Sinağrit Baba Hikâye İncelemesi

Öykü Hakkında

Edebiyatımızın önemli yazarlarından Sait Faik Abasıyanık’ın yazmış olduğu “Sinağrit Baba” adlı öykü, yazarın “Mahalle Kahvesi” adlı öykü kitabında yer almaktadır.

Öykünün Özeti

Öykü “Cehennem Nişanında beş kişiydik” diye başlıyor. Denizin derinliklerinde dolaşan Sinağrit Baba’nın tanıtımıyla devam ediyor. “Sinağrit Baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır.”

Sinağrit Baba, birinin oltasına yakalanıp bu yorucu ömrü bitirmek istemektedir. Bir vatozun, bir canavarın dişine bir yerini kaptırmaktansa bir insana yakalanmayı ve bir sofraya kurulmayı tercih eder.

Sinağrit Baba, beş oltayı da koklar. Onların hiç birini beğenmez. Çünkü her birinde bir kusur bulur. Balıkçılardan birincisi açgözlü, ikincisi korkak, üçüncüsü kıskanç, dördüncüsü hasis (cimri), beşincisi kibirlidir.

Sinağrit Baba, mercan balıklarının yakalanışını seyrederken aşağıya büyük ışıklar saçan bir olta iner. Sinağrit Baba, ümitle oltaya doğru koşar. Bu tanımadığı birinin oltasıdır. Yemi ağzına aldığında bunun tam da aradığı adam olduğunu sanır. O anda yakalanır. Sandala düştüğü anda kendisini yakalayana sevinçle bakar. Birdenbire ürpererek sandalın döşemelerini dövmeye başlar. Yakalandığı kişi göründüğü gibi biri değildir. O, ömrü boyunca hiçbir imtihan geçirmemiş, ikiyüzlü biridir. Sinağrit Baba, son nefesini pişman ve mağlup bir şekilde verir.

Öyküdeki Kişiler

Sinağrit Baba

Pırıl pırıl, eleğimsağma (gökkuşağı) rengi pullarıyla, ağır ağır, muhteşem bir ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşan, ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamış bir balıktır. Kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiş, ne oltalar koparmıştır. Mercan balıklarının nasıl kurtulacağını bilir ama kurtarmak için hiçbir şey yapmaz. Balıkçıların çoğunu tanır ve onların kişilik özelliklerini bilir.

Balıkçı Hristo

Kusurlu bir adamdır. Gözü açtır. İçinden pazarlıklıdır. Fukaradır ama kibirli değildir.

Balıkçı Hasan

Korkak biridir. Başka bir özelliğinden bahsedilmiyor.

Balıkçı Yakup

İyidir, hoştur, sevimlidir, edepsizdir, külhanidir. Ama kıskançtır.

Hasis

Öyküde sadece cimri olduğu belirtilir, başka bir özelliğine yer verilmiyor.

Nikoli

Onda kusur mu yoktu. Evvela sarhoştu. Sonra ahlaksızdı, kendini düşünürdü ama cesurdu, cömertti, hiç kıskanç değildi. Fukara idi. Kibirli idi.

Sinağrit Baba’yı yakalayan oltanın sahibi

Hiç imtihan geçirmemiş biridir. Ömrü boyunca cesur, cömert, mağrur yaşamıştır. Ancak ikiyüzlüdür. Seneler boyunca ne cesaretini, ne cömertliğini, ne gururunu bir tecrübeye, bir imtihana tabi tutturmamış, her devirde talihi yaver gitmiş biridir.

Olay

Belirgin, merak uyandıran ve gelişen bir olay yoktur. Günlük yaşantıdan bir kesit alınmış ve anlatılmıştır. Böyle öykülere “Çehov tarzı öykü” ya da “durum-kesit” öyküsü denir.

Mekân

Öykü, denizde “Cehennem Nişanı” denen yerde geçer. Burası sandalla balık tutulan bir yerdir.

Zaman

Zaman tam olarak belirtilmemiş “bir ocak akşamı” şeklinde ifade edilir.

