalarını saklamayan tek kişi Taşbaşoğlu’dur.
Adil Efendi beklenmeye
devam edilir. Ancak gelen giden yoktur. Hayvanların mağaraya saklanmasıyla
evler buz gibi olur. Meryemce, danasını özlemiştir. Yolda Meryemce ile
karşılaşan Sefer, Adil’in köye gelmeyişine sebep olarak Taşbaşoğlu’nu suçlar.
Söylenti hızla yayılır. Köylüler, Adil Efendi’nin geleceği günü ıstırap içinde
beklemeye devam eder. Bir çıkar yol arayan Sefer, köylüyü toplayarak bir
konuşma yapar. Köy kurulundan üç kişiyi Adil Efendi ile görüşmeye göndereceğini
söyler. Köylüler bu çileli bekleyişin bir an önce bitmesini istemektedir.
Sefer’in konuşmasından
sonra köylüler sakladıkları malları yerinden çıkarır. Adil Efendi hâlâ
ortalıkta yoktur. Taşbaşoğlu’nun köylüye duyduğu nefret artar. Köylüler,
Taşbaşoğlu’ndan ürkmeye başlar.
Bu olaylar sürüp
giderken Hüsne ve Recep adlı iki aşığın hikâyesi anlatılır. Hüsne, köyün başına
gelen bütün felaketlerin sebebi olarak ilişkilerini görmektedir. Bundan dolayı
köyden kaçmaya karar verirler. Kötü hava koşullarında yola çıkan âşıklar kaderden
kaçamaz ve yolda donarak ölürler. Vurgun Ahmet, âşıkların karlar altında
öldüğünü bildirmek için köye gelir. Köylülerin kapılarını teker teker çalıp
hepsine serzenişte bulunur. Âşıkların köylüler yüzünden öldüğünü düşünen Vurgun
Ahmet’in tavrı Taşbaşoğlu’nun evine gelince değişir. Bu durum Taşbaşoğlu’nu
köylülerin gözünde yüceltir, evliya mertebesine çıkartır.
Adil efendi’nin yanına
giden köy kurulu ondan beklenmedik bir cevap alır. Adil Efendi köye gelip
alacaklarını istemek bir yana, köylülerin dükkânına gelip diledikleri kadar mal
alabileceklerini söyler. Adil Efendi’nin bu davranışı geçmişte yaşanan bir olay
yüzündendir. Geçmiş yıllarda bir köyde, köylüler borçlu oldukları ağayı
öldürmüştür. Adil Efendi, bu nedenle korkmaktadır. Bu arada Muhtar Sefer, Kır
İsmail’in kızıyla evlenmeye karar vermiştir. Taşbaşoğlu efsanesi ise ağızdan
ağza yayılmaktadır. Muhtar Sefer, bu efsaneyi bizzat Taşbaşoğlu’nun kendisinin
çıkardığını düşünür ve bunu Taşbaşoğlu’nun yüzüne söyler. Taşbaşoğlu çılgına
döner.
Muhtar Sefer,
Taşbaşoğlu’na türlü iftiralar atar. Ancak bunların etkili olmadığını gören
Sefer, onu Ali Ömer’e öldürtmek ister. Geceleyin Taşbaşoğlu’nun evine giderler
ancak onu evde bulamazlar. Bütün köy Taşbaşoğlu’nun evliya olduğuna inanmıştır.
Buna en çok Memidik inanmıştır. Taşbaşoğlu’nun evliyalığına dair başından geçen
bir olayı köye yayar. Sefer, onu evinde hapseder. Hadisenin tam aksini köye
yayması şartıyla onu bırakacağını söyler. Memidik, uydurduğu hikâyeye tüm
kalbiyle inanmaktadır, bu nedenle Sefer’in teklifini kabul etmez ve Ömer
tarafından öldüresiye dövülür.
Taşbaşoğlu’na
gösterilen saygı, Muhtar Sefer’i çileden çıkarır. Bu nedenle onu jandarmaya
ihbar eder. Taşbaşoğlu tutuklanarak karakola götürülür. Karakolda yüzbaşıya
verdiği ifadede kendisinin böyle bir iddiası olmadığını, köylünün bunu
kendisine yakıştırdığını söyler. Yüzbaşı onun samimiyetine inanarak serbest
bırakır.
Yüzbaşının
Taşbaşoğlu’nu serbest bırakması köylüler tarafından onun evliyalığına bağlanır.