Dil ve Anlatım

Öykünün şiirsel bir anlatımı vardır. Betimlemeler canlı, renkli ve özgündür.

Öyküde, “kolyoz, vatoz, yakamoz, zoka, mercan” gibi deniz ve denizcilikle ilgili terimlere yer verilir.

Sait Faik’in anlatımında bir şairin hassasiyeti kadar, bir ressamın görme ve tasvir etme gücü de vardır. Yazarın özgün benzetmeleri ve akıcı üslubu öyküye ayrı bir hava verir.

Öykünün Konusu ve Ana fikri

Yazar, Sinağrit Baba’nın gözünden hayata ve insanlara bakış açısını anlatıyor. Sevdiği ve sevmediği şeyleri sıralıyor. Görünüşün her zaman aldatıcı olabileceğini özellikle vurguluyor. İkiyüzlülükten nasıl nefret ettiğini açık ve net bir şekilde dile getiriyor.

Konu: Sinağrit Baba’nın son günleri

Ana fikir: Bir insanın gerçek kişiliği birtakım zorluklar yaşamadan ortaya çıkmaz.

Yazar Hakkında - Sait Faik Abasıyanık

Hayatı

Sait Faik Abasıyanık, 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. Gerçek adı Mehmet Sait’tir. Babası Mehmet Faik Bey, kereste tüccarıydı. İlköğrenimine Adapazarı’nda başlayan Sait Faik, ortaöğrenimine İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi’nde devam etti. Yazmaya bu dönemde şiirle başladı.

İlk öyküsü “İpek Mendil”i 1926 yılında yazdı. 1929’da Kenan Hulusi aracılığıyla “Uçurtma” adlı öyküsü Milliyet gazetesinde yayınlandı.

1928 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra babasının isteği üzerine İsviçre’ye iktisat okumaya gitti. Oradan Fransa’ya geçti.

1931-1935 yılları arasında Fransa’da kaldı. Kültürel yapısı ilginç gelen Grenoble şehrinde uzun süre kalarak entelektüel çevrelere girdi. Burada sürdürdüğü düzensiz yaşam yüzünden, babası tarafından geri çağrıldı. 1935 yılında üniversite öğrenimini bırakarak Türkiye’ye döndü.

Bir süre Halıcıoğlu Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Ardından babasının açtığı toptancı tahıl mağazasını işletmekle uğraşsa da başarılı olamadı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında “Haber” gazetesinde adliye muhabirliği yaptı. Bu dönemden sonra sadece yazı işleriyle uğraşmaya başladı.

1936’da ilk kitabı “Semaver” yayınlandı. 1939 yılında babasının ölümü üzerine yazmayı bıraktı. Annesiyle birlikte Burgazada’daki evinde yaşamaya başladı.

1940 yılında, Türkiye’de siyasi yönetimin yazarlara baskısının ağır olduğu bir dönemde, “Şahmerdan” adlı kitabını yayınladı. Bu kitapta bulunan bir öykü nedeniyle yargılandı. Beraatına karar verilinceye kadar “Medar-ı Maişet Motoru” adlı kitabı da toplatıldı.

1951 yılında yazdığı “Kayıp Aranıyor” adlı kitabı yayınlandı.

1953 yılında Amerika’da bulunan “Mark Twain Derneği”ne fahri üye seçildi.

Sait Faik, 11mayıs 1954’te Burgazada’daki evinde, siroz hastalığı nedeniyle hayata gözlerini yumdu. İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

1963 yılında annesinin ölümünden sonra evi “Sait Faik Müzesi” haline getirildi. Vasiyeti gereğince eserleri Darüşafaka Derneği’ne bırakıldı. Annesi Makbule Hanım’ın ölümünden bir yıl sonra başarılı öykücülere “Sait Faik Hikâye Armağanı” verilmeye başlandı.

Edebi Kişiliği

Sait Faik, öykü ve şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk öyküsü “Uçurtmalar” adıyla “Milliyet” gazetesinde yayınlandı.

Sait Faik, İstanbul’da okuduğu liseden atılınca Bursa Lisesi’ne gitti. Burada edebiyat dersinde ödev olarak “İpek Mendil” adlı öyküsünü yazdı. Öykünün hem edebiyat öğretmenleri hem de öğrenciler tarafından beğenilmesi sonucu “Zemberek” adlı ikinci öyküsünü de yazdı. Öyküleri 1934 yılından itibaren o dönemin en saygın edebiyat dergilerinden biri olan “Varlık” dergisinde yayınlanmaya başladı. Kısa zamanda tanındı.

Sait Faik’in öykülerini; “Çocukluk anıları ve Adapazarı”, “Bursa gözlemleri, Fransa yılları”, “İstanbul’un kenar semtleri”, “Adalar’da geçen günler ve balıkçılar” olmak üzere dört başlık altında inceleyebiliriz.

Yazarın savruk yapısı öykülerine de yansır. Onun öykülerini okurken “ne zaman biter” diye sayfa sayısına bakmazsınız. Öykülerinde genellikle; bireysel duygulanımlar, bilinçaltı, tedirginlik, yalnızlık gibi konular ön plana çıkar.

Sait Faik, ilk öykülerini genellikle gözlemlerinden hareketle yazdı. Bu nedenle, bu öykülerinde gözlemlerden kaynaklanan bir gerçekçilik görülür. Ancak bu toplumsal değil, bireysel bir gerçekliktir.

Sait Faik, güçlü bir sanatçı olmakla birlikte, daha çok öznel bir bakış açısına sahiptir. İçten ve akıcı bir üslubu vardır. Öyküleri herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği niteliktedir. Öykülerinde günlük konuşma dilini, argoyu, halk söyleyişlerini ustalıkla kullanmayı bilmiştir.

Öyküleriyle kişiliği arasında yakın ilişki bulunan sanatçılarımızdan biridir. Çoğunlukla eserlerinde sıradan insanları işleyen yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamamıştır. Hikâye kahramanlarında olumsuz yön aramaması ve onların iyi yönlerini göstermesinin nedeni yazarın kendi yapısından değil, ideale ulaşma düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Herkes gibi görünmek, herkes gibi olmak, herkese uyma isteği onda sonradan edinilmiş bir his değil, doğuştan gelen bir özelliktir. Annesinin yakın ilgisi ve babasının ilgisizliğinden kaynaklanan çekingen, kendini çevresinden gizleyen, anlamak ve anlaşılmak istemeyen bir kişiliği vardır. Hakkında söylenen yergiler kadar övgülere de karşı çıkıyordu. Çabuk kırılan bir yapıya sahipti. İlk kitabının fazla satmaması nedeniyle çok üzülmüş ama yine de yazmaya devam etmişti. Üst üste gelen olumsuzlukların ardından Burgaz Ada’ya çekilmiş, adadaki yaşamında, balıkçılık ve ada halkıyla ilgilenmiş, sonrasında bunları hikâyelerine konu etmiştir. Yazmaya olan tutkusunu bir öyküsünde şöyle ifade eder:

“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım. (Haritada Bir Nokta)”

Sait Faik, İstanbul’da zamanının çoğunu Beyoğlu’nda geçirirdi. İstiklal caddesinde aşağı yukarı dolaşır, gece yarıları batakhanelere gider, söylenenleri dinler, insanları inceler, onlardan bir şeyler çıkarmaya çalışırdı. Yakın dostlarını candan severdi. Çocuk gibi küser, ancak kin tutmazdı. Konuşması küfürlüydü. Hikâyelerini yazmadan önce uzun uzun dolaşır, gözlemler yapar sonra bir yere kapanarak yazmaya başlardı. Bazen kalemi kâğıdı cebine koyar, Burgaz’daki çamlığa giderdi. Orada, doğayla baş başa aklına geleni yazardı. Çoğu zaman evde geç vakitlere kadar hikâyeleri üzerine çalışırdı.