Taşbaşoğlu da kendinden şüphe etmeye başlar ve evliya olabileceğini düşünmeye
başlar. Muhtar Sefer, tekrar karakola giderek Taşbaşoğlu’nun ermişlik iddiasını
sürdürdüğünü söyler. Yüzbaşı, en güvendiği üç jandarmayı hasta gibi
Taşbaşoğlu’nun evine gönderir. Taşbaşoğlu, onları tedavi etmeye çalışır. Bu
durumun haberini alan Yüzbaşı, Taşbaşoğlu’nu tutuklatır. Taşbaşoğlu, giderken
kimsenin Sefer’le konuşmamasını, aksi takdirde konuşanları lanetleyeceğini
söyler. Bu sözler köylü üzerinde çok etkili olur. Kimse Muhtar Sefer’le
konuşmaz.
Taşbaşoğlu ve
jandarmalar karakolun yolunu tutar. Yolda yağış şiddetini arttırınca, karakola
giden grup mağaraya sığınır. Taşbaşoğlu, bir fırsatını bularak kaçar ve
ortalıktan kaybolur. Bu olay köylüler tarafından efsaneleştirilir. Cumali
tarafından anlatılan olay kısa sürede yayılır.
Kişiler
Meryemce
İbrahim’in karısı ve
Uzunca Ali’nin anasıdır. Meryemce romanda şöyle tasvir edilir: “İriyarı, beli bükülmüş, sivri çeneli, uzun
yüzlü, elmacık kemikleri çıkık, gençliğinde iri gözlü olduğunu gösteren güzel,
kara gözlü bir kadındı Meryemce. Tüm dişleri dökülmüş, avurduna geçmişti. Yüzü,
gözlerinin kenarları, alnı, dudakları kırış kırıştı. Yeldirmesinin altında
azıcık kalmış ak, kınalı saçının bir kısmı alnına dökülmüştü.”
Köyün en yaşlı
kadınlarından biri olan Meryemce, ailesine bağlı, fedakâr, inatçı ve dayanıklı
bir kadındır. Oğluyla ilişkileri inişli çıkışlıdır. Kocasını erken yaşta
kaybeden Meryemce’nin tek oğlu olan Ali, yaşlı kadının hayattaki en kıymetli
varlığıdır.
Uzunca Ali
Meryemce’nin tek
oğludur. Elif’in kocası, Hasan ve Ümmühan’ın babasıdır. Uzuca Ali, merhameti,
dayanıklılığı ve sabrı ile dikkat çeker. Yazar, Ali’ni tasvirini şöyle yapar: “Ali, upuzundu, incecikti. Buğday benizli,
kapkara kalın kaşlıydı. Yüzüne bakınca ilk kaşlarını görürdün. Çenesi
kadınların çenesi gibi sivriydi. Şalvarı da eski, yamalıydı. Mintanı eskilikten
rengini yitirmişti.”
Ali’nin sanatçı bir
tarafı vardı. Keyifli olduğu zamanlarda belindeki düdüğü çıkarır, çalmaya
başlar. Hayat şartlarının zorluğu yanında annesinin kaprisleriyle de uğraşmak
zorunda kalan Ali, Muhtar Sefer’in köydeki baskılarına karşı çıkan kişilerden
biridir.
Taşbaşoğlu Mehmet
Yalak köyünde, Muhtar
Sefer’in oluşturduğu baskı ve oyunlara isyan eden topluluğun başını çeker.
Sefer, Taşbaşoğlu ile tartışmaya girmekten kaçınır. Çünkü Taşbaşoğlu, köyün en
arkalı kişilerinden biridir. Köyde sözüne güvenilen bir kişi olarak bilinen
Taşbaşoğlu, kendi başına karar alabilen, sorgulayan, gerektiğinde başkaldıran,
kurtarıcı bir karakterdir. Belki de bu özelliklerinden dolayı köylü tarafından
“ermiş” mertebesine çıkarılır.
Köylüler, jandarmadan
kaçtıktan sonra Çukurova’da köylülerinin yanına dönen Taşbaşoğlu’nun perişan
halini görünce onun “Ermiş Taşbaş” değil de sureti olduğuna inanırlar. Eskisi
gibi saygı görmeyen Taşbaşoğlu, bunalıma girerek intihar eder. Taşbaşoğlu’nun
ölümü yeni efsanelere yol açar. Köylüler onun öldükten sonra “Kırklar Dağı”na
çekildiğine inanır.
Memidik
Osman Delibaş’ın oğlu
Memidik’e ilk olarak “Yer Demir Gök Bakır” da yer verilir. Oldukça kısa
boyludur. Onun kısa boyu köyün kızları arasında alay konusu olmaktadır.
Memidik, Taşbaşoğlu’nun ermişlik sürecine katkıda bulunan kişiler arasındadır.
Kendi uydurduğu hikâyeye öyle gönülden bağlanmıştır ki gördüğü işkenceye ve
yediği dayağa rağmen inancından bir şey kaybetmez.
Memidik’in en büyük
amacı Sefer’i öldürmektir. Böylece hem zedelenen gururunu geri kazanacak hem de
sevdiği Zeliha’yı elde edebilecektir. Ölmez Otu’nun sonlarına doğru bu amacını
gerçekleştirir ve Sefer’i öldürür. Hapisteki günlerini huzur içersinde geçirir.
Muhtar Sefer
Üçlemenin önemli
kişilerinden Sefer, Yalak köyünün muhtarıdır. Kendi çıkarları için yapamayacağı
şey yoktur. Kendi köylülerini verimsiz tarlalarda çalıştırıp toprak
sahiplerinden para alacak kadar bencildir. Muhtar Sefer, yazar tarafından şöyle
tasvir edilir: “Göçün ucuna yakın
yerinde, kara, üç yaşında, kulakları dimdik, canlı bir eşeğe binmiş, uzun kalın
bacaklarını sarkıtmış, kasketinin siperliğini sağ kulağının üstüne yıkmış
Muhtar afili afili gidiyordu. İki karısının ikisi de arkasından saygılıca, onun
geniş omuzlarına gözlerini dikmişler, birbirlerine bakmadan, diş gıcırdatarak
yürüyorlardı.”
Kendi köylüsünü zor
durumlarda bırakan Sefer, diğer köylülere göre daha rahat olsa da tamamıyla
farklı değildir. O sömürenle sömürülen arasında kalmış bir işbirlikçidir.
Çıkarları için dini de siyaseti de kullanır ve bu iki kurumun gücünden
yararlanır.
Muhtar Sefer, aynı
zamanda acımasız bir kişiliktir. Memidik’e işkence yaptırır, Taşbaşoğlu’na
türlü iftiralar atar, Uzunca Ali’yi zor durumda bırakmak için Ömer’i
Meryemce’yi öldürmesi için köye gönderir. Ölümünden sonra Sefer’le ilgili
hiçbir şey söylenmez, hatırası adeta silinir.
Koca Halil
Mustukoğlu Halil
Taşyürek üçlemenin en canlı karakterlerinden biridir. Seksen yaşını geçmiştir.
Yaşlı adam asker kaçağı eski bir at hırsızıdır. Koca Halil, işine geleni yapan,
çıkarcı bir kişiliktir. Koca Halil’in en önemli görevlerinden biri köylüye
Çukurova’ya inme zamanını bildirmektir. Bunun zamanını bozkırdan kopup gelen
döngelelerden anlar.
Koca Halil, istediği
bir şeye olumlu yanıt alamayınca aniden sinirlenen biridir. Ortadirek romanının
başlarında Çukurova’ya gitme zamanını geciktirir. Bu nedenle roman sonuna kadar
köylü tarafından öldürüleceğinden korkar. Meryemce ile aralarında husumet
vardır. Koca Halil, son olarak Memidik’i ziyaret ettiği sahnede görülür.
Diğer
Kişiler
Elif,
Hasan, Ümmühan, Zalaca, Adil Efendi, Döndülü Gelin, Kır İsmail’in Kızı, Kel
Âşık, Ali Ömer, Vurgun Ahmet, Öksüz Duran, Fatma, Küstüoğlu, Kır İsmail’in
Karısı, Delice Bekir, Hüsne, Recep, Fatmaca, Yüzbaşı Şükrü, Cumali Onbaşı,
Sultan, Zeliha, Ökkeş Dağkurdu, Gömleksizoğlu, Taşbaşoğlu’nun karısı, Şevket
Bey…
Mekân
Romanda olaylar
Çukurova’da geçer. Olayların geçtiği bir başka mekân da dağın öte yüzündeki
“Yalak” köyüdür. Bu köyün gerçek mi, yoksa hayali bir köy mü olduğu
bilinmemektedir. Bireylerdeki buhran, zayıflık, korku ve yoksulluk yaşamlarını
sürdürdükleri mekânlara da yansımıştır. Uzunca Ali ile Meryemce’nin yaşadığı ev
buna örnektir. Dikkat çeken bir başka unsur da Yalak köylülerinin hayvanlarla
beraber yaşamasıdır.