Yazar, siroz hastalığına yakalandıktan sonra ölüm korkusu yaşamaya başladı. Bu durum bütün davranışlarını etkiledi ve hikâyelerine de yansıdı.

“Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.” (Hişt Hişt)

Onun eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve davranış çıkmazlarının zengin bir tasviri vardır. Bu eserlerde yalnız Sait Faik’in değil kargaşanın ortasında bırakılmış kuşakların dramı da vardır.

Bir sanatçının ruhsal durumu, yaşantısına olduğu kadar sanatına da yansır. Eserleri, doğrudan sanatçının hayatını yansıtmasa da içinde yazarın hayatına ışık tutacak ipuçları taşır. Bu durum Sait Faik’in hikâyelerinde açıkça görülür.

Sait Faik’in yaşadığı zamana ve topluma uyum zorluğunun sonuçlarından biri de geçmişi yaşama tutkusudur. “Sevmek Korkusu”, “Ben Ne Yapayım”, “Bilmem Neden Böyle Yapıyorum” gibi hikâyelerinde yazarın yaşantısından kesitler yer alması bu tutkuyu ortaya koyar niteliktedir.

Hikâyelerinin konularını ve kahramanlarını kendi yaşadığı çevreden seçen Sait Faik’in kendine de kişi kadrosunda yer vermesi iç sıkıntılarını, bunalımlarını ve yalnızlığını kendi ifadeleriyle dikkatlere sunması veya olay akışını kesip bireysel durumunu sezdirici sözlere yer vermesi bize, yazar - eser arasındaki bağlantının varlığı hissettirir.

Sait Faik’in kimilerine göre uzun öykü sayılan iki adet romanı yayınlandı. Bunun yanında öykü niteliği taşıyan 50 kadar röportajı, 171 öyküsü, 49 söyleşisi 13 kitapta toplandı. Son kitabı “Mahkeme Kapısı” “Haber” gazetesindeki röportajlarını kapsar. Basılmış 16 kitabı vardır. Kitapları genellikle “Varlık” ve “Bilgi” yayınevlerinde basılmıştır.

Sait Faik, 1953 yılında “Mark Twain Derneği” tarafından, modern akıma verdiği hizmetlerden dolayı hem ödül almış hem de onur üyeliğine uygun görülmüş dünya çapında bir yazardır.

Eserleri

Öykü
Semaver (1936)
Sarnıç (1939)
Şahmerdan (1940)
Lüzumsuz Adam (1948)
Mahalle Kahvesi (1950)
Havada Bulut (1951)
Kumpanya (1951)
Havuz Başı (1952)
Son Kuşlar (1952)
Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954)
Az Şekerli (1954)
Tüneldeki Çocuk (1955)
Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları / 1956)
Roman
Medar-ı Maişet Motoru (1944 / ikinci baskı “Birtakım İnsanlar” adıyla 1952)
Kayıp Aranıyor (1953)
Yaşamak Hırsı (1954)
Şiir
Şimdi Sevişme Vakti (1953)

Genel Değerlendirme

Öyküde, yazar bize iç dünyasını yansıtır. Öykünün asıl kahramanı yazarın kendisidir. Yazar Sinağrit Baba’ya bakınca kendiyle ilgili pek çok özellik görür. Yanılgılarını ve yaptığı yanlış seçimleri hatırlar. Sinağrit Baba üzerinden duygu, düşünce ve hayal kırıklıklarını anlatır.

Sinağrit Baba, şiirsel anlatımıyla bir solukta okunabilecek, konu itibarıyla üzerinde durup düşünülecek yoruma açık bir öykü niteliği taşıyor.

EN ÇOK OKUNAN YAYINLAR

Kaldırımlar Şiir İncelemesi

Sanat Şiir İncelemesi

Otuz Beş Yaş Şiir İncelemesi

Ben Sana Mecburum Şiir İncelemesi

Çoban Çeşmesi Şiir İncelemesi