Eserde geçen
“Körmağara”, “İncecik”, “Sürmeli”, “Kargün”, “Örencik” köyleri, Adil’in
dükkânı, kasaba karakolu… Yalak köyü dışındaki diğer mekânlardır.
Yalak köylüleri her yıl
Çukurova’ya pamuk toplamaya gider. Yolculuk sırasında da bazı mekânlarda
konaklarlar. Göç sırasında köylülerin ilk durağı “Çağıloluk”tur. Köylülerin
ikinci durağı “ormanın İçi”dir. Bir başka konaklama yeri “Ziyaret Cevizi”dir.
Burası köylülerin ürperdiği bir yerdir. Göçün son konaklama yeri “Söğütlü”dür.
Romanda mekânlara
kişilerin bakış açısıyla bakılır. Mekân, sadece yaşanılan olayların
gerçekleştiği bir dekor olmaktan çıkar. Bu durum eserin tamamında görülür.
Ayrıntılı mekân tasvirlerinden kaçınan yazar, insanın kendini ve kendi iç
dünyasını öne çıkarır.
Zaman
Olayların geçtiği
zaman, Türkiye’nin tek partili dönemden çok partili döneme geçiş sürecindedir.
Mevsim olarak ise soğuk bir kış günü başlayan roman, baharın gelişiyle sona
erer.
Romanın
Konusu ve Teması
Romanda; Çukurova’dan
eli boş dönen köylülerin Yalak Köyündeki yaşamları anlatılmıştır.
Eserde tema olarak “insan-doğa ilişkisi”, “çalışma şartlarının zorluğu” ve “insan ilişkileri” ayrıntılı bir biçimde
işlenmiştir.
Romanın
Türü
Realizm
özellikleri taşıyan eser, sosyal roman
türüne girer.
Toplumsal gerçekçi
dünya görüşüyle yazılan bu tür romanlara Türk edebiyatında “köy romanı” da denmektedir.
Dil
ve Anlatım
Eserde daha çok realist
romanlarda kullanılan “dolaylı serbest anlatım” yolu kullanılmıştır.
Üçleme boyunca yazarın
düşünceleri, roman kişileri tarafından dile getirilir.
Yazar, iç monologlarla
kahramanlarının psikolojik yapısını okuyucuya nakleder.
Romanlardaki
diyaloglarda kişiler kendilerine özgü bir dille konuşur.
Doğa tasvirlerinde koku
ile ilgili algılara ve izlenimlere geniş yer verilir. Canlı doğa yapısını koku
aracılığıyla vermeye çalışan yazarın bu tutumu, doğa-insan kaynaşmasını
somutlaştırır. Eserde geçen “güzün kokusu”,
“ortalıktaki acı koku”, “burnuna mezdeğe sakızı kokusu geldi”, “seher yelinde acı bir yarpuz koktu”, “orman ıslak ıslak koktu” bunlardan
bazılarıdır.
Eserde dikkat çeken bir
başka özellik de ikilemelere yer verilmesidir: “kırış kırış, püskül püskül, çöke çöke, zangır zangır, kapı kapı, şen
şakrak, kara kara, burcu burcu, kıpır kıpır” vb.
Eserde birçok deyim
kullanılmıştır: “canımdan usandım, içini
çekti, kabına sığmaz, başını alıp gitmiş” vb.
Yazar anlatımı
güçlendirmek için vecizeler ve atasözlerine de yer vermiştir.
Roman kişileri arasında
iletişimi sağlamak için diyaloglardan yararlanılmakla birlikte iç monologlara
da yer verilmiştir. Roman kişileri şive ve ağız özellikleriyle
konuşturulmuştur.
Eserde ağıt, destan,
dua, beddua, efsane gibi birçok halk edebiyatı öğesinden yararlanılmıştır.
Bunun yanında “ışık, kırk, yedi, kartal,
ağaç” gibi halk kültüründe özel bir anlam taşıyan motiflere de yer
vermiştir.
Yazar
Hakkında - Yaşar Kemal
Yaşar Kemal, Türkiye’den
Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen ilk yazardır. Türk edebiyatının
çınarlarından biri olan Yaşar Kemal, her romanda bir düş, bir efsane, bir
destan yarattı. Kendi yetenekleri ve özellikleri çerçevesinde, kökleri
Anadolu’ya dayanan bir yazar olarak, Türk edebiyatında silinmeyecek izler
bıraktı.
Hayatı
Yaşar Kemal, 6 Ekim
1926’da Adana’nın Osmaniye’ye bağlı Hemite (Gökçedam) köyünde, Nigar Hanım ve Sadık
Efendi’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi ona Kemal Sadık (Gökçeli) adını
verdi. Doğduğu köy bir Türkmen köyüydü. Ancak anne ve babası aslen Van’ın
Muradiye ilçesine bağlı Ernis köyündendi. Ailesi, 1915 yılında Rus ordusunun
Van civarına gelmesi üzerine göç etmişti. Yaşar Kemal’in kimliği 1926 yılında, ilkokulu
bitirdikten sonra çıkarılabildi.
Kemal, üç buçuk
yaşlarındaydı. Kurban kesimi sırasında halasının kocasının elindeki bıçak
kaydı, Kemal’in sağ gözüne denk geldi. Kemal’in gözü kör oldu. Kemal, 5 yaşında
babasının ölümüne şahit oldu. Babası camide namaz kılıyordu. O gün Kemal de
onunla gitmişti. Babası, Van’dan göç ederken ölümden kurtardığı, beslediği,
“oğlum” dediği, Yusuf tarafından hançerleyerek öldürdü. Nedeni kan davasıydı.
Kemal, 12 yaşına kadar kekemelikten kurtulamadı.
Nigar Hanım, kocasının
ölümünün ardından Kemal’in amcası Tahir Efendi ile evlendi. Babası yaşarken
ekonomik durumları yerindeydi. Ölümünden sonra bir anda köyün en fakir ailesi
oldular. Adana’nın Buhranlı köyünde ilkokula başladığında Kemal, 9 yaşına
basmıştı. İlk üç ayda okumayı ve yazmayı öğrendi.
Ortaokula gitme fırsatı
bulmuştu ama tamamlayamadı. İkinci sınıftayken Türk Maarif Cemiyeti’ne yatılı
olarak başladı. Ancak son sınıfta üç ay devamsızlık yapınca okuldan atıldı.
Çalışma hayatına
1941’de Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliğiyle başladı.
1942’de Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığı’nda memurluk yaptı. Zirai
Mücadele’de ırgatbaşı oldu. Sonra Kadirli ilçesinin Bahçe Köyü’nde öğretmen
vekilliği yaptı.
Kemal, askerliğini
yaptıktan sonra 1946’da İstanbul’a gitti. Fransızlara ait Havagazı Şirketinde
memur olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye geri döndü. Burada çeltik tarlalarında
kontrolörlük yaptı.
1950 yılında komünizm
propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanıp Kozan cezaevine gönderildi.
Cezaevinde bir yıl kalan Kemal, çıkar çıkmaz İstanbul’a gitti.
1951-1963 yılları
arasında “Cumhuriyet” gazetesinde “Yaşar Kemal” imzasıyla fıkra ve röportajlar
yazdı.
Yaşar Kemal, 1952’de
Thilda Serrero ile evlendi. 2001 yılına kadar evli kaldılar. 2002’de Ayşe Semiha
Baban’la ikinci evliliğini yaptı.
Solunum bozukluğu ve
kalp ritim bozukluğu nedeniyle hastaneye kaldırılan Yaşar Kemal, 28 Şubat
2015’te hayata gözlerini yumdu, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa
verildi.
Edebi
Kişiliği
Türk edebiyatının önemli
isimlerinden Yaşar Kemal’in hayatı, İstanbul’a gelip “Cumhuriyet” gazetesinde
yazmaya başlamasıyla değişti. İlkokuldan itibaren yazmaya ilgisi olan Yaşar
Kemal, kendi imzasıyla fıkra, röportaj ve hikâyelerini bu gazetede yayınlamaya
başladı. Yine Türk edebiyatının en önemli romanları arasında yer alan “İnce
Memed” romanı ilk olarak Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildi. Bu romanı
elliye yakın dile çevrilerek onun uluslar arası bir yazar olmasını sağladı.
Türk romanında farklı
teknik ve arayışların olduğu bir dönemde, toplumsal zıtlıklar üzerinde
biçimlenen “toplumsal gerçekçilik” doğrultusunda eserler verdi. Yaşadığı
coğrafyaya ve toplumsal değerlere tutunarak, eserlerinde insanın öz değerlerini
gerçeklik olgusuyla birleştirerek farklı ve özgün bir biçimde işledi.
Çocukluğu Çukurova
yöresinde geçen yazar, bu yörenin yaşayış tarzını, üretim ilişkilerini,
emekçilerin durumunu, işçi işveren ilişkisini bizzat yaşayarak gözlemledi. Tüm
bu yaşam mücadelesini bütün açıklığıyla ve çelişkileriyle birlikte eserlerine
ayrıntılı olarak yansıttı. Evrensel değerlere sahip olsa da bir sanatçının öz
değerlerinden ve kendi kültüründen kopamayacağı bilincinde olan yazar,
eserlerini bu doğrultuda yazdı.
İyi bir yazar olmanın
ancak iyi bir okuyucu olmaktan geçtiğini bilen yazar, dünya edebiyatından
Stendal, Tolstoy, Balzac, Dostoyevski, Çehov gibi büyük yazarları okudu ve
onlara olan hayranlığını her zaman dile getirdi. Bununla birlikte yerel kültür
ve birikimlerden de hiçbir zaman kopmadı.
Dünyaca benimsenmiş
romanları kırktan fazla dile çevrilen Yaşar Kemal, bu başarısını üç maddede
özetlemiştir: “Bunlardan ilki, kendime
has yeni bir roman dili kurma başlıca başarımdır. İkincisi; insanın, toplumun,
kentlerin yabancılaşmasını getirmeye çalışıyorum. Eğer dünyada okurum varsa bundandır.
Üçüncüsü yeni getirilen psikolojik ufuklar, insanda olanı insana gösteriyor.
İnsan da doğa da sonsuz. Onun için sürekli yeni psikolojiler yaratılıyor.”
Yaşar Kemal’in daha çok
küçük yaşlarda doğaya, insanlara ve topluma karşı duyduğu ilgi eserlerinin
temelini oluşturur. İçinde yetiştiği Çukurova’da el değmemiş doğayı, doğadaki
tüm canlıları gözlemlemiş, incelemiş ve onlarla iç içe yaşamıştır. Eserlerinde
bazı bitki adlarının çevrilen dilde bulunamıyor olması bundandır.
Halk kültürü açısından
çok zengin bir bölge olan Çukurova’da büyüyen sanatçı için folklor
vazgeçilmezdir. Sadece Çukurova’yı değil, Anadolu’nun pek çok yöresini dolaşan
Yaşar Kemal’in en büyük merakı yine bu bölgelerin folkloru olmuştur. Halkın
içinde, halkla birlikte, onlar gibi yaşaması sanatını en iyi şekillendiren
unsurların başında gelir.
Yaşar Kemal, kendini
bir geçiş dönemi tanığı olarak nitelendirir. Bunu kendi ifadesiyle şu şekilde
dile getirir: “Bu yüzyılın olağanüstü
olaylarından birini yaşadım. Çukurova’nın geçirdiği büyük değişimleri yaşamak,
daha sonra da bunları gözlemlemek ve yazmak fırsatı buldum. Kendimi seve seve
beraberinde getirdiği tüm sorunlarıyla eski ile yeninin bir arada var olduğu
bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirebilirim.”
Cumhuriyet döneminin
sosyal gerçekçi yazarlarından olan Yaşar Kemal, tezli romanı savunur.
Romanlarında kişiler genellikle eşkıyalar, ağalar, ırgatlar üçgeninde
şekillenir ve köyde yaşayan her kesimden insan roman kahramanı olarak karşımıza
çıkabilir. Yaşar Kemal’in her kitabında, kişiler arasında mutlaka çocuk
kahramanlar vardır. Yazar bunu kendisindeki çocuk sevgisine bağlar.
Kendine özgü şiirsel
bir anlatımı olan yazar, doğa betimlemelerinde çok başarılıdır. Söz dağarcığı
çok zengindir. Eserlerinde deyimlere ve yerel söyleyişlere çokça yer verir.
Geleneksel ile çağdaş olanı, hayal ile toplumsal gerçekliği bir arada vermeye
çalıştığı eserlerinde özgünlüğü yakalama başarısı göstermiş nadir
yazarlardandır.
Tarımda sanayileşme ile
birlikte köylünün yaşadığı sorunlar, ağaların zulmü ve sömürüsü, ayakta kalmak
için direnen köylüler, pamuk ırgatlığına gelenlerin dertleri, çeltik tarlaları
sayesinde zengin olanlarla hastalıktan kırılanlar, düzene ve ağalara
başkaldıran yoksul insanlar romanlarında ele aldığı başlıca temalardır.
Yaşar Kemal, “İnce Memed” romanında Çukurova’da ağanın
zulmüne karşı çıkan ve toprağı için direnen bir kahramanı destanlaştırır. “Teneke”de çeltik tarlalarında ağalara
karşı mücadele eden köylünün yanında yer alan idealist bir kaymakamın öyküsünü
anlatır. “Ortadirek” romanında,
Toroslardan Çukurova’ya ırgatlık yapmaya gelen köylülerin zorlu yolculuklarını
anlatır. “Yer Demir Gök Bakır”
romanında hiçbir umudu, düşüncesi olmayan çaresiz insanların bir “mit”
yaratarak ona tutunmalarını anlatır. “Demirciler
Çarşısı Cinayeti” ve “Yusufçuk Yusuf” romanlarında ise
Çukurova’daki toplumsal yapının değişimini anlatır.
Yirmi yıl boyunca
sadece yaşadığı toprakları yazan Yaşar Kemal, 70’li yıllardan itibaren deniz
insanlarının öykülerine de yer vermeye başlar. “Al Gözüm Seyreyle Salih”te
Karadeniz’in küçük bir kasabasında bir çocuğun gözünden bakar dünyaya, “Deniz Küstü” romanında Anadolu’dan
İstanbul’a bin bir hayalle gelen insanların öyküsünü anlatır.
Yıllarca derlediği
Anadolu’nun masal ve efsanelerini iç içe geçirerek, halk öyküleri de anlatır
bize. Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik efsanelerini “Üç Anadolu Efsanesi” adıyla gözler önüne serer. Gelenekleri için
Mahmut Han’a savaş açan Ahmet’in hikâyesini “Ağrı Dağı Efsanesi” adlı kitabında, Yörük geleneklerinin yok
oluşunu ise “Binboğalar Efsanesi”nde
anlatır. Bunun gibi pek çok eserinde Anadolu’nun efsane ve masallarından
yararlanır.
Yaşar Kemal, bir
söyleşide kendi romancılığı hakkında şu sözleri söylemiştir: “Anadolu kültürü çok zengin bir medeniyet.
Türküleri, ağıtları, masalları, tekerlemeleri var. Ben gençliğimde bir folklor
meraklısıydım. Bir destan anlatıcısıydım. Sözlü edebiyatta bile her kişilik,
yani şair, anlatıcı, kendisine başka bir dil yaratmıştır. Gelenekten kurtulmak
ne kadar zorsa da kişilikler bir destan, bir şiir, bir ağıt dili yaratmaktan
kendilerini kurtaramamışlardır. Ben bunun gençliğimde tam bilincine vardım
diyemezsem de kokusunu aldım diyebilirim. Veysel’le Karacaoğlan, Pir Sultan
Abdal’la Dadaloğlu kendilerine has bir şiir dili yaratmışlardı. O geleneksel
halk şiirinin kırılmaz anlatımını, sesini kırmışlardı. Her destan anlatıcısı da
bölgesinin damgasıyla birlikte anlattığı destana, masala, tekerlemeye kendi
damgasını vuruyordu. Sonraları farkına vardığım bu başkalıklar, kişilikler,
anlatımlar üstünde çalıştım, bilinçlendim. Romana başladığım zaman artık
hazırdım.”
Gazeteciler
Cemiyeti’nin “Röportaj Armağanı”nı kazanan Yaşar Kemal, röportajlarını uzun
araştırmalar sonucu gerçekleştirmiştir. Röportaj yaptığı bölgenin ağacı, kuşu,
folkloruyla yakından ilgilenir, yörenin şivelerini olduğu gibi yansıtmaya
çalışır. Röportaj tekniğini iyi bilen yazar, roman ve hikâyelerini de röportaj
havasıyla yazmıştır.
Yaşar Kemal, ilk uzun
hikâyesini askerlik yıllarında kaleme alır.
“Pis Hikâye”, “Bebek”, “Dükkâncı” adlı öyküleri ilk hikâyeleri olarak
gösterilir. Bütün Hikâyelerini “Sarı
Sıcak” adı altında toplayan yazar, bu hikâyelerinde yoksulluk, şiddet,
dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu, insan doğa çatışması gibi konuları işler.
Yaşar Kemal, romanın
bir mimarisi, anlatımın bir kurgusu olduğunu, anlatımın kurguyu belirlediğini
ve kendi romanlarının Anadolu türkülerine çok benzediğini ifade eder. Onun
romancılığını evrensel ölçülere ulaştıran ögelerin başında yaratıcı kişiliği ve
doğayı benzersiz bir biçimde anlatışı gelir.
Yaşar Kemal,
edebiyatımızın uzun soluklu nehir
romanlarının yazarıdır. Dört ciltlik “İnce
Memed” dizisi, üç ciltlik “Akçasazın
Ağaları” dizisi, “Dağın Öte Yüzü” adı altında “Ortadirek”, “Yer Demir Gök
Bakır”, “Ölmez Otu” romanları, “Bir Ada Hikâyesi” dörtlüsü gibi uzun
soluklu romanların yazarıdır.
İstanbul’un insan
eliyle nasıl ölüme götürüldüğünü “Deniz
Küstü” adlı romanında, bu toprakların dilinin en parlak renklerini ise “Çakırcalı Efe”, “Binboğalar Efsanesi” gibi romanlarında görürüz.
Eserleri
İnce Memed (1955, 1969, 1984, 1987)
Teneke (1955)
Höyükteki Nar Ağacı (1982)
Ortadirek (1960)
Yer Demir Gök Bakır (1963)
Ölmez Otu (1968)
Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)
Yusufçuk Yusuf (1975)
Yılanı Öldürseler (1976)
Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)
Kuşlar da Gitti (1978)
Deniz Küstü (1978)
Yağmurcuk Kuşu (1980)
Kale Kapısı (1985)
Kanın Sesi (1991)
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1977)
Karıncanın Su İçtiği (2002)
Tanyeri Horozları (2002)
Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikâyesi IV (2012)
Tek Kanatlı Bir Kuş (2013)
Destansı Romanları
Üç Anadolu Efsanesi (1967)
Ağrıdağı Efsanesi (1970)
Binboğalar Efsanesi (1971)
Çakırcalı Efe (1972)
Çocuk Romanı
Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Karınca (1977)
Üçleme ve Dörtleme Şeklinde Yazılan Romanları
“Dağın Öte Yüzü” üçlemesi
Ortadirek
Ölmez Otu
Yer Demir Gök Bakır
“Bir Ada Hikâyesi” dörtlemesi
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
Karıncanın Su İçtiği
Tanyeri Horozları
Çıplak Deniz Çıplak Ada
“Kimsecik” üçlemesi
Kale Kapısı
Kanın Sesi
Hikâyeleri
Yaşar Kemal, ilk uzun hikâyesini askerlik yıllarında 1943’te yazar. Pis Hikâye, Bebek, Dükkâncı hikâyeleri ilk hikâyeleridir. 1950’den itibaren yayınlanan hikâyeler, 1952’de “Sarı Sıcak” adıyla bir kitapta toplanır. 1965’ten sonra yazdığı bazı hikâyeleri de ilk kitabına eklenerek “Sarı Sıcak Bütün Hikâyeler” olarak 1967 yılında yayınlanır. 22 hikâyeden oluşan bu eserde; yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa, insan-doğa çatışması gibi konular işlenir.
Röportajları
Yanan Ormanlarda Elli Gün
Çukurova Yana Yana
Peri Bacaları
(Bu yazılarının hepsini 1971 yılında çıkardığı “Bu Diyar Baştan Başa” adlı kitabında,1971’den sonraki röportajlarını da“Bir Bulut Kaynıyor” kitabında topladı.)
Derleme ve Denemeleri
Ağıtlar (1943)
Taş Çatlasa (1961)
Baldaki Tuz (1974)
Gökyüzü Mavi Kaldı (1977)
Ağacın Çürüğü (1980)
Sarı Defterdekiler (1997)
Ustadır Arı (1995)
Zulmün Artsın (1995)
Çeviri
Ayışığı Kuyumcuları (A.Vidalie, Thilda Kemal’le, 1977)
Genel
Değerlendirme
Yaşar Kemal,
eserlerinde ele aldığı konularla, roman türüne getirdiği yeniliklerle ve dünya
çapında aldığı birçok ödülle adından sıkça söz ettirmiş bir yazarımızdır.
Anadolu halkının
yabancı olmadığı konuları eserlerinde işleyen Yaşar Kemal, toplumcu gerçekçi çizgisinden
ayrılmamış ve bu sayede her kesimden okuyucu kitlesine ulaşmıştır.
Yazarın yöresel
söyleyişlere yer vermesi esere farklı bir hava kazandırmıştır. Yazar eserinde,
Anadolu insanını bütün yönleriyle ele almış, onların soysal, siyasal ve
kültürel özelliklerini başarıyla yansıtmıştır.